Küçük Bir Hayatın Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi

“Elif! Yine mi camdan bakıyorsun? Git de bir işe yara!” Annemin sesi, mutfaktan yükselirken içimdeki huzursuzluğu daha da büyüttü. O an, pencereden dışarı bakarken, karla kaplı bankta oynayan çocukları ve onların annelerini izliyordum. Hepsi bir arada, gülüyor, konuşuyor, hayatın içinde yer alıyorlardı. Ben ise, sanki camın arkasında sıkışıp kalmıştım; ne dışarıya aitim, ne de evin içine.

Hızla siyah botlarımı giydim, kahverengi paltomu üzerime geçirdim, ona uygun yün beremi taktım. Deri çantamı kaptığım gibi evden çıktım. Merdivenlerde annemin sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Kızım, biraz da bana yardım et! Her şeyi ben mi yapacağım?”

Apartmanın soğuk koridorunda bir an durup nefes aldım. Belki de annem haklıydı; ben hep kaçıyordum. Ama neden? Çünkü evdeki hava, her geçen gün daha da ağırlaşıyordu. Babam yıllar önce başka bir şehirde iş bulmuştu ve ayda bir zar zor gelirdi. Annem ise, onun yokluğunda hem anne hem baba olmaya çalışırken bana karşı sabırsız ve kırıcı olmuştu.

Dışarı çıktığımda kar hâlâ yağıyordu. Mahalledeki kadınlar, çocuklarını oynatırken bir yandan da dedikodu yapıyorlardı. “Elif’in annesi yine yalnız kalmış,” dedi biri fısıltıyla. Diğeri hemen atıldı: “Kızı da iyice içine kapandı. Hiç kimseyle konuşmuyor.”

Onların sözleri kulağıma çalındı ve içimde bir yer daha kırıldı. Ben gerçekten de kimseyle konuşmuyordum. Okuldan mezun olduktan sonra iş bulamamıştım. Üniversiteye gitme hayalim vardı ama babam ‘Kız kısmı okuyup ne yapacak?’ deyince sustum. Annem de babama destek çıkınca hayallerim bir köşede çürüdü.

Bir gün, mahalledeki markete uğradım. Kasada çalışan Ayşe abla bana gülümsedi: “Elif, nasılsın kızım? Seni hiç göremiyoruz.”

“İyiyim abla,” dedim kısık sesle.

“Bak kızım, gençsin. Evde oturmakla olmaz bu işler. Bir kursa yazıl mesela, dikiş-nakış olur, bilgisayar olur… Kendini geliştir.”

Ayşe ablanın sözleri kulağımda çınladı ama eve döndüğümde annem yine bağırıyordu: “Yine mi geç kaldın? Akşam yemeği hazır değil! Senin yüzünden komşular ne der?”

O gece odama çekildim. Pencerenin önünde oturup karanlığa baktım. İçimde bir fırtına kopuyordu. Annemin bana olan öfkesi, babamın uzaklığı ve mahalledeki insanların yargılayıcı bakışları… Hepsi üstüme üstüme geliyordu.

Bir sabah, annemle büyük bir kavga ettik. “Senin yüzünden bu hale geldik!” diye bağırdı bana. “Baban da senin yüzünden eve gelmiyor!”

O an gözlerim doldu. “Ben ne yaptım anne? Ben sadece biraz sevilmek istiyorum!”

Annem sustu, gözlerini kaçırdı. O an anladım ki o da yalnızdı; o da sevilmek istiyordu ama bunu bana öfkeyle gösteriyordu.

Bir hafta boyunca evde kimseyle konuşmadım. Yemekleri hazırladım, evi temizledim ama içimdeki boşluk büyüdü de büyüdü. Bir gece, babam aradı. Telefonu açtığımda sesi yorgundu:

“Elif, annen nasıl?”

“İyi baba.”

“Sen nasılsın?”

İşte o an ağlamamak için kendimi zor tuttum. “İyiyim,” dedim ama değildim.

Babam sustu. “Bak kızım,” dedi sonra, “Hayat zor ama sen güçlü olmalısın.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah olduğunda kararımı verdim: Artık kendi hayatımı kuracaktım.

İlk iş olarak belediyenin açtığı bilgisayar kursuna başvurdum. Anneme söylemeye korktum ama başvurdum. İlk gün kursa giderken ellerim titriyordu; mahalledeki kadınlar arkamdan bakıp fısıldaştılar: “Elif nereye gidiyor acaba?”

Kursta ilk defa kendimi bir yere ait hissettim. Orada benim gibi başka genç kızlar da vardı; hepsi farklı hikâyeler taşıyordu ama ortak noktamız aynıydı: Görünmez olmak.

Bir gün kurstan eve dönerken annem kapıda bekliyordu.

“Neredesin sen?” diye sordu öfkeyle.

“Anne, kursa gidiyorum,” dedim cesaretimi toplayarak.

“Ne kursuymuş bu? Evde iş yok mu?”

“Anne, ben de bir şeyler yapmak istiyorum. Hep evde kalmak istemiyorum.”

Annem önce sustu, sonra gözleri doldu: “Ben de isterdim kızım… Ama hayat izin vermedi.”

O an annemin de hayalleri olduğunu fark ettim; belki o da gençken başka bir hayat istemişti ama şartlar izin vermemişti.

Aylar geçti. Kurstan sertifikamı aldım ve küçük bir şirkette işe başladım. İlk maaşımı aldığımda anneme küçük bir hediye aldım; eski bir radyoyu çok severdi, ona yenisini aldım.

Annem hediyeyi alınca gözleri doldu: “Seninle gurur duyuyorum Elif,” dedi sessizce.

Hayat hâlâ kolay değil; mahalledeki kadınlar hâlâ konuşuyor, babam hâlâ uzakta ama artık biliyorum ki kendi yolumu çizebilirim.

Bazen pencereden dışarı bakarken hâlâ o eski yalnızlığı hissediyorum ama artık biliyorum ki görünmez olmak kader değilmiş; insan isterse kendi sesini bulabiliyormuş.

Siz hiç kendi sesinizi bulmak için her şeye rağmen mücadele ettiniz mi? Yalnızlığınızla nasıl başa çıktınız?