Ben Bakıcı Değilim! Eşimin Annesinin Yükünü Bana Yıkmaya Çalıştığı O Gün

“Ben bakıcı değilim, bunu anlamıyor musun?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, mutfakta ellerim bulaşık deteranında, gözlerim ise öfkeyle doluydu. Eşim Murat, her zamanki gibi kahvesini yudumlarken bana bakıyordu; yüzünde o tanıdık, bıkkın ifade. “Elif, annem yaşlandı. Sen de evdesin, ilgilenmek zor olmasa gerek,” dedi. Sanki hayatımda başka hiçbir şey yokmuş gibi… O an içimde bir şeyler koptu.

O sabah, oğlum Emir’in okul kıyafetini ütülerken ellerim titriyordu. Anneler Günü’ne birkaç gün kalmıştı ama içimde kutlama isteği yoktu. Kayınvalidem Şükran Hanım’ın evine gitmem gerekiyordu yine. Her zamanki gibi, Murat iş bahanesiyle kaçacak, ben ise Şükran Hanım’ın bitmek bilmeyen şikayetlerini dinleyecektim. “Elif, şu camları silmedin mi hâlâ? Senin annen olsa böyle mi bakardın?” diyecek, ben de dişlerimi sıkıp susacaktım.

Kendi annemle haftalardır görüşememiştim. Onun da dizleri ağrıyordu ama kimse ona bakmamı beklemiyordu. Çünkü ben Elif’tim; gelin, anne, eş ve şimdi de bakıcı…

O gün Emir’i okula bırakırken gözlerim doldu. “Anne, neden üzgünsün?” diye sordu. “Biraz yorgunum oğlum,” dedim. Yorgunluk… Aslında kelime yetersizdi. İçimde biriken öfke, kırgınlık ve çaresizlikti asıl sebep.

Şükran Hanım’ın evine vardığımda kapıyı açtı ve yüzüme şöyle bir baktı: “Yine geç kaldın Elif. Ben burada tek başıma ne yapayım?” İçeri girdim, mutfağa yöneldim. Her şey aynıydı: Bitmeyen işler, bitmeyen şikayetler…

Telefonum çaldı. Annemdi. “Kızım nasılsın? Gelecek misin bu hafta?” dedi. “Anneciğim, bilmiyorum… Çok işim var,” dedim ve sesim titredi. Annemin sessizliği içimi daha da acıttı.

Akşam eve döndüğümde Murat koltukta televizyon izliyordu. “Annem nasıl?” diye sordu. “İyi,” dedim kısaca. “Yarın da gidersin değil mi?” dedi umursamazca. İşte o an patladım: “Murat! Ben bakıcı değilim! Senin annenin sorumluluğu neden sadece bana ait? Sen neden ilgilenmiyorsun?”

Murat başını kaldırmadan cevap verdi: “Sen evdesin Elif. Ben çalışıyorum.”

“Ben de çalışıyorum Murat! Evde olmak çalışmamak demek değil! Hem kendi anneme bile zaman ayıramıyorum!”

O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Murat ilk defa bana baktı; şaşkındı ama yine de anlamıyordu.

Gece boyunca uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce… Neden hep kadınlar bu yükü omuzlamak zorunda? Neden gelinler, kayınvalidelerin hemşiresi olmak zorunda? Kendi annelerimizden bile vazgeçiyoruz bazen…

Ertesi gün Murat’la konuşmaya karar verdim. Sabah kahvaltısında ona döndüm: “Murat, bu böyle gitmez. Ya sen de sorumluluk alırsın ya da ben artık Şükran Hanım’a bakamam.”

Murat sinirlendi: “Ne demek bakamam? Annemi ortada mı bırakacağız?”

“Hayır, ama bu yükü tek başıma taşımayacağım artık! İstersen ablanla konuşalım, istersen profesyonel bir yardım alalım ama ben kendi hayatımı unutmak istemiyorum!”

O an Murat’ın gözlerinde ilk defa bir korku gördüm. Belki de ilk defa beni gerçekten dinledi.

O gün akşam ablası Ayşe’yi aradık. Ayşe de yıllardır bu yükten kaçmıştı ama şimdi mecburen sorumluluk almak zorunda kaldı. Birlikte bir bakım planı yaptık; haftada iki gün Ayşe gidecek, bir gün Murat ilgilenecek ve kalan günlerde ben yardımcı olacaktım.

İlk defa kendimi biraz özgür hissettim. Oğlumla parka gittik, anneme uğradım ve ona sarıldım. Annem gözlerime baktı: “Kızım, kendini unutma olur mu?” dedi.

Şimdi düşünüyorum da… Kadınlar neden hep sessiz kalıyor? Neden kendi hayatlarımızdan vazgeçiyoruz başkaları için? Sizce de artık sınırlarımızı çizmenin zamanı gelmedi mi?