Kardeşimin Gölgesinde: Kendi Hayatımı Ne Zaman Yaşayacağım?

“Yeter artık Elif! Ben de insanım, ben de yoruldum!” diye bağırdığımda, annemin mutfaktan çıkan çay bardağı elimden kayıp yere düştü. O an, evdeki sessizlik bıçak gibi kesildi. Annem şaşkınlıkla bana bakarken, Elif’in gözleri doldu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyin patladığını hissettim.

Küçükken Elif hep hastaydı. Annemle babam çalışırken, ona ben bakardım. Okuldan gelir gelmez ödevlerimi bırakıp Elif’in ateşini ölçer, çorbasını yapardım. Arkadaşlarım dışarıda oynarken ben evde kalırdım. “Sen ablasısın, o daha küçük,” derdi annem. O zamanlar anlamazdım ama yıllar geçtikçe bu cümlenin ağırlığı omuzlarıma çöktü.

Liseye geçtiğimizde Elif’in hastalıkları azaldı ama sorunları bitmedi. Bu kez derslerinde zorlanıyordu. “Ablan yanında olursa başarır,” dedi babam. Kendi sınavlarım varken onun matematik ödevlerini yaptım, gece uykusuz kaldım. Üniversite hayalim psikoloji okumaktı ama Elif’in dershanesi için aile bütçesi yetmeyince ben kendi hakkımdan vazgeçtim. “Sen akıllısın, seneye de girersin,” dediler. Ama o sene bir daha hiç gelmedi.

Yıllar geçti, Elif üniversiteyi kazandı, başka bir şehre gitti. Ben ise ailemin yanında kaldım, bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladım. Annem “Evde birinin olması lazım,” dedi. Babam “Senin gibi evlat zor bulunur,” dedi. Ama kimse bana “Sen ne istiyorsun?” diye sormadı.

Elif arada arardı, “Ablacığım çok yoruldum, burada kimsem yok,” derdi. Ben de ona moral verirdim. Kendi yorgunluğumu, yalnızlığımı hiç anlatmadım. Bir gün işten eve döndüğümde annem ağlıyordu. Elif’in sınavdan kötü not aldığını öğrenmişti. “Kardeşin perişan olmuş, hemen ara moral ver,” dedi annem. O an içimde bir şeyler koptu.

Telefonu elime aldım, Elif’e mesaj attım: “Her şey yolunda mı?” O ise bana uzun uzun dert yandı: “Kimse beni anlamıyor abla, burada çok yalnızım.” O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi hayatımı ne zaman yaşayacağımı düşündüm.

Bir hafta sonra Elif eve geldi. Akşam yemeğinde annem yine onun başarısızlıklarından bahsedince dayanamadım: “Elif’in hayatı için hepimiz kendi hayatımızdan vazgeçtik! Benim de hayallerim vardı!” dedim. Annem dondu kaldı, babam kaşlarını çattı.

Elif ise bana öfkeyle baktı: “Sen mi vazgeçtin? Ben de kolay mı sanıyorsun? Herkes senden mükemmel olmanı bekliyor!” dedi. O an anladım ki, aslında ikimiz de mutsuzduk; ikimiz de birbirimizin gölgesinde kalmıştık.

O gece odamda ağlarken Elif kapımı çaldı. Sessizce yanıma oturdu. “Ablacığım, ben de bazen senin gibi güçlü olmak istiyorum ama olmuyor,” dedi. Ona sarıldım, ikimiz de ağladık.

Ertesi sabah kahvaltıda anneme ve babama dönüp dedim ki: “Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Psikoloji okumak istiyorum.” Annem şaşkınlıkla baktı: “Bu yaştan sonra mı?” Babam ise sessiz kaldı.

O gün ilk defa kendim için bir adım attım. Akşam Elif yanıma geldi: “Ablacığım, belki de birbirimize fazla yük olduk,” dedi. Gülümsedim: “Belki de artık birbirimizi özgür bırakmalıyız.”

Şimdi üniversiteye hazırlanıyorum. Elif başka bir şehirde kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Annem hâlâ arada sitem ediyor ama artık kulak asmıyorum.

Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Hayatımızı başkaları için feda etmek gerçekten doğru mu? Yoksa önce kendimizi mi sevmeliyiz? Sizce insan ne zaman kendi hayatını yaşamaya başlamalı?