“Burada Yaşamak İstemiyorum!” – Kayınvalidemin Kararı Hayatımı Nasıl Altüst Etti
“Burada yaşamak istemiyorum!” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. Eşim Emre, gözlerini kaçırdı, annesi ise bana küçümseyici bir bakış attı. O an, hayatımın kontrolünü tamamen kaybettiğimi hissettim. Sanki kendi evimde misafirdim, sanki bu duvarlar bana ait değildi.
Her şey birkaç ay önce başladı. İstanbul’un merkezinde küçük ama sıcak bir evimiz vardı. Her sabah Kadıköy’deki işime yürüyerek gider, akşamları Emre’yle sahilde çay içerdik. Hayatımız sade ama mutluydu. Ta ki Emre’nin annesi, kayınvalidem Nermin Hanım, “Artık çocuk düşünüyorsunuz, bu ev size küçük gelir. Benim tanıdığım biri var, uygun fiyata Bahçelievler’de güzel bir daire satıyor,” diyene kadar.
İlk başta karşı çıktım. “Ben işime uzaklaşmak istemiyorum, alıştığım mahalleden kopmak istemiyorum,” dedim. Emre ise arada kalmıştı. “Belki iyi olur, annem de haklı olabilir,” dedi sessizce. O an içimde bir huzursuzluk başladı ama Emre’nin gözlerindeki endişeyi görünce sustum.
Ev bakmaya gittiğimizde Nermin Hanım başroldeydi. Her odayı tek tek gezip “Bak burası çocuk odası olur, burası misafir odası,” diye anlatıyordu. Ben ise pencereden dışarı bakıp gri binaları izliyordum. İçimde bir ağırlık vardı; bu ev bana hiç sıcak gelmemişti. Ama Emre’nin annesi o kadar ısrarcıydı ki, sonunda pes ettik.
Taşındığımız ilk gün, yeni evin duvarları bana soğuk geldi. Komşular yabancıydı, sokaklar sessizdi. Eski mahallemdeki simitçinin sesini, bakkalın selamını özledim. Emre ise yeni evde mutlu görünmeye çalışıyordu ama gözlerinin altındaki morluklar her şeyi anlatıyordu.
Nermin Hanım neredeyse her gün yanımıza gelmeye başladı. “Şu koltuğu şöyle çekin, bu perdeyi değiştirin,” diye talimatlar veriyordu. Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken yanıma geldi: “Senin annen hiç mi öğretmedi kızım, böyle mi bulaşık yıkanır?” dedi alaycı bir sesle. O an ellerim titredi, gözlerim doldu ama cevap veremedim.
Emre’ye şikayet ettiğimde ise “Annem iyi niyetli, seni düşünüyor,” dedi. O an aramızda görünmez bir duvar örüldü. Her geçen gün daha az konuşmaya başladık. Akşam yemeklerinde sessizlik hâkimdi; sadece çatal bıçak sesleri duyuluyordu.
Bir gece Emre geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Annemle tartıştım bugün,” dedi. “Senin yüzünden aramız bozuldu.” O an içimde bir şeyler koptu. “Benim yüzümden mi? Ben sadece huzur istiyorum!” diye bağırdım. Gözlerinden yaşlar süzüldü: “Ben de…”
O günden sonra evdeki hava daha da ağırlaştı. Nermin Hanım her gelişinde beni eleştiriyor, Emre ise arada kalıp susuyordu. Bir gün dayanamadım ve annemi aradım. “Anne, burada çok mutsuzum,” dedim ağlayarak. Annem telefonda sessizce ağladı: “Kızım, kendi hayatını yaşa, kimse için kendini feda etme.”
Ama nasıl? Eşimle aramda uçurum büyüdükçe büyüyordu. Bir sabah Emre’yle kahvaltı yaparken cesaretimi topladım: “Bu evde yaşamak istemiyorum Emre. Eski mahallemize dönelim.” Yüzüme bile bakmadan “Artık çok geç,” dedi.
O gün işten eve dönerken eski mahallemden geçtim. Simitçi bana gülümsedi: “Kızım seni göremiyoruz artık.” İçim burkuldu. Eve döndüğümde Nermin Hanım yine oradaydı. Bu kez salonda oturmuş televizyon izliyordu. Beni görünce başını kaldırmadan “Yemek hazır mı?” dedi.
O an dayanamadım: “Burası benim evim değil! Ben burada yaşamak istemiyorum!” diye bağırdım tekrar. Nermin Hanım şaşkınlıkla bana baktı, Emre ise başını öne eğdi.
O gece uzun uzun düşündüm. Huzurumu kaybetmiştim, evliliğim pamuk ipliğine bağlıydı ve en kötüsü kendime olan güvenimi yitirmiştim. Sabah olduğunda Emre’ye baktım: “Böyle devam edemem Emre. Ya birlikte eski hayatımıza döneriz ya da ben kendi yoluma giderim.”
Emre sessizce ağladı: “Seni kaybetmek istemiyorum ama annemi de üzmek istemiyorum.”
Şimdi buradayım; eski mahallemi, kendi hayatımı ve huzurumu özlüyorum. Bir karar vermek zorundayım ama hangisi doğru? Aile olmak fedakârlık mı demek yoksa kendi mutluluğundan vazgeçmek mi?
Siz olsanız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşır mıydınız yoksa aile huzuru için susar mıydınız?