Annem İçin Şeytandan Beterim: Bir Evlatlık Dramı

“Senin yüzünden bu hale geldik Emre! Sen doğduğun günden beri uğursuzluk peşimizi bırakmadı!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an yine, her zamanki gibi, nefes almak bile suçmuş gibi hissettim. Babamın ölümünden beri annemle aramızdaki mesafe, İstanbul’un iki yakası kadar açılmıştı. Onun gözünde ben, sadece bir yük, bir hata, bir lanettim.

Küçükken annemin gözlerinde sevgi arardım. Bir gün bana sarılmasını, saçımı okşamasını isterdim. Ama o, bana her zaman soğuk ve mesafeli davrandı. “Senin yüzünden baban öldü,” derdi. Oysa ben o zamanlar sadece on yaşındaydım. Babam kalp krizi geçirdiğinde ben odada oyun oynuyordum. Annem ise o günden sonra bana bakarken gözlerinde sadece öfke ve nefret vardı.

Liseye başladığımda, annemle aramızdaki uçurum daha da derinleşti. Okuldan eve döndüğümde, bazen kapıyı açmazdı. Bazen de sofraya bir tabak eksik koyardı. “Sen aç kalınca belki aklın başına gelir,” derdi. Arkadaşlarımın anneleriyle ilişkilerini gördükçe içimde bir boşluk büyüdü. Onlar annelerine sarılırken, ben annemin yanında nefes almaktan bile çekiniyordum.

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki bakkal Mehmet Amca beni kenara çekti. “Emre oğlum, anneni üzme. Kadıncağız zaten çok çekti,” dedi. O an içimde bir öfke patladı. Ben mi annemi üzüyordum? Herkes annemi mağdur, beni ise suçlu görüyordu. O gece odama kapanıp ağladım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. “Neden ben?” diye sordum kendime defalarca.

Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, annem bana hiç destek olmadı. Hatta sınava gireceğim sabah, “Boşuna gitme, senden bir şey olmaz,” dedi. O sözler içime işledi. Sınavda başarısız oldum. Sonra bir yıl boyunca evde işsiz güçsüz dolaştım. Annem her sabah aynı cümleyi tekrarladı: “Senin yüzünden bu evde huzur yok.”

Bir gün dayanamadım ve ona bağırdım: “Ben senin oğlunum! Neden beni hiç sevmiyorsun?” Annem gözlerimin içine bakmadan, “Sen benim oğlum değilsin! Sen bana Allah’ın cezasısın!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Evin kapısını çarpıp çıktım.

Geceleri sokaklarda dolaştım. Arkadaşım Burak’ın evinde birkaç gün kaldım ama orada da huzur bulamadım. Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Sen şeytandan betersin!”

Bir süre sonra eve dönmek zorunda kaldım çünkü başka gidecek yerim yoktu. Annem beni görünce yüzünü buruşturdu ama hiçbir şey demedi. O günden sonra evde iki yabancı gibi yaşamaya başladık.

Bir akşam mutfakta annemle karşılaştık. Sessizlik içinde çay demliyordu. Cesaretimi toplayıp sordum: “Anne, neden bu kadar nefret ediyorsun benden?” O an gözleri doldu ama hemen toparlandı. “Senin yüzünden hayatım mahvoldu,” dedi kısık bir sesle.

O gece uyuyamadım. Annemin geçmişini düşündüm. Babam öldükten sonra yalnız kalmıştı, ailesiyle de arası iyi değildi. Belki de öfkesinin nedeni yalnızlığıydı ama neden bütün acısını bana yüklemişti?

Bir gün iş buldum; küçük bir kafede garsonluk yapmaya başladım. Eve para getirdim ama annem yine memnun olmadı. “Senin getirdiğin paradan hayır gelmez,” dedi. Yine de pes etmedim, çalışmaya devam ettim.

Bir akşam eve dönerken mahallede dedikodu yapan kadınların konuşmalarını duydum: “Emre’nin annesi zavallı kadın, oğlan başına bela oldu.” İçimdeki öfke büyüdü ama artık alışmıştım.

Bir gün hastaneden aradılar; annem fenalaşmıştı. Hemen koştum yanına. Hastane odasında yatarken bana bakmadı bile. Doktorlar annemin ciddi bir rahatsızlığı olduğunu söylediğinde içimde bir korku oluştu: Ya onu kaybedersem? Bunca yıl sevgisini bekledim ama hiç alamadım; şimdi ise onu kaybetmekten korkuyordum.

Hastanede başında beklerken çocukluğumu düşündüm; annemin bana hiç sarılmadığı günleri… Bir damla yaş süzüldü yanağımdan.

Annemi eve getirdiğimde ona daha iyi bakmaya başladım. Yemek yaptım, ilaçlarını verdim ama o yine de bana teşekkür etmedi. Bir gün yatağında ağladığını duydum; sessizce yanına gittim ve elini tuttum.

“Anne, ben seni hep sevdim,” dedim titrek bir sesle.

O an ilk defa gözlerime baktı ve fısıldadı: “Ben de seni sevmek isterdim Emre… Ama içimdeki acı buna izin vermedi.”

İçimde bir boşluk oluştu; yıllarca beklediğim sevgiye ulaşamamıştım ama en azından annemin acısını anlamıştım.

Şimdi otuz yaşındayım ve hâlâ annemin gölgesinde yaşıyorum. Onu affedebildim mi bilmiyorum ama artık kendimi suçlamıyorum.

Sizce bir anne sevgisizliği affedebilir mi? Ya da bir çocuk, yıllarca beklediği sevgiyi hiç alamazsa ne olur?