Bir Telefonla Başlayan Yıkım: Elif’in Hikâyesi

“Elif Hanım, sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim ama bilmeniz gereken bir şey var.”

Telefonun ucundaki yabancı kadın sesi, gecenin sessizliğinde beynimde yankılandı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Yatağımda doğruldum, Cem yanımda derin uykudaydı. Kadının sesi titriyordu: “Cem’le üç yıldır birlikteyiz. Artık daha fazla saklayamıyorum.”

O an zaman durdu. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı, ellerim buz kesti. “Kimsiniz siz?” dedim, sesim çatallandı. Kadın ağlamaya başladı. “Ben Zeynep… Sizi tanımıyorum ama artık bu yalanı taşıyamıyorum.”

Telefonu kapattığımda, odada bir ölüm sessizliği vardı. Cem’in yüzüne baktım; masumca uyuyordu. O an, yıllardır süren evliliğimizin, iki çocuğumuzun, birlikte kurduğumuz hayatın bir yalandan ibaret olup olmadığını düşündüm.

Sabaha kadar gözümü kırpmadım. Kafamda binlerce soru dönüyordu: Ne zamandan beri? Benim ne eksiğim vardı? Çocuklar ne olacak? Annem hep “Erkekler hata yapar, affetmeyi bilmek lazım” derdi ama bu affedilecek bir şey miydi?

Sabah kahvaltı masasındaydık. Cem her zamanki gibi gazeteyi açtı, ben ise ellerim titreyerek çay doldurdum. Göz göze gelmemeye çalışıyordum. O sırada 7 yaşındaki kızımız Defne, “Anne, bugün okula sen bırakır mısın?” dedi. Gözlerim doldu, kendimi zor tuttum.

Cem’e baktım. “Dün gece biri aradı,” dedim. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. “Kim aradı?” dedi, sesi titriyordu.

“Zeynep diye biri,” dedim. “Üç yıldır birlikte olduğunuzu söyledi.”

Cem’in elleri titremeye başladı. “Elif, bak… Her şey göründüğü gibi değil,” dedi ama gözlerimin içine bakamıyordu.

“Ne zamandan beri?” dedim. “Çocuklar doğduğundan beri mi? Yoksa daha öncesi de mi var?”

Cem sustu. Sadece sustu. O an her şeyin cevabını aldım.

O gün çocukları okula bırakırken gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Arabada Defne ve 4 yaşındaki oğlum Arda şarkı söylüyordu ama ben hiçbir şey duymuyordum. Okulun kapısında onları öptüm, arkamı döner dönmez ağlamaya başladım.

Eve döndüğümde annemi aradım. “Anne, Cem beni aldatmış,” dedim. Annemin sesi buz gibi oldu: “Kızım, çocukların için sabretmen lazım. Her evlilikte olur böyle şeyler.”

O an anneme de kırıldım. Neden hep kadınlar susmak zorunda? Neden hep biz affetmek zorundayız?

Günlerce Cem’le aynı evde yabancı gibi yaşadık. O bana yaklaşmaya çalıştı, özür diledi, yalvardı. Ama ben her gece o telefonun sesini duydum kulaklarımda.

Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra Cem’le oturduk.

“Beni neden aldattın?” dedim.

Cem başını eğdi: “Bilmiyorum Elif… Kendimi kaybettim. İşte çok stresliydim, Zeynep’le tanıştım… Ama seni hiç bırakmak istemedim.”

“Beni hiç bırakmak istemedin ama üç yıl boyunca bana yalan söyledin,” dedim. “Peki ya çocuklar? Onlara da mı yalan söyleyeceksin?”

Cem ağladı o gece. İlk defa bir erkeğin böyle ağladığını gördüm. Ama içimdeki öfke ve kırgınlık dinmedi.

Bir hafta sonra Zeynep bana tekrar mesaj attı: “Özür dilerim Elif Hanım, bilerek yapmadım. Cem bana evli olmadığını söylemişti.”

O an anladım ki bu sadece Cem’in suçu değildi; ben de yıllarca gözlerimi kapamıştım belki de. Onun geç saatlere kadar çalışmasını, hafta sonları iş gezilerini hep normal karşılamıştım.

Bir gün Defne yanıma geldi: “Anne, sen neden üzgünsün?”

O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Kızımı kucağıma aldım ve ağladım.

Bir karar vermem gerekiyordu. Ya çocuklarım için susacak ve bu yalanı yaşamaya devam edecektim ya da kendi hayatımı yeniden kuracaktım.

Bir akşam Cem’e boşanmak istediğimi söyledim.

“Çocukları düşün Elif!” diye bağırdı Cem.

“Onlar için en iyisi bu,” dedim kararlı bir sesle.

Ailem bana destek olmadı; annem hâlâ barışmam için baskı yaptı. Ama ben ilk defa kendi hayatımı düşünmeye başladım.

Boşanma süreci çok zordu; çocuklar perişan oldu, ailemle aram açıldı, maddi olarak sıkıntıya düştüm. Ama her sabah aynaya baktığımda kendime saygı duymaya başladım.

Şimdi yeni bir evde, çocuklarımla birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Hâlâ geceleri uykularım kaçıyor, hâlâ bazen yalnız hissediyorum ama artık kendime yalan söylemiyorum.

Bazen düşünüyorum: İnsan bir kere kandırıldıktan sonra yeniden güvenebilir mi? Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı bakardınız?