“Biraz Nefes Almam Lazım” – Kucağımda Bebeğim, Yalnızlığım ve Korkularımla Yüzleşirken

“Yeter artık! Biraz nefes almam lazım, Zeynep!” Serkan’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elif’in ağlamasıyla karışan bu cümle, kulaklarımda çınladı. O an, ellerim titrerken, kucağımda minik kızımın sıcaklığıyla soğuk bir yalnızlığa gömüldüm. Annem salonda, gözleriyle bana ‘sabret’ derken, babam televizyonun sesini biraz daha açtı. Ama ben, içimdeki fırtınadan kaçacak bir köşe bulamıyordum.

Elif doğduğunda, her şeyin değişeceğini biliyordum ama bu kadarını beklememiştim. Serkan’la evliliğimizde zaman zaman tartışmalarımız olurdu, ama o gece… O gece başka bir şeydi. Elif’in kolik sancılarıyla sabaha kadar uyumamıştık. Gözlerimin altı morarmış, saçlarım yağlanmıştı. Serkan ise sabah işe gitmek için hazırlanırken, bana bakmadan, “Sen bugün annenlere git, biraz toparlan. Ben de kafamı dinleyeyim,” dedi. Sanki Elif sadece benim çocuğummuş gibi…

Annemin evine dönerken içimde bir boşluk vardı. Otobüste yanımda oturan yaşlı kadın Elif’e bakıp “Allah analı babalı büyütsün,” dediğinde gözlerim doldu. ‘Babalı mı?’ dedim içimden. O an Serkan’ın bana sırtını dönmesiyle, evliliğimizde ne kadar yalnız olduğumu anladım.

Annem bana çorba yaptı, Elif’i kucağına aldı ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Sanki bedenim buradaydı ama ruhum hâlâ o soğuk mutfakta, Serkan’ın arkasından bakıyordu. Annem usulca yaklaştı: “Kızım, Serkan da yorulmuştur. Erkekler bazen böyle olur.”

Ama ben yorulmamış mıydım? Geceleri Elif’in ağlamasıyla uyanan bendim. Emziren, altını değiştiren, ateşi çıktığında panikleyen… Hepsi bendim. Serkan ise işten gelince koltuğa uzanıp telefonuna gömülüyordu. Birlikte kurduğumuz hayallerin yerini sessizlik ve kırgınlık almıştı.

Bir gece Elif yine ağladı. Annem uyuyordu, babam horluyordu. Kucağımda Elif’le pencerenin önüne geçtim. Dışarıda yağmur yağıyordu. Camdan sokağa bakarken kendime sordum: ‘Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?’

Serkan’la ilk tanıştığımız günleri düşündüm. Üniversitede aynı kafede oturup saatlerce konuşurduk. Hayatın zorluklarını birlikte aşacağımıza inanırdık. Ama şimdi… Bir bebek doğdu diye mi bu kadar uzaklaştık? Yoksa biz zaten birbirimize yabancı mıydık?

Bir hafta geçti. Serkan’dan sadece kısa mesajlar geldi: “Elif nasıl?” “Bir şeye ihtiyacınız var mı?” O kadar. Ne sesini duydum ne de yüzünü gördüm. Annem her gün “Belki arar,” dedi ama ben artık umut etmiyordum.

Bir akşam annem sofrayı kurarken babam televizyonu kapattı ve bana döndü: “Bak kızım,” dedi, “Evlilik kolay değil. Ama çocuk olunca işler daha da zorlaşıyor. Serkan’la konuşmadan karar verme.”

Ama nasıl konuşacaktım? İçimde kırgınlık büyüdükçe büyüyordu. Elif’in minik elleriyle parmağımı tutuşu bana güç veriyordu ama aynı zamanda korkutuyordu da: Ya tek başıma kalırsam? Ya Elif babasız büyürse?

Bir gece Serkan aradı. Sesi yorgundu: “Zeynep… Ben de iyi değilim. Her şey üstüme geldi. Bilmiyorum… Belki de iyi bir baba olamam.”

O an içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. Sadece ben değilmişim; Serkan da korkuyormuş. Ama neden birlikte savaşmak yerine birbirimizden kaçıyorduk?

Ertesi gün annem Elif’i gezmeye çıkardı. Ben de mutfakta oturup Serkan’a uzun bir mesaj yazdım:

“Serkan, ben de korkuyorum. Elif’in ağlamasından, iyi anne olamamaktan, seni kaybetmekten… Ama en çok da yalnız kalmaktan korkuyorum. Biz aile olmayı unuttuk galiba. Yeniden denemek ister misin?”

Cevabı hemen gelmedi. Saatlerce telefona baktım. Sonunda sadece bir satır yazdı: “Konuşalım.”

O akşam Serkan geldi. Gözleri doluydu, ilk defa bu kadar savunmasız gördüm onu.

“Zeynep,” dedi, “Sana yük olduğumu düşündüm. Beceremediğimi hissettim ve kaçtım.”

“Ben de yalnız bırakıldığımı hissettim,” dedim sessizce.

Uzun süre konuştuk o gece; ilk defa birbirimizi gerçekten dinledik. Elif’in odasında birlikte oturduk, onun minik nefesini dinledik.

O günden sonra hiçbir şey bir anda düzelmedi elbette. Hâlâ tartışıyoruz, hâlâ bazen yoruluyoruz ama artık kaçmıyoruz. Birbirimize sarılmayı yeniden öğreniyoruz.

Şimdi bazen geceleri Elif’i uyuturken pencereden dışarı bakıyorum ve düşünüyorum: Gerçekten aile olmak için ne kadar mücadele etmek gerekiyor? Yalnızlıkla savaşırken kendimizi kaybetmeden birbirimizi bulmak mümkün mü?

Siz hiç evliliğinizde bu kadar yalnız hissettiniz mi? Yoksa yalnızlık sadece benim hikâyem mi?