“Her Şeyi Üzerime Yaz!” – Bir Türk Kadınının Evi, Kızı ve Onuru İçin Verdiği Mücadele
“Her şeyi üzerime yazacaksın, Derya! Bu ev, bu araba, hatta şu eski yazlık bile… Hepsi benim olacak!”
Murat’ın sesi evin salonunda yankılandı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Kızım Defne, korkuyla bana bakıyordu. Annem ise köşede sessizce oturuyor, gözlerini kaçırıyordu. Sanki ben suçluymuşum gibi…
O geceye kadar her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum. Evliliğimizde sorunlar vardı elbette, ama hangimizin yoktu ki? Murat son zamanlarda daha gergindi, eve geç geliyordu. Ama asıl darbeyi, telefonunda bulduğum mesajlarla aldım. Bir başka kadına yazdığı cümleler… “Canım, bu hafta sonu yine kaçalım mı?” O an mideme yumruk yemiş gibi oldum. Ama asıl yıkımı, Murat’ın o gece eve gelip bana bağırmasıyla yaşadım.
“Derya, yeter! Herkesin diline düştük. Senin yüzünden iş yerinde bile huzurum kalmadı. Her şeyi üzerime yazacaksın, yoksa Defne’yi de alıp giderim!”
O an anneme döndüm. Gözlerinde bir damla yaş aradım ama bulamadım. “Anne, sen ne diyorsun?” dedim titrek bir sesle.
Annem başını eğdi: “Kızım, Murat haklı… Erkek adamdır, evi geçindiren odur. Sen de biraz alttan al.”
O an dünyam başıma yıkıldı. Yıllarca annemin bana anlattığı sabır masallarının ne kadar boş olduğunu anladım. Sadece kız kardeşim Elif vardı yanımda. O gece gizlice odama geldi, ellerimi tuttu.
“Abla, sakın pes etme. Murat’ın yaptıkları kabul edilemez. Ben yanındayım.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Elif’in sarılışıyla biraz olsun güç buldum ama içimdeki öfke ve utanç büyüyordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Defne yanıma geldiğinde saçlarını okşadım; ona nasıl bir hayat bırakacaktım? Annem gibi suskun ve boyun eğen mi olacaktım, yoksa kızım için savaşacak mıydım?
Ertesi gün Murat avukatıyla geldi. Masaya bir tomar kağıt koydu: “İmzala Derya! Yoksa Defne’yi de alırım.”
O an içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. “Sen hangi hakla benden kızımı almaktan bahsediyorsun? Ben Defne’nin annesiyim!”
Murat’ın yüzü kıpkırmızı oldu: “Senin yüzünden herkes bana acıyor! Erkekliğimle oynadın!”
O an Elif araya girdi: “Yeter artık Murat! Ablamı tehdit edemezsin!”
Avukat soğuk bir sesle konuştu: “Hanımefendi, eğer işbirliği yapmazsanız mahkemede işler sizin için zorlaşır.”
O an kararımı verdim. Kağıtları yırttım ve Murat’ın gözlerinin içine baktım: “Benim hayatımı kimse elimden alamaz! Ne sen ne de başkası!”
Murat öfkeyle kapıyı çarpıp çıktı. Annem ise bana dönüp fısıldadı: “Kızım, ne yapıyorsun? Sonra pişman olursun…”
O gün evde yalnız kaldığımda duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Defne odasında sessizce ağlıyordu. Elif ise bana çay getirdi.
“Abla, bak… Benim de param yok ama sana destek olurum. Birlikte bir yol buluruz.”
İlk kez o gün kendimi bu kadar çaresiz hissettim. Ama Elif’in gözlerindeki inanç bana güç verdi. Ertesi gün iş aramaya başladım. Yıllardır ev hanımıydım; kimse beni ciddiye almıyordu. Birkaç temizlik işi buldum; ellerim çatladı, sırtım ağrıdı ama pes etmedim.
Murat ise boşanma davası açtı. Annem hâlâ onun tarafındaydı: “Kızım, Defne’yi düşün… Bari evi bırak da huzurunuz olsun.”
Ama ben artık susmuyordum: “Anne, sen yıllarca babamın zulmüne katlandın; ben aynı hatayı yapmayacağım!”
Mahkeme günleri kabus gibiydi. Murat’ın ailesi beni suçladı; “Derya zaten iyi bir eş değildi,” dediler. Avukatlar birbirine girdi; ben ise Defne’nin elini sımsıkı tuttum.
Bir gece Defne yanıma geldi: “Anne, babam neden böyle oldu? Ben kötü bir çocuk muyum?”
Gözyaşlarımı saklayamadım: “Hayır kızım… Sen dünyanın en güzel çocuğusun. Bazen büyükler hata yapar.”
Aylar geçti; mahkeme sonunda evi ve velayeti bana verdi. Murat öfkeyle gitti; annem ise hâlâ küs. Ama Elif yanımda kaldı.
Şimdi yeni bir hayat kuruyorum; temizlik işlerinden kazandığım parayla Defne’yi okutuyorum. Bazen geceleri yalnız kaldığımda içimde hâlâ bir sızı oluyor; ama aynaya baktığımda kendimle gurur duyuyorum.
Bazen düşünüyorum: Neden hep kadınlar susmak zorunda kalıyor? Neden annelerimiz bize sabretmeyi öğütlüyor da hakkımızı aramayı değil? Sizce de artık bu döngüyü kırmanın zamanı gelmedi mi?