Geçmişin Gölgesinde: Eski Eşimin Yeni Eşiyle Savaşım
“Senin oğlun artık bizimle daha mutlu, Elif. Lütfen bunu kabullen.”
Asuman’ın gözlerimin içine bakarak söylediği bu cümle, içimde yıllardır biriktirdiğim tüm acıları bir anda yüzeye çıkardı. Oğlum Emir’in elini sıkıca tutarken, boğazıma düğümlenen kelimeleri yutmaya çalıştım. Murat ise köşede sessizce olanları izliyordu, her zamanki gibi hiçbir şey söylemeden. O an, hayatımın en zor savaşına girdiğimi anladım.
Boşanmanın ardından, oğlumuz Emir’in düzeni bozulmasın diye elimden geleni yaptım. Annemle birlikte küçük bir daireye taşındık. Her sabah Emir’i okula bırakırken, gözlerindeki huzuru görmek için dua ediyordum. Murat’la aramızdaki ilişki bitmişti ama oğlumuz için medeni kalmaya çalışıyorduk. Ta ki Asuman hayatımıza girene kadar.
Asuman, Murat’ın yeni eşi… İlk başlarda bana karşı nazikti. Hatta Emir’i birlikte parka götürmeyi teklif ettiğinde içimden “Belki de düşündüğüm kadar zor olmayacak” demiştim. Ama zamanla Asuman’ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Emir’i bana karşı doldurmaya başladı. “Annen seni anlamıyor, ben senin iyiliğini düşünüyorum,” diyordu oğluma. Emir’in bana karşı mesafesi arttıkça, geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarımı saklayamaz oldum.
Bir gün Emir’i almak için Murat’ın evine gittiğimde, Asuman kapıyı açtı. Yüzünde sahte bir gülümseme vardı.
“Elif Hanım, Emir bugün bizimle kalmak istiyor. Onun da bir düzeni var artık, lütfen anlayış gösterin.”
O an içimdeki öfkeyi zor tuttum. “Ben onun annesiyim! Emir’in ne istediğine ben karar veririm,” dedim titreyen bir sesle.
Murat araya girdi: “Elif, lütfen büyütme. Çocuk burada mutlu.”
O an anladım ki yalnızdım. Anneliğim tehdit altındaydı ve kimse yanımda değildi.
Geceleri annemin dizine başımı koyup ağladığımda, o hep aynı şeyi söylerdi: “Kızım, sabret. Allah büyük.” Ama sabretmek kolay değildi. Her hafta sonu oğlumu almak için verdiğim mücadele, Asuman’ın küçük oyunlarıyla daha da zorlaşıyordu. Bir gün Emir’in okulunda veli toplantısına gittim; öğretmeni bana oğlumun son zamanlarda içine kapandığını söyledi. İçim parçalandı.
Emir’le konuşmaya çalıştığımda, “Anne, Asuman Teyze senin beni sevmediğini söylüyor,” dedi. O an yıkıldım. Oğluma sarılıp ağlamak istedim ama güçlü durmam gerekiyordu.
Bir akşam Murat’ı aradım. “Murat, lütfen… Emir’i bana karşı doldurmasınlar. Ben onun annesiyim!”
Murat’ın sesi soğuktu: “Elif, abartıyorsun. Asuman sadece iyi niyetli.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben kötü bir anne miyim? Neden oğlum benden uzaklaşıyor?
Bir gün Emir ateşler içinde hastalandı ve hastaneye kaldırıldı. Haberi aldığımda işyerindeydim; her şeyi bırakıp koştum. Hastaneye vardığımda Asuman oradaydı, Murat’la birlikte başında bekliyorlardı. Beni görünce Asuman hemen ayağa kalktı.
“Elif Hanım, doktorla ben konuştum zaten. Gerek yoktu zahmet etmenize.”
O an öyle bir öfke hissettim ki… “Ben onun annesiyim! Oğlumun başında ben olacağım!” diye bağırdım.
Hastane koridorunda herkes bize bakarken Murat araya girdi: “Elif, lütfen olay çıkarma.”
O gece oğlumun başında sabaha kadar bekledim. Asuman ise sürekli bana gözdağı verircesine bakıyordu. Oğlum uyurken elini tuttum ve fısıldadım: “Anne burada oğlum, her zaman yanında olacak.”
Emir iyileştiğinde, artık her şeyin değişmesi gerektiğine karar verdim. Bir avukat tuttum ve velayet davası açtım. Mahkemede Asuman’ın bana karşı söylediklerini dinlerken ellerim titriyordu:
“Elif Hanım dengesiz biri, çocuğun psikolojisini bozuyor.”
Hakimin gözlerinin içine bakıp ağlamamak için kendimi zor tuttum: “Ben sadece oğlumu korumak istiyorum.”
Aylarca süren dava boyunca hem işimi hem anneliğimi hem de kendi ruh sağlığımı korumaya çalıştım. Annem bana destek oldu ama çoğu gece yalnız hissettim kendimi.
Bir gün Emir’le parkta otururken bana döndü ve “Anne, sen beni bırakmazsın değil mi?” dedi.
Gözlerim doldu: “Hiçbir zaman oğlum… Hiçbir zaman.”
Mahkeme sonunda ortak velayet kararı verdi ama ben biliyordum ki asıl savaş yeni başlıyordu. Çünkü Asuman hâlâ hayatımızdaydı ve oğlumu bana karşı doldurmaya devam ediyordu.
Bazen düşünüyorum; bir kadının en büyük savaşı kendi çocuğu için verdiği savaş mıdır? Yoksa toplumun annelere biçtiği rolün ağırlığı mı daha zor? Sizce bir anne ne kadar güçlü olmalı? Ben hâlâ her gün bu sorunun cevabını arıyorum.