Bir Anne, Bir Eş, Bir Kız: Arada Kalan Hayatım
“Murat, annen yine mi geliyor?” diye sordu Zeynep, sesi titrek ve yorgun. Kucağında altı aylık kızımız Elif’i sallıyordu. Gözlerinin altı mor halkalarla çevriliydi; uykusuzluktan, yorgunluktan ve belki de benden…
O an kapı zili çaldı. Annemin sesi, apartman boşluğunda yankılandı: “Murat! Aç kapıyı oğlum!”
İçimde bir düğüm oluştu. Zeynep’in bakışlarıyla annemin sesi arasında kaldım. Kapıya yöneldim, elim titriyordu. Kapıyı açar açmaz annem içeri daldı, elinde poşetler, yüzünde o tanıdık memnuniyetsiz ifade.
“Ne bu halin Zeynep? Çocuğa bakamıyor musun? Evin hali de perişan!”
Zeynep’in gözleri doldu. Elif ağlamaya başladı. Annem hemen torununu kucağına almak istedi ama Zeynep istemedi. “Daha yeni uyudu, lütfen…”
Annemin sesi yükseldi: “Sen annelik bilmiyorsun! Ben üç çocuk büyüttüm, sen bir tanesine bakamıyorsun!”
O an içimde bir şeyler koptu. Ne anneme karşı gelebiliyorum ne de Zeynep’i koruyabiliyorum. Sanki iki ateş arasında kalmıştım. Annem bana döndü:
“Murat, sen de bir şey söyle! Bu evde sözün geçmiyor mu?”
Zeynep bana baktı, gözlerinde hem öfke hem de yardım isteği vardı. Ama ben… ben sadece sustum.
O günün gecesi Elif’i zorla uyuttuk. Zeynep sessizce ağladı. Yanına oturdum, elini tuttum ama o elini çekti.
“Sen neden hiç beni savunmuyorsun Murat? Ben bu evde yalnızım. Senin annen bana her gelişinde hakaret ediyor, sen de susuyorsun.”
Ne diyebilirdim ki? Annem bana çocukluğumdan beri hep “ailenin direği olacaksın” derdi. Ama şimdi ne direk olabiliyordum ne de sığınak…
Ertesi sabah annem erkenden kalktı, mutfağa girdi. Zeynep’in yaptığı yemeği çöpe döktü, kendi böreğini fırına sürdü. “Bunu Elif yesin, sağlıklı olur,” dedi.
Zeynep’in sabrı taştı: “Ben kendi çocuğuma ne yedireceğimi bilirim!”
Annem bağırdı: “Senin bildiğin bir şey yok! Benim torunum aç kalacak senin yüzünden!”
O an Elif ağlamaya başladı. Annem hemen koştu, kucağına almaya çalıştı ama Zeynep izin vermedi. İkisi arasında Elif’in kolu sıkıştı, bebek daha da çok ağladı.
Ben donup kaldım. Ne yapacağımı bilemedim. Annem bana döndü:
“Bak oğlum, bu kadın seni senden koparıyor! Eskiden böyle miydin sen? Benim oğlumdun!”
Zeynep ise sessizce odasına çekildi. Kapıyı kapattı, içeriden hıçkırıkları geliyordu.
O gece annem gittiğinde evde bir sessizlik çöktü. Zeynep yanıma gelmedi. Ben de salonda uyudum. Sabah olduğunda Zeynep’in gözleri şişmişti.
“Murat,” dedi sessizce, “Ben böyle devam edemem. Ya annenle aramda duracaksın ya da ben Elif’i alıp anneme gideceğim.”
İçimde fırtınalar koptu. Annemi çok seviyordum ama Zeynep’siz bir hayatı da düşünemiyordum. O gün işe gitmedim. Annemi aradım:
“Anne, lütfen biraz ara verelim. Zeynep’le sorunlarımız var.”
Annemin sesi buz gibiydi: “Demek gelinin kazandı! Sen de onun kuklası oldun!”
Telefonu kapattım. Ellerim titriyordu.
Zeynep’e döndüm:
“Bak, anneme söyledim. Bir süre gelmeyecek.”
Zeynep’in gözlerinde bir umut parladı ama hemen söndü:
“Peki ya sonra? Hep böyle mi olacak? Sen gerçekten benim yanımda mısın Murat?”
Cevap veremedim.
Günler geçti. Annem aramadı, eve uğramadı. Evde bir huzur vardı ama içimde bir boşluk… Babam küçükken vefat etmişti; annem bizi tek başına büyütmüştü. Onun sevgisi hep sertti ama gerçekti.
Bir akşam Elif’i uyuturken Zeynep yanıma geldi:
“Murat, ben seni seviyorum ama bu şekilde devam edemem. Kendi ailemizi kurmak istiyorum; senin annenin gölgesinde değil.”
O gece düşündüm: Ben kimim? Bir oğul mu? Bir baba mı? Bir eş mi?
Ertesi hafta annemi ziyarete gittim. Kapıyı açınca yüzüme bile bakmadı.
“Anne,” dedim, “Ben seni çok seviyorum ama artık kendi ailemin sorumluluğunu almak zorundayım.”
Annem gözyaşlarını saklamaya çalıştı:
“Siz beni istemiyorsunuz artık… O kadın seni benden kopardı.”
Yanına oturdum:
“Anne, kimse seni benden koparamaz ama ben artık büyüdüm. Kendi ailemi korumak zorundayım.”
Annem uzun süre sustu. Sonra başını salladı:
“Belki de haklısın oğlum… Ama ben de yalnız kaldım.”
O an anladım ki bu savaşta kazanan yoktu; herkes biraz kaybediyordu.
Eve döndüğümde Zeynep’e sarıldım:
“Sana ve Elif’e söz veriyorum; bundan sonra önceliğim sizsiniz.”
Zeynep ağladı; bu sefer mutluluktan mı, korkudan mı bilmiyorum.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir ailede dengeyi bulmak mümkün mü? Yoksa hepimiz biraz eksik mi kalıyoruz? Siz olsanız ne yapardınız?