Her Şeyin Yalan Olduğu Bir Hayat: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Bunu bana nasıl yaptın Murat?” diye bağırdığımda, sesim kendi kulaklarımı bile şaşırttı. Oturma odasında, eski koltuğun kenarında ellerim titreyerek duruyordum. Murat başını öne eğmiş, gözlerini kaçırıyordu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim sessizliğin bir anda patladığını hissettim.

Her şey bir mesajla başladı. O akşam, Murat’ın telefonuna yanlışlıkla gelen bir bildirim… Aslında ben hiçbir zaman eşimin telefonunu karıştıran biri olmadım. Annem hep “Evde huzur istiyorsan, fazla kurcalama” derdi. Ama o gece, içimde bir huzursuzluk vardı. Telefonun ekranında beliren “Canım, yarın yine aynı yerde buluşalım mı?” mesajı, kalbimi yerinden söktü sanki.

Murat’la on iki yıldır evliyiz. Benim adım Elif. İzmir’in bir mahallesinde doğdum, üniversite için Ankara’ya geldim. Orada tanıştık Murat’la. O zamanlar bana güven veren, sessiz ve ağırbaşlı bir adamdı. Ailem onun gibi birini bulduğum için şanslı olduğumu söylerdi. Evliliğimizde büyük kavgalarımız olmadı; ama büyük mutluluklarımız da yoktu. Ben hep “Bu kadarı yeter” dedim kendime. Çünkü annem de babamla böyle yaşamıştı; huzur, sessizlik ve alışkanlık…

Ama o gece, Murat’ın yüzüne bakarken içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. “Kim bu kadın?” dedim. O ise sadece sustu. Gözleri doldu ama ağlamadı. “Elif, anlatabilirim…” dediğinde, içimdeki öfke daha da büyüdü.

“Ne anlatacaksın Murat? Kaç yıldır devam ediyor bu?”

O an zaman durmuş gibiydi. Duvardaki saat bile tik tak etmiyordu sanki. Murat’ın dudakları titredi: “Bir yıldır… Ama bitirmek istedim, yemin ederim.”

Bir yıl… On iki yıllık evliliğimizin neredeyse onda biri… O an kendimi aptal gibi hissettim. Bunca yıl boyunca gözümün önünde olan adamı hiç tanımamışım meğer.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi aradım, ama ona hiçbir şey söyleyemedim. Kızımız Zeynep odasında uyuyordu; onun masum yüzüne bakarken gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, neden hep susmamız gerektiğini söyledin bana?” diye fısıldadım karanlıkta.

Ertesi gün Murat işe gittiğinde, evdeki her köşe bana geçmişimizi hatırlattı. Düğün fotoğrafımız, Zeynep’in ilk adımlarını attığı halı, birlikte aldığımız kitaplar… Hepsi şimdi bana yabancıydı.

Bir hafta boyunca Murat’la neredeyse hiç konuşmadık. O akşam işten döndüğünde kapının önünde durdu ve “Elif, ne istersen yapmaya hazırım” dedi. Gözlerinde pişmanlık vardı ama ben artık ona inanamıyordum.

Ailemle konuşmaya karar verdim. Annem ve babam mutfakta çay içerken onlara her şeyi anlattım. Annem başını eğdi, gözleri doldu; babam ise öfkeyle yumruğunu masaya vurdu: “Kızım, bu adam sana bunu nasıl yapar?!”

Annem ise daha sessizdi: “Elif, bazen affetmek gerekir… Zeynep için…”

Ama ben artık susmak istemiyordum. Yıllardır içime attığım her şey bir anda döküldü: “Anne, sen de yıllarca sustun! Babamın hatalarını hep görmezden geldin! Ben artık böyle yaşamak istemiyorum!”

O an annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. Babam ise ilk kez anneme dönüp “Sen de mi?” diye sordu fısıltıyla.

O gece ailemdeki tüm sırlar ortaya döküldü. Annem yıllarca babamın başka bir kadına yazdığı mektupları bulmuş ama hiç konuşmamıştı. “Senin için sustum Elif… Ailen dağılmasın diye…”

İşte o an anladım ki; bizim ailede kadınlar hep susmuştu. Annem, anneannem… Şimdi sıra bana gelmişti ve ben susmak istemiyordum.

Murat’la konuşmaya karar verdim. Zeynep’i anneme bırakıp sahilde buluştuk. Deniz kenarında otururken ona döndüm: “Beni neden aldattın Murat?”

Uzun süre sustu. Sonra başını kaldırıp gözlerimin içine baktı: “Elif… Biz hiç konuşmadık ki… Sen de ben de duygularımızı hep içimize attık. Ben kendimi yalnız hissettim… Ama bu yaptığımın bahanesi olamaz.”

O an içimde bir acı hissettim ama aynı zamanda bir rahatlama da vardı. İlk kez gerçekleri konuşuyorduk.

“Peki şimdi ne olacak?” dedim.

Murat ellerimi tuttu: “İstersen gideceğim… Ama istersen birlikte yeniden başlayabiliriz.”

O an karar vermek çok zordu. Zeynep’in yüzü gözümün önüne geldi; onun için güçlü olmam gerektiğini düşündüm.

Bir süre ayrı yaşamaya karar verdik. Bu süreçte kendimi yeniden tanımaya başladım. Psikoloğa gittim, ilk kez kendi isteklerimi ve hayallerimi düşündüm. Yıllarca sadece iyi bir eş ve anne olmaya çalışmıştım; Elif olarak kim olduğumu unutmuştum.

Aylar sonra Murat’la tekrar buluştuk. İkimiz de değişmiştik; artık birbirimize daha açık konuşabiliyorduk. Ona güvenmek kolay değildi ama en azından artık susmuyordum.

Şimdi hâlâ her şey mükemmel değil; ama en azından kendi sesimi buldum. Artık sorunları içime atmak yerine konuşuyorum; Zeynep’e de hep bunu öğretiyorum: “Kızım, ne olursa olsun sesini duyur.”

Bazen geceleri hâlâ kendime soruyorum: “Acaba daha önce konuşsaydım, her şey farklı olur muydu?” Sizce susmak mı altın, yoksa bazen bağırmak mı gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?