İstenmeyen Bir Çocuğun Gölgesinde: Kayıp ve Kendini Bulma Hikayem
“Bu çocuk bize yük oldu, Elif. Sen de bir iş bulamadın gitti!” Annemin sesi, mutfaktan koridora kadar yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Oğlum Emir, salonda oyuncak arabasıyla oynuyordu; hiçbir şeyden habersizdi. İçimde bir şey koptu. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm umutlarım, o cümlede eriyip gitti.
Üç yıl önceye kadar hayatım bambaşkaydı. Üniversiteden yeni mezun olmuştum, İstanbul’da bir reklam ajansında çalışıyordum. Hayallerim vardı; kendi ayaklarım üzerinde durmak, belki yurt dışına gitmek… Sonra Baran’la tanıştım. Aşkın gözü körmüş derler ya, işte öyle bir şeydi bizimki. Kısa sürede evlendik. Herkes “Çocuk yapmayın hemen, önce birbirinizi tanıyın” dedi ama ben anneliği çok istiyordum. Emir doğduğunda, hayatımızda yeni bir sayfa açıldı sandım.
Ama işler hiç de hayal ettiğim gibi gitmedi. Baran’ın işi bozuldu, ben doğum iznine ayrıldım. Sonra pandemi patladı. Ajans küçülmeye gitti ve bana “Dönüşte seni tekrar değerlendireceğiz” dediler. Dönüş olmadı. Baran’ın borçları arttı, tartışmalarımız sıklaştı. Bir sabah valizini toplayıp gitti. “Biraz kafamı dinleyeceğim” dedi ama bir daha dönmedi.
O günden sonra annemin evine sığındım. Annemle babam emekli; kıt kanaat geçiniyorlar. Emir’in masrafları, evin giderleri… Her gün iş ilanlarına bakıyor, CV gönderiyor ama yaşıma, çocuğuma ya da tecrübeme takılıyordum. Bir gün bir mülakata çağrıldım; “Çocuğunuz var mı?” dediler. “Evet,” dedim. Yüzlerindeki ifadeyi hiç unutamıyorum: “Biz yoğun tempoya uygun birini arıyoruz.”
Her akşam annemle tartışmalarımız arttı. “Senin yüzünden bu hale geldik,” dediği günler oldu. Bazen Emir’in yanında ağlamamak için banyoya kapanıyordum. Bir gece babam kapımı çaldı; “Kızım, annen de haklı… Senin için üzülüyoruz ama bu çocukla nasıl olacak bilmiyoruz.”
Emir ise her şeyden habersizdi; bazen bana sarılır “Anne, neden üzgünsün?” diye sorardı. Ona ne diyebilirdim ki? “Hayat çok zor oğlum” mu deseydim? Bazen geceleri uyuyamazdım; “Acaba Emir’i dünyaya getirmekle hata mı yaptım?” diye kendimi sorgulardım. Annem de gençken çalışamamıştı; babamdan izin alamamıştı. Şimdi ise benden bir mucize bekliyordu.
Bir gün Emir ateşlendi; hastaneye koştuk. Acil serviste sıra beklerken yanımdaki kadınla sohbet ettik. O da yalnız bir anneymiş; “Kimse kolay kolay anlamıyor bizi,” dedi. O an içimde bir şey kıpırdadı: Yalnız değildim.
O günden sonra mahalledeki kadın dayanışma merkezine gitmeye başladım. Orada benim gibi birçok kadın vardı; kimisi şiddet görmüş, kimisi terk edilmiş… Herkesin hikayesi farklıydı ama acısı ortaktı. Bir gün merkezdeki danışman bana “Kendini suçlama Elif, sen elinden geleni yapıyorsun,” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım.
Bir süre sonra merkezde gönüllü olarak çalışmaya başladım; çocuklara hikaye okuyor, annelere destek oluyordum. Emir de orada arkadaşlar edindi. İlk kez kendimi işe yarar hissettim. Annem başta karşı çıktı: “Boşuna zaman harcıyorsun, para kazanmıyorsun ki!” dedi ama ben artık onun sözleriyle yıkılmıyordum.
Bir gün merkezdeki bir anne bana iş teklif etti; küçük bir atölyede paketleme işi… Az para ama sigortalıydı. Kabul ettim. İlk maaşımı aldığımda Emir’e küçük bir oyuncak aldım; gözlerindeki mutluluğu görünce içimdeki tüm suçluluk duygusu hafifledi.
Baran’dan ise hâlâ haber yoktu; arada nafaka göndermeyi bile unuturdu. Babam bazen “Keşke başka birini seçseydin,” derdi ama artık geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyordum.
Bir akşam Emir’le parktan dönerken bana sarıldı: “Anne, sen dünyanın en güçlü annesisin!” dedi. O an anladım ki, hayat ne kadar zor olursa olsun, oğlum için ayakta kalmak zorundaydım.
Şimdi hâlâ zorluklar bitmedi; işim geçici, evde hâlâ tartışmalar oluyor ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum. Belki de en büyük mücadele, başkalarının değil kendi vicdanımın sesini duymakmış.
Bazen geceleri hâlâ kendime soruyorum: “Acaba Emir için daha iyi bir hayat sunabilir miydim?” Sizce annelik sadece fedakarlık mı? Yoksa önce kendimizi mi sevmeliyiz? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın.