Ailemle Kocam Arasında Kalan Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Sevgi Duvarları Aşabilir mi?

“Anne, lütfen… Bir kere de Murat’ın gözünden bakmaya çalışsan?”

Annemin gözleri doldu, dudakları titredi. “Elif, ben sana kötülük mü istedim? O adam bizimle konuşmayı bile kesti. Senin yanında bile yüzüme bakmıyor!”

O an, mutfağın ortasında, annemin elleriyle yoğurduğu hamurun kokusu havada asılı kalırken, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki ikiye bölünmüştüm: Bir yanım annemin haklı öfkesini anlıyor, diğer yanım ise Murat’ın sessizliğinde boğuluyordu.

Her şey geçen Kurban Bayramı’nda başladı. Murat, babamın ona “Damat, sen de biraz elini taşın altına koy” demesine alınmıştı. O gün sofrada gerginlik vardı ama ben, her zamanki gibi, “Ailede olur böyle şeyler” deyip geçmiştim. Meğer Murat için öyle değilmiş. O günden sonra ailemin hiçbir davetine gelmedi, telefonlarına çıkmadı. Annem ve babam ise her geçen gün daha da kırıldı.

Evde Murat’la baş başa kaldığımızda, sessizlik duvar gibi aramıza örülüyordu. Bir akşam cesaretimi topladım:

“Murat, annemler seni özlüyor. En azından bir arayıp hal hatır sorsan?”

Murat gözlerini kaçırdı. “Elif, ben kimseye kendimi ezdirmem. Sen de bunu anlamıyorsun.”

“Kimse seni ezmiyor! Sadece… Ailemin yanında olmanı istiyorum.”

“Senin ailen beni istemiyor ki! Her fırsatta laf sokuyorlar. Sen de hep onların tarafındasın.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı.

İş yerinde de huzurum yoktu. Arkadaşım Zeynep bir gün öğle arasında bana yaklaştı:

“Elif, iyi misin? Son zamanlarda çok dalgınsın.”

Bir an sustum, sonra içimdeki yükü döktüm:

“Zeynep, Murat ailemle konuşmuyor. Annemler bana kırgın. Sanki iki ayrı dünyada yaşıyorum.”

Zeynep omzuma dokundu. “Bak canım, bu ülkede herkesin ailesiyle sorunu olur ama köprüleri atmak başka bir şey. Konuşmadan çözülmez ki…”

Akşam eve döndüğümde Murat yine salonda televizyonun karşısında oturuyordu. Yanına oturdum.

“Murat, bak… Ben seni seviyorum ama ailem de benim bir parçam. Lütfen bir adım atar mısın?”

Murat’ın sesi buz gibiydi: “Senin ailen benim için bitti Elif. Ya benimlesin ya onlarla.”

O an içimde bir fırtına koptu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. O gece ilk defa ayrı odalarda yattık.

Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Annem her aradığında “Kızım, iyi misin? Murat’la aran nasıl?” diye soruyordu. Yalan söylemekten yorulmuştum.

Bir pazar günü annem hastalandı. Babam aradı: “Elif, annen hastanede. Gelir misin?”

Murat’a döndüm: “Annem hastanede, benim gitmem lazım.”

Murat yüzünü buruşturdu: “Git tabii, zaten hep onların yanındasın.”

Hastaneye koşarken içimde bir suçluluk duygusu vardı. Annemin elini tuttum; gözleri yaşlıydı.

“Elif’im… Sen mutlu musun?”

O an boğazımda düğümlenen kelimeleri yutkundum. “Bilmiyorum anne…”

Eve döndüğümde Murat kapıyı açmadı. Anahtarımla girdim; salonda bavulunu hazırlamıştı.

“Belli ki sen ailen olmadan yapamıyorsun Elif. Ben gidiyorum.”

Dizlerimin bağı çözüldü. “Murat, lütfen… Bunu yapma!”

Ama Murat kararlıydı. “Ben kendimi bu evde yabancı gibi hissediyorum. Sen de kararını ver.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Çocukluğumdan beri ailem benim sığınağım olmuştu; ama Murat’ı da seviyordum. Neden iki taraf da beni anlamıyordu? Neden arada kalan hep ben oluyordum?

Bir hafta boyunca Murat’tan haber alamadım. Annem her gün aradı; babam ise “Kızım, biz senin yanındayız” dedi ama sesinde burukluk vardı.

Bir akşam kapı çaldı; Murat gelmişti. Gözleri kızarmıştı.

“Elif… Seni seviyorum ama bu şekilde devam edemem. Ya kendi hayatımızı kurarız ya da herkes kendi yoluna gider.”

O an anladım ki bazen sevgi yetmiyor; anlayış ve empati olmadan hiçbir ilişki ayakta kalamıyor.

Şimdi odamda yalnız otururken düşünüyorum: Ben neyi seçmeliyim? Sevdiğim adamı mı yoksa beni büyüten ailemi mi? Yoksa ikisi arasında köprü olmayı başarabilir miyim?

Siz olsanız ne yapardınız? Sevgi gerçekten tüm duvarları aşabilir mi?