Bir Anne Yüreğinin Sınavı: Eşit Sevgi Mümkün mü?

“Senin için kendi oğlunla torunun arasında fark yok mu gerçekten?” diye sordu gelinim Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. Salonda, eski koltukların arasında sıkışmış bir sessizlik vardı. O an, içimdeki fırtına dışarıdan görünmüyordu belki ama, kalbim paramparça olmuştu. Elif’in sesi titriyordu: “Benim kızım da senin torunun, ama ona hep mesafeli davranıyorsun. Neden?”

Bir an sustum. Cevap vermek kolay değildi. Yıllar önce, kocam bizi terk ettiğinde, iki çocuğumla baş başa kalmıştım. O zamanlar, geceleri çocuklarımın ateşi çıktığında başlarında ben vardım. Kimse yoktu yanımda. Komşular bile kapılarını kapatırdı. Oğlum Murat ve kızım Zeynep… Onlar için hem anne oldum, hem baba. Şimdi ise Murat evli, Elif’le birlikte bir kızları var: Defne. Elif’in bana sitemi yeni değil; yıllardır içten içe biriktirdiği kırgınlıkların patlamasıydı bu.

“Bak Elif,” dedim, sesimi yumuşatmaya çalışarak, “Ben kimseyi ayırmıyorum. Ama insanın kalbi bazen kendi bildiğini okur.”

Elif gözlerini kaçırdı. “Sen Defne’ye hiç sarılmıyorsun. Ona masal anlatmıyorsun. Zeynep’in oğluna ise her gün kek yapıyorsun, ona oyuncaklar alıyorsun. Defne de çocuk, onun da sevgine ihtiyacı var.”

O an içimde bir suçluluk dalgası yükseldi. Gerçekten de Zeynep’in oğlu Efe’ye daha yakın hissediyordum kendimi. Belki Zeynep’le yaşadıklarımızdan, belki Efe’nin bana daha çok sokulmasından… Ama Defne’ye karşı hep mesafeli olmuştum. Bunu Elif de, Murat da fark etmişti.

Murat odaya girdiğinde ortamın gerginliğini hissetti. “Ne oluyor burada?” dedi endişeyle.

Elif hemen atıldı: “Annen Defne’yi sevmiyor Murat! Hep Efe’ye yakın, Defne’ye ise soğuk.”

Murat bana baktı, gözlerinde hem şaşkınlık hem de bir parça kırgınlık vardı. “Anne, doğru mu bu?”

O an içimde yılların yorgunluğunu hissettim. “Oğlum,” dedim, “Ben kimseyi ayırmak istemem. Ama bazen insanın kalbi… İşte, anlatamıyorum.”

Elif ağlamaya başladı. “Ben de anne oldum, ben de biliyorum ne demek uykusuz geceler… Ama Defne’nin gözlerinde o eksikliği gördükçe kahroluyorum.”

O gece uyuyamadım. Yıllar önceki yalnızlığım aklıma geldi. Çocuklarımın küçüklüğü… Onlara sarılışım, ateşlerini düşürmek için sabahlayışım… Şimdi ise torunlarım var ve ben birini diğerine yakın hissediyorum diye suçlanıyorum.

Ertesi sabah kahvaltı sofrasında herkes sessizdi. Defne bana çekingen bir bakış attı; ben ise ona nasıl yaklaşacağımı bilemedim. Efe yanıma oturdu hemen, elimi tuttu. İçimde bir burukluk…

Zeynep mutfağa geldiğinde bana fısıldadı: “Anne, Elif haklı olabilir mi? Sen Efe’ye daha çok düşkünsün.”

Yutkundum. “Bilmiyorum kızım… Belki de Efe’yi daha çok gördüğüm için… Seninle yaşadıklarımızdan dolayı…”

Zeynep başını salladı: “Ama Defne de senin torunun. Onun da sevgine ihtiyacı var.”

O gün kendimi sorgulamaya başladım. Acaba ben kötü bir anneanne miyim? Yıllarca tek başıma mücadele ettim; çocuklarımı kimseye muhtaç etmemek için canımı dişime taktım. Şimdi ise gelinim benden eşit sevgi bekliyor… Ama insanın kalbi bazen söz dinlemiyor.

Akşam Defne yanıma geldi, ürkekçe: “Anneanne, bana da masal anlatır mısın?”

O an gözlerim doldu. Kucağıma aldım onu, saçlarını okşadım. “Tabii ki anlatırım kuzum,” dedim ama içimde bir eksiklik vardı; sanki rol yapıyormuşum gibi hissettim.

Gece Elif yanıma geldi, gözleri şişmişti ağlamaktan: “Biliyor musun, ben de annemi küçük yaşta kaybettim. Hep bir anne şefkatine hasret büyüdüm. Seninle aile olduk diye çok mutlu olmuştum ama şimdi Defne’nin de aynı eksikliği yaşamasından korkuyorum.”

O an Elif’e sarıldım; ilk defa gerçekten sarıldım ona. “Kızım,” dedim, “Ben de annesiz büyüdüm sayılır… Annem vefat ettiğinde on yaşındaydım. Belki de bu yüzden sevgimi göstermekte zorlanıyorum.”

Elif hıçkırarak ağladı: “Ama Defne’nin suçu ne?”

O gece sabaha kadar düşündüm. İnsan sevgisini paylaştırabilir mi? Yoksa kalbinin götürdüğü yere mi gider hep? Ben iki çocuğumu büyütürken adaletli olmaya çalıştım ama şimdi torunlarım arasında ayrım yapıyor muyum gerçekten?

Bir hafta boyunca Defne’ye daha çok zaman ayırmaya çalıştım; birlikte resim yaptık, parka gittik, ona masallar anlattım. Ama içimde hâlâ bir mesafe vardı; sanki kendi çocuğum gibi hissedemiyordum onu.

Bir gün Murat yanıma geldi: “Anne, seni üzmek istemem ama Elif çok kırıldı bu duruma. Belki biraz daha çaba gösterebilirsin.”

Başımı eğdim: “Haklısınız oğlum… Ama insanın kalbi bazen söz dinlemiyor.”

Köyde büyüdüm ben; annem öldüğünde babam başka biriyle evlendi ve üvey annem bana hiç sıcak davranmadı. Belki de bu yüzden kendi çocuklarıma fazla bağlandım; onlardan başkasına sevgimi açmakta zorlanıyorum.

Bir gün Defne hastalandı; ateşi çıktı, Elif panik içinde beni aradı: “Ne olur gel anne! Ne yapacağımı bilmiyorum!”

Koşa koşa gittim yanlarına; Defne’nin başında sabaha kadar bekledim, alnına soğuk bez koydum, ninni söyledim ona… O an geçmişteki yalnız geceler aklıma geldi; Murat’ın ve Zeynep’in küçüklüğü… İçimde bir şeyler kırıldı sanki; Defne’ye bakarken onun da benim parçam olduğunu hissettim ilk defa.

Sabah olunca Elif bana sarıldı: “Teşekkür ederim anne…”

O an anladım ki sevgi bazen zamanla büyüyor; bazen de acılarla… Belki başta zorlandım ama şimdi Defne’ye baktığımda içimde gerçek bir sevgi hissediyorum.

Ama hâlâ kendime soruyorum: İnsan sevgisini eşit paylaştırabilir mi? Yoksa bazı yaralar hep iz mi bırakır? Sizce bir anne ya da anneanne herkese eşit davranmak zorunda mı? Yoksa kalbinin götürdüğü yere gitmekte özgür mü?