Bir Baba Olarak Savaşım: Çocuklarım İçin Verdiğim Mücadele
“Baba, annem neden ağlıyor?”
Oğlum Emir’in gözleri, gece lambasının solgun ışığında bana bakıyordu. Kızım Elif ise, peluş ayısını sımsıkı tutmuş, sessizce yatağında kıpırdanıyordu. O an, içimdeki fırtına dışarı taşmasın diye dişlerimi sıktım. Eşim Zeynep’le mutfakta yaşadığımız tartışmanın yankısı hâlâ kulaklarımdaydı. On bir yıllık evliliğimizin son gecesiydi belki de bu.
“Bazen büyükler de üzülür oğlum,” dedim, sesim titreyerek. “Ama seni ve kardeşini çok seviyoruz, bunu unutma.”
Emir’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Elif ise sessizce bana döndü: “Baba, sen gidecek misin?”
O an içimde bir şey koptu. Gitmek istemiyordum. Ama Zeynep’in kararı kesindi. “Artık birlikte yürüyemiyoruz,” demişti bana. “Çocuklar benimle kalacak.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binlerce soru, yüreğimde tarifsiz bir acı… Sabah olduğunda valizimi hazırlamıştım. Emir ve Elif’in odasına son kez girdim. Onları öptüm, kokladım. “Sizi çok seviyorum,” dedim fısıltıyla.
Zeynep kapıda bekliyordu. Gözleri şişmişti ağlamaktan. “Lütfen, çocukların huzuru için kavga etmeyelim,” dedi.
Ama ben susmadım: “Onları bırakmam. Onlar benim de çocuklarım.”
Birkaç hafta sonra mahkeme süreci başladı. Annem, babam, kardeşim Murat… Herkes bir şey söylüyordu. Annem, “Oğlum, çocuklar annede kalmalı,” dediğinde içimden bir öfke yükseldi. “Neden hep annede kalmalı? Ben kötü bir baba mıyım?”
Murat ise destekçimdi: “Abi, senin gibi baba az bulunur. Mücadele et.”
Mahkeme salonunda ilk kez karşı karşıya geldik Zeynep’le. Avukatlarımız yanımızda… Hakim dosyaya bakıyor, sorular soruyor. Zeynep’in avukatı, “Müvekkilim çocukların düzeninin bozulmasını istemiyor,” dediğinde içimden bağırmak geldi: “Ben de istemiyorum!”
Ama sustum. Çünkü biliyordum ki her kelime aleyhime dönebilir.
Geceleri yalnız kaldığımda Emir’in sesini duyar gibi oluyordum: “Baba, bana masal anlatır mısın?” Elif’in minik elleriyle saçımı okşayışını özlüyordum.
Bir gün işten eve dönerken apartmanın önünde Zeynep’le karşılaştık. Çocukları parka götürüyordu. Elif beni görünce koşarak sarıldı: “Baba! Beni bırakma!”
Zeynep gözlerini kaçırdı. “Lütfen, onları üzme,” dedi sessizce.
“Onları üzmek istemiyorum,” dedim. “Ama sensiz de yapamıyorum.”
Zeynep’in gözleri doldu: “Seninle olmuyor artık. Ama çocuklar için savaşma… Onlara zarar veriyorsun.”
O an anladım ki bu savaş sadece benim değil, çocuklarımın da savaşıydı.
Mahkeme günleri uzadıkça uzadı. Her duruşmada yüreğim ağzımda bekledim. Hakim sosyal hizmet raporunu okudu: “Baba çocuklarıyla güçlü bir bağ kurmuş… Çocukların babayla vakit geçirmesi olumlu etkiler yaratıyor.”
Bir umut doğdu içimde.
Ama Zeynep’in avukatı hemen atıldı: “Çocukların düzeni bozulmamalı, anneleriyle kalmalılar.”
Bir gece Emir aradı: “Baba, seni çok özledim. Annem ağlıyor hep… Ben de ağlıyorum.”
O an telefonda sessizce ağladım.
Bir sabah iş yerinde müdürüm çağırdı: “Mehmet, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?”
“Boşanıyorum,” dedim kısık sesle.
Başını salladı: “Kolay değil… Ama çocukların için güçlü olmalısın.”
Güçlü olmaya çalıştım ama her geçen gün biraz daha yıpranıyordum.
Bir gün annem aradı: “Oğlum, belki de bırakmalısın… Çocuklar annelerine daha çok ihtiyaç duyar.”
“Anne,” dedim öfkeyle, “Ben de onların babasıyım! Onlara sadece anneleri mi lazım?”
Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu.
Duruşma günü geldi çattı. Hakim kararını açıklayacaktı. Salon tıklım tıklımdı; Zeynep’in ailesi, benim ailem… Herkes nefesini tutmuştu.
Hakim dosyayı kapattı ve başını kaldırdı: “Çocukların üstün yararı gereği velayet anneye verildi. Baba ile kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.”
Dünya başıma yıkıldı o an.
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama sevinçten değil; acıdan… Ben ise olduğum yerde donup kaldım.
Çıkışta Emir yanıma koştu: “Baba, artık hiç mi görüşemeyeceğiz?”
Dizlerimin üstüne çöktüm, onu kucakladım: “Her zaman yanında olacağım oğlum… Söz veriyorum.”
Elif ise sessizce elimi tuttu: “Baba, masal anlatacak mısın yine?”
Gözlerim doldu: “Her zaman anlatacağım kızım.”
O günden sonra hayatım değişti. Haftada bir gün çocuklarımı görebiliyordum. O kısa saatlerde onlara hem baba hem anne olmaya çalıştım. Parkta oynadık, dondurma yedik, masallar anlattım… Ama akşam olunca onları bırakmak zorunda kalmak her seferinde canımı yaktı.
Bir gün Emir bana sordu: “Baba, neden birlikte yaşamıyoruz? Ben seni de annemi de çok seviyorum.”
Ne diyebilirdim ki? Hayat bazen adil olmuyor oğlum… Bazen en çok sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalıyorsun.
Şimdi geceleri yalnız başıma otururken düşünüyorum: Bir baba olarak daha ne yapabilirdim? Çocuklarımı kaybetmemek için verdiğim mücadeleye değer miydi? Sizce bir baba çocukları için nereye kadar savaşmalı?