Geçmişin Gölgesinde: Bir Affetme Hikayesi
“Yeter artık!” diye bağırdı annem, mutfağın kapısını çarparken. O an, gece yarısı uykumdan sıçradım. Babamın sesi daha da yükseldi: “Senin yüzünden bu hale geldik!” O küçücük odada, battaniyemin altına saklanırken, kalbim göğsümden fırlayacak sandım. O gece, çocukluğumun huzuru sonsuza dek kayboldu.
Yıllar geçti. Şimdi ben de bir eşim, bir oğlum var. Ama ne zaman eşim Elif’le tartışsak, içimde o eski korku tekrar canlanıyor. Sanki annemle babamın kavgası bizim evimizin duvarlarında yankılanıyor. Elif bir gün bana dönüp, “Beni gerçekten dinliyor musun? Yoksa sadece susturmaya mı çalışıyorsun?” dediğinde, gözlerinin içindeki kırgınlığı gördüm. O an, kendi babamın yüzünü hatırladım; anneme bakarkenki o öfkeyi, çaresizliği.
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Babam belediyede çalışırdı, annem ev hanımıydı. Herkes gibi sıradan bir aileydik ama akşam olunca evimizde huzur kalmazdı. Babamın işten yorgun argın gelişiyle başlayan sessizlik, en ufak bir yanlış anlaşılmada patlayan tartışmalara dönüşürdü. Annem çoğu zaman ağlardı. Ben ise kardeşim Zeynep’le odada birbirimize sarılırdık.
Bir gün, babam evi terk etti. Annem günlerce konuşmadı. O zamanlar anlamamıştım ama şimdi biliyorum; bazen en büyük acı, söylenmeyen sözlerde saklıdır. Annem yıllarca babama kızgın kaldı. Ben de öyle… Ta ki Elif’le evlenene kadar.
Elif’le tanıştığımda üniversitedeydim. O kadar neşeliydi ki, yanında geçmişin karanlığı siliniyor gibiydi. Ama evlendikten sonra, işler değişti. İş bulmakta zorlandım, maddi sıkıntılar baş gösterdi. Elif’in ailesi başta destek oldu ama zamanla onların da sabrı tükendi. Bir gün kayınvalidem aradı: “Kızımın yüzünü güldüremedin ya, yazıklar olsun sana!” dediğinde, içimdeki tüm yaralar yeniden kanadı.
Oğlumuz Mert doğduğunda her şeyin düzeleceğini sandım. Ama uykusuz geceler, geçmeyen borçlar ve Elif’in bitmek bilmeyen yorgunluğu bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Bir akşam Elif mutfakta ağlarken yanına gittim. “Ne oldu?” dedim. “Hiçbir şey… Sadece yoruldum,” dedi sessizce. O an annemi hatırladım; aynı cümleyi kaç kez kurmuştu kim bilir.
Bir gece kavga ettik. Seslerimiz yükseldi, Mert ağlamaya başladı. Elif bana dönüp, “Sen de baban gibisin!” diye bağırdı. O an dünya başıma yıkıldı. Çünkü en çok korktuğum şey buydu: Babam gibi olmak.
Ertesi sabah işe giderken otobüste camdan dışarı bakıyordum. Kendi kendime sordum: “Neden hep aynı hataları yapıyoruz? Neden geçmişin gölgesi peşimizi bırakmıyor?” O gün karar verdim; bu döngüyü kırmalıydım.
Bir psikoloğa gitmeye başladım. İlk seanslarda konuşmak çok zordu. “Babamı affedemedim,” dedim bir gün gözlerim dolarak. Psikologum Gül Hanım sessizce dinledi ve sonra şöyle dedi: “Affetmek unutmak değildir; yükünü taşımamaktır.” O söz içime işledi.
Elif’le konuşmaya başladım. Ona çocukluğumu anlattım, korkularımı paylaştım. İlk başta bana kızdı: “Ben senin annen değilim!” dedi öfkeyle. Ama sonra gözleri doldu: “Ben de annem gibi olmak istemiyorum,” dedi sessizce.
Birlikte değişmeye karar verdik. Kolay olmadı; her tartışmada eski yaralar açıldı, eski sözler tekrarlandı. Ama pes etmedik.
Bir gün babamdan bir mesaj geldi: “Oğlum, görüşebilir miyiz?” Yıllardır konuşmamıştık. Kalbim sıkıştı ama kabul ettim.
Küçük bir çay bahçesinde buluştuk. Babam yaşlanmıştı; saçları bembeyaz olmuştu. Göz göze geldik ve uzun süre konuşamadık. Sonunda o başladı: “Sana ve annenize çok şey borçluyum… Ama o zamanlar başka türlü davranmayı bilmiyordum.” Gözleri doldu: “Seni kaybetmekten hep korktum.”
O an içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. “Baba,” dedim titreyen sesimle, “ben de seni affedemediğim için kendimi affedemedim.” Sarıldık; yılların yükü omuzlarımızdan kalktı sanki.
Eve döndüğümde Elif’e sarıldım ve ona teşekkür ettim: “Sen olmasaydın, geçmişimi asla geride bırakamazdım.” O da bana sarıldı: “Birlikte iyileşiyoruz,” dedi.
Şimdi oğlum Mert’e bakarken tek dileğim var: Onun çocukluğu bizimkinden farklı olsun; sevgiyle, anlayışla büyüsün.
Bazen düşünüyorum: Geçmişin gölgesinden kurtulmak mümkün mü? Yoksa hepimiz biraz annemizden, babamızdan mı ibaretiz? Sizce affetmek gerçekten özgürleşmek midir?