İki Arzu Arasında: O Yılbaşı Gecesi Her Şey Değişti

“Zeynep, hadi ama! Herkes bizi bekliyor, geç kalıyoruz!” Murat’ın sesi koridorun ucundan yankılandı. Elimdeki ince çay bardağını mutfak tezgâhına bırakırken içimde bir şey kırıldı. O an, yılbaşı gecesinin bana getirdiği ağırlıkla baş başa kaldım. Gözüm mutfak penceresinden dışarıya, karanlıkta titreyen sokak lambasına takıldı. İçimdeki fırtına, dışarıdaki sessizliğe inat büyüyordu.

Murat’ın gösterişli kutlamalara olan tutkusu yıllardır değişmemişti. Oysa ben, bu yıl sadece huzur istiyordum. Annem geçen hafta hastaneden çıkmıştı, babamın tansiyonu yine yükselmişti. Kızımız Elif’in sınav stresiyle başı dertteydi. Ama Murat için bunların hiçbiri önemli değildi; onun için yılbaşı, yeni umutlar ve bol kahkahalı sofralar demekti. Benim içinse, her geçen yıl biraz daha yorucu bir zorunluluk haline gelmişti.

“Zeynep, ne olur biraz gülümse! Herkesin morali bozuk zaten, bari biz iyi olalım,” dedi Murat, ceketini giyerken. Sesi yumuşaktı ama içinde sabırsız bir titrek vardı. Ona baktım; gözlerinde hâlâ o eski heyecanı görebiliyordum. Ama ben… Ben kendimi kaybolmuş hissediyordum.

Elif odasından çıktı, gözleri şişmişti. “Anne, gitmek zorunda mıyız? Derya abla da gelmeyecekmiş zaten.”

“Biliyorum kızım,” dedim usulca. “Ama baban çok istiyor.”

Murat araya girdi: “Elif, bak bu gece herkesin bir arada olması lazım. Sen de biraz çaba göster lütfen.”

Elif başını eğdi, ben ise Murat’a kızgın bir bakış attım. Yine her şey onun istediği gibi olacaktı. Yıllardır böyleydi; Murat’ın istekleri, benim sessiz kabullenişim…

Arabada giderken radyoda Sezen Aksu’nun hüzünlü bir şarkısı çalıyordu. Camdan dışarı bakarken çocukluğumun yılbaşılarını hatırladım. Annemle babamın küçük evinde, sobanın başında mandalina kokusu ve nar taneleriyle geçen sade ama huzurlu geceler… Şimdi ise lüks bir sitede, gösterişli bir sofrada, ama içimde tarifsiz bir yalnızlıkla yol alıyordum.

Murat’ın ailesinin evine vardığımızda kalabalık ve gürültü karşılamıştı bizi. Kayınvalidem Ayten Hanım hemen yanıma geldi: “Zeynepciğim, ne güzel olmuşsun yine! Elif de büyümüş maşallah.” Sözleri samimi gibi görünse de gözlerindeki eleştirel bakışı hissettim. Her zamanki gibi üzerimdeki elbiseyi, saçımı başımı süzdü.

Sofrada herkes neşeliydi ama ben konuşulanları duymuyordum bile. Murat’ın kuzeni Emre yüksek sesle kahkahalar atıyor, kayınpederim eski günlerden bahsediyordu. Elif telefonuna gömülmüş, ben ise elimdeki çatalı farkında olmadan sıkıca tutuyordum.

Bir ara Ayten Hanım bana eğildi: “Zeynepciğim, Murat’ı biraz ihmal ediyorsun gibi geliyor bana. Erkekler ilgi ister kızım.”

O an boğazımda bir düğüm oluştu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Yıllardır süren bu ima ve eleştiriler… Sanki her şeyin sorumlusu bendim.

Murat ise sofranın baş köşesinde, herkesin ilgisini toplamıştı. Göz göze geldiğimizde bana göz kırptı ama ben karşılık veremedim. İçimdeki öfke ve kırgınlık büyüyordu.

Saatler ilerledikçe ortam daha da kalabalıklaştı. Herkes yeni yıl için dilekler dilediğinde sıra bana geldi. “Zeynep sen ne istiyorsun bu yıldan?” diye sordu Emre.

Bir an sustum. Herkes bana bakıyordu. “Huzur,” dedim kısık bir sesle. “Sadece huzur istiyorum.”

O an sofrada kısa bir sessizlik oldu. Sonra Murat gülerek lafa girdi: “Zeynep’in klasik cevabı! Ama haklı aslında, hepimize lazım.”

Gülüştüler ama ben gülmedim. İçimdeki fırtına artık saklanamazdı.

Gece yarısına doğru Elif yanıma geldi: “Anne, çok sıkıldım. Eve dönsek olmaz mı?”

Murat bunu duyunca sinirlendi: “Elif, biraz sabret! Herkes burada eğleniyor.”

Elif ağlamaklı oldu: “Baba ben eğlenmiyorum!”

O an patladım: “Murat yeter! Her şey senin istediğin gibi olmak zorunda değil! Ben de Elif de yorulduk artık!”

Sofrada bir sessizlik oldu. Herkes bize bakıyordu.

Murat şaşkınlıkla bana döndü: “Zeynep ne diyorsun sen?”

Gözlerim doldu: “Yıllardır hep senin mutluluğun için uğraşıyorum. Ama ben kendimi kaybettim Murat! Annem hasta, babam yaşlı… Elif’in derdi var… Sen ise sadece kendi keyfini düşünüyorsun!”

Ayten Hanım hemen araya girdi: “Aman çocuklar, yılbaşı gecesi kavga mı edilir?”

Ama artık susamazdım: “Yılbaşıymış… Ne fark eder? Biz zaten her gün birbirimize yabancılaşıyoruz!”

Elif elimi tuttu: “Anne eve gidelim lütfen.”

O an kararımı verdim. Ceketimi aldım, Elif’le birlikte kapıya yöneldim. Murat arkamızdan bağırdı: “Zeynep nereye gidiyorsun? Böyle mi bırakacaksın?”

Dönüp ona baktım: “Bazen insanın kendini bulması için gitmesi gerekir Murat.”

O gece Elif’le eve döndük. Sessizce oturduk salonda; dışarıda havai fişekler patlıyordu ama içimde sadece yorgunluk vardı.

Sabaha karşı Elif yanıma sokuldu: “Anne… Mutlu olacak mıyız?”

Saçlarını okşadım: “Bilmiyorum kızım… Ama en azından deneyeceğiz.”

Şimdi düşünüyorum da… Birlikte mutlu olabilmek için insan kendinden ne kadar vazgeçmeli? Yoksa bazen en büyük cesaret, gitmek midir? Siz olsanız ne yapardınız?