Son Anda Gelen Affın Gölgesinde: Bir Anne-Kız Hikayesi

“Sakın bir daha beni arama anne! Sakın! Duydun mu? Bir daha asla!” diye bağırdım telefona, sesim titreyerek. Ahizeyi öyle bir hızla yerine koydum ki, eski telefonun zili hâlâ kulağımda çınlıyordu. Ellerim titriyordu, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Mutfaktaki sandalyeye çöktüm, nefesim kesilmişti. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfkenin ve kırgınlığın ağırlığıyla eziliyordum.

O sırada Elif kapıdan başını uzattı. “Anne, ne oldu? Kimdi arayan?” dedi endişeyle. Gözleri kocaman açılmıştı, sesimdeki kırılmayı hemen hissetmişti. “Kimse,” dedim boğuk bir sesle. “Önemli biri değildi.”

Elif yanıma yaklaştı, elini omzuma koydu. “Yine anneannen mi?” diye sordu fısıltıyla. Cevap vermedim. Sadece başımı salladım. O an gözlerim doldu; ama ağlamamaya çalıştım. Elif’in yanında güçlü görünmek istiyordum. Ama içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu.

Annemle aramda yıllardır süren bir soğukluk vardı. Babam öldüğünden beri, annemle hiçbir zaman aynı dili konuşamadık. O hep kendi doğrularını bana dayattı, ben ise onun gölgesinde ezildim. Üniversiteye gitmek istediğimde karşı çıkmıştı, “Kız kısmı okuyup ne yapacak?” demişti. Sevdiğim adamla evlenmek istediğimde ise “O çocuk sana göre değil!” diye bağırmıştı. Hiçbir zaman bana güvenmedi, hep kendi korkularını bana yükledi.

Yıllar geçti, ben evlendim, Elif doğdu. Ama annemle aramızdaki mesafe hiç azalmadı. Her bayramda, her telefonda aynı tartışmalar, aynı suçlamalar… Sonunda pes ettim; aramayı kestim. O da aramadı uzun süre. Ta ki bu sabaha kadar…

Telefon çaldığında numarasını görünce elim titredi. Açmasam mı diye düşündüm ama içimde bir umut vardı belki bu sefer farklı olur diye… Ama yine olmadı. Yine aynı suçlamalar, yine aynı sitemler… “Kızım sen beni hiç anlamadın!” dedi ağlamaklı bir sesle. “Sen de beni hiç anlamadın anne!” dedim ben de. Sonra o cümle döküldü dudaklarımdan: “Bir daha beni arama!”

Elif’in gözlerinde korku ve merak vardı. “Anne, neden bu kadar üzgünsün? Anneannem sana ne yaptı?”

Bir an duraksadım. Elif’e anlatmak istemiyordum; ama içimdeki yük o kadar ağırdı ki… “Bazen insanlar birbirini çok sever ama yine de anlaşamaz Elif,” dedim sessizce. “Bazen en sevdiklerin bile seni en çok yaralayanlar olur.”

Elif sarıldı bana. Küçük elleriyle sırtımı okşadı. “Ben seni hiç üzmeyeceğim anne,” dedi masumca.

O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Sen beni hiç anlamadın…” Gerçekten anlamamış mıydım? Yoksa anlamak istememiş miydim? Kendi anneliğimi düşündüm sonra… Elif’e karşı bazen ne kadar katı olduğumu, onun isteklerini bazen nasıl görmezden geldiğimi… Acaba ben de annem gibi miydim?

Ertesi gün işe gitmek için evden çıktığımda hava kapalıydı. Otobüste camdan dışarı bakarken çocukluğumun geçtiği mahalleyi hatırladım. Annemle pazara gidişlerimizi, birlikte yaptığımız börekleri… O zamanlar her şey daha kolaydı sanki. Sonra babam öldü ve annem değişti; ya da belki ben büyüdüm ve her şeyi farklı görmeye başladım.

O gün işyerinde hiçbir şeye konsantre olamadım. Sürekli annemi düşünüyordum. Ya ona bir şey olursa? Ya bu son konuşmamız olursa? İçimde bir pişmanlık büyüyordu.

Akşam eve döndüğümde Elif odasında ders çalışıyordu. Ben mutfağa geçip çay koydum, sonra masaya oturup anneme mektup yazmaya başladım:

“Anne,
Bugün sana çok ağır şeyler söyledim. Belki de hak etmedin… Belki de ben de seni hiç anlamadım. Ama bilmeni isterim ki seni hep sevdim. Sadece bazen çok yoruldum… Beni affet.”

Mektubu bitirdiğimde gözyaşlarım masaya damlıyordu. Ertesi sabah mektubu postaya verdim.

Günler geçti, annemden ses çıkmadı. İçimdeki pişmanlık büyüdükçe büyüdü. Bir akşam telefon çaldı; numara yine annemindi.

Açmaya korktum ama Elif yanımdaydı, “Aç anne,” dedi cesaretle.

Telefonu açtığımda annemin sesi çok zayıftı: “Kızım…” dedi sadece.

“Anne…” dedim ben de ağlayarak.

“Ben hastanedeyim kızım,” dedi annem kısık bir sesle. “Belki de son kez konuşuyoruz…”

Dünya başıma yıkıldı o an. Elif’e sarıldım ve hemen hastaneye koştuk.

Annemin odasına girdiğimde gözleri doluydu. Elimi tuttu sıkıca.

“Beni affet kızım,” dedi titrek bir sesle.

“Sen de beni affet anne,” dedim ben de gözyaşları içinde.

O an yıllardır aramızda biriken bütün buzlar eridi sanki. Elif yanımızda duruyordu; üç kuşak kadın, birbirimize sarılmış ağlıyorduk.

Annem birkaç gün sonra vefat etti. Ama o son anda birbirimizi affetmiş olmanın huzuruyla vedalaştık.

Şimdi her bayram mezarına gidip dua ederken içimde bir huzur var; ama aynı zamanda bir sızı da… Keşke daha önce affedebilseydik birbirimizi… Keşke gururumuzu bir kenara bırakıp sevgimizi daha çok gösterebilseydik…

Siz hiç annenizle ya da babanızla böyle bir pişmanlık yaşadınız mı? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Yorumlarda paylaşır mısınız?