Günah mı, Aşk mı? Oğlumun Vaftiz Babasına Duyduğum Yasak Sevda
“Bunu yapamazsın Elif! Lütfen, kendine gel!” diye fısıldadım aynadaki yansımama, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, mutfağın kapısında annemin sesi yankılandı: “Elif, misafirler geldi! Serkan da burada.” Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Oğlumun sünneti için evimizde toplanan kalabalığın arasında, en çok ondan kaçmak istiyordum. Ama aynı zamanda, onu bir kez daha görmek için can atıyordum.
Serkan… Çocukluk arkadaşım, oğlumun manevi babası, ailemizin göz bebeği. Onunla yıllar sonra yeniden karşılaşmamızda, içimde bir şeylerin değiştiğini hissetmiştim. Oysa ben evliydim, bir oğlum vardı ve Serkan da nişanlıydı. Ama kalbim mantığımdan çok daha hızlı atıyordu.
O gün, mutfakta yalnız yakaladı beni. “Elif, iyi misin? Çok solgunsun,” dedi endişeyle. Göz göze geldik. Bir anlığına zaman durdu. “İyiyim Serkan, sadece biraz yorgunum,” dedim ama sesim titriyordu. Elini omzuma koyduğunda, içimdeki fırtına daha da büyüdü. O an, annem içeri girdi ve bizi ayırdı. Ama o dokunuşun sıcaklığı günlerce üzerimde kaldı.
O günden sonra her şey değişti. Serkan’ı her gördüğümde kalbim sıkışıyor, vicdanım beni kemiriyordu. Akşamları eşim Mehmet’le otururken bile aklımda Serkan’ın gülüşü vardı. Kendime kızıyordum: “Sen nasıl bir annesin? Nasıl bir eşsin?” Ama duygularımı bastıramıyordum.
Bir gün Serkan bana mesaj attı: “Konuşmamız lazım.” Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Akşamüstü sahilde buluştuk. Gözleri doluydu. “Elif, ben de aynı şeyleri hissediyorum. Ama bu yanlış, biliyorum. Yine de kendimi durduramıyorum,” dedi. O an gözyaşlarımı tutamadım. “Serkan, bu hislerimiz ailemizi mahveder. Oğlumun vaftiz babasısın… Bunu nasıl yaparız?” dedim titreyerek.
O gece eve döndüğümde Mehmet bana sarıldı: “Bir derdin mi var Elif? Son zamanlarda çok dalgınsın.” Yalan söyledim: “Yorgunum sadece.” Ama içimdeki suçluluk duygusu beni yiyip bitiriyordu.
Günler geçtikçe Serkan’la aramızdaki çekim daha da güçlendi. Her buluşmada kendimize söz veriyor, bir daha görüşmeyeceğiz diyorduk ama ertesi gün yine birbirimizi arıyorduk. Bir gün annem bana bakıp “Kızım, gözlerin neden bu kadar hüzünlü?” diye sorduğunda ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Bir akşam Serkan’la gizlice buluştuğumuzda bana “Elif, ya her şeyi bırakıp birlikte yeni bir hayat kursak?” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı. “Serkan, oğlumun yüzüne nasıl bakarım? Anneme, babama ne derim? Toplum ne der?” diye bağırdım. O da sustu, gözleri doldu.
Evde ise işler iyice karıştı. Mehmet’in ailesiyle aramızda sürekli tartışmalar çıkmaya başladı. Kayınvalidem bana soğuk davranıyor, Mehmet ise her zamankinden daha fazla işte vakit geçiriyordu. Oğlum ise sürekli “Anne, neden üzgünsün?” diye soruyordu.
Bir gece rüyamda annem bana “Kızım, aileni koru,” diyordu. Ter içinde uyandım. O sabah Serkan’a mesaj attım: “Buluşamayız artık. Bu iş burada biter.” Ama içimde bir boşluk oluştu.
Aylar geçti. Serkan nişanlandı ve evlendi. Ben ise evliliğimi kurtarmaya çalıştım ama içimdeki yara hiç kapanmadı. Her aynaya baktığımda kendime aynı soruyu sordum: “Bu hislerim günah mıydı, yoksa gerçek aşk mıydı?”
Şimdi oğlum büyüdü, ben ise hâlâ o günlerin gölgesinde yaşıyorum. Bazen düşünüyorum; insan kalbine söz geçirebilir mi? Yoksa bazı duygular gerçekten de affedilmez mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?