Bir Apartman Merdiveninde Başlayan Hayatım: Zeynep’in Hikayesi
“Elif, hadi kızım, acele et!” diye seslendim, taksinin kapısını açıp küçük valizimizi indirdim. Annem, Fatma Hanım, arkamızdan söylenerek indi: “Zeynep, bu kadar eşya ne olacak? Sanki köyden göç ediyoruz!”
Taksiciye teşekkür edip apartmanın önüne vardığımızda, apartman girişindeki bankta oturan iki yaşlı kadın gözlerini üzerimize dikmişti. Biri, ince uzun burunlu, gözlüklerinin üzerinden bakan Melek Teyze, diğeri ise her zamanki gibi elinde örgüsüyle oturan Şükran Teyze’ydi. Annem hemen selam verdi: “Kolay gelsin kızlar.”
Melek Teyze, dudaklarını büzerek cevapladı: “Hoş geldiniz Fatma Hanım. Kızınız da mı sizinle taşındı?”
Şükran Teyze ise lafı ağzında geveledi: “Eee, Zeynep Hanım, kocanızdan haber var mı?”
İçimden bir öfke dalgası geçti. Yıllardır bu mahallede yaşadığım halde, hâlâ herkesin dilindeydim. Eşim Serkan’ın beni ve Elif’i terk edip gidişi, mahallede günlerce konuşulmuştu. Herkesin gözünde ya mağdur ya da suçluydum. Kimse gerçeği sormamıştı: Serkan’ın borçları, öfkesi, geceleri eve gelmeyişi…
Elif’in elini daha sıkı tuttum. “İyi günler,” dedim kısaca. Annem ise hemen araya girdi: “Kızım biraz yorgun, sonra konuşuruz.”
Apartmanın içi eskiydi; duvarlarda rutubet izleri, merdivenlerde çocukların tebeşirle çizdiği şekiller… Her adımda geçmişimden bir iz buluyordum. Babamın ölümünden sonra annemle bu apartmana taşınmıştık. Şimdi ise kendi kızımla, yine annemin yanına dönüyordum. Hayat bir döngüydü sanki.
Eve girer girmez annem başladı: “Bak Zeynep, mahalle küçük. Herkes konuşur. Senin için en iyisi iş bulup ayaklarının üstünde durmak.”
“Anne, biliyorum ama Elif daha çok küçük. Onu bırakacak kimsem yok.”
Annemin sesi titredi: “Ben varım ya! Ama bak, bu mahallede dul kadın olmak kolay değil. Herkesin gözü üstünde.”
O gece Elif’i uyuttuktan sonra pencerenin önüne geçtim. Sokak lambasının altında oynayan çocukların sesleri yükseliyordu. İçimde bir boşluk vardı; hem öfke hem de çaresizlik… Serkan’ın gidişiyle sadece bir eşimi değil, hayatımdaki güveni de kaybetmiştim.
Ertesi sabah annem erkenden kalktı: “Zeynep, markette kasiyer arıyorlarmış. Git konuş, belki alırlar.”
Elif’i anneme bırakıp markete gittim. Market sahibi Ahmet Bey, orta yaşlı, sert bakışlı bir adamdı. “Daha önce çalıştın mı?” diye sordu.
“Hayır ama hızlı öğrenirim,” dedim.
“Bak kızım,” dedi Ahmet Bey, “burada herkes birbirini tanır. Dedikodudan uzak duracaksın. İşini yapıp gideceksin.”
İşe başladım. İlk günler kolay değildi; müşterilerden bazıları bana acıyarak bakıyor, bazıları ise arkamdan fısıldaşıyordu. Bir gün kasada hesap yaparken Melek Teyze geldi:
“Zeynep kızım, Allah yardımcın olsun. Ama bak, gençsin… Yeniden evlenmeyi düşünmez misin?”
Yutkundum. “Şimdilik tek derdim Elif’i büyütmek.”
O sırada markete giren genç bir adam –komşumuz Murat– bana selam verdi. Murat’ın annesiyle arası iyi değildi; o da yıllardır mahallede yalnız yaşıyordu. Aramızda kısa bir sohbet geçti:
“Moralin bozuk gibi Zeynep.”
“Hayat işte Murat… Kolay değil.”
“Biliyorum,” dedi sessizce. “Ben de annemi kaybettikten sonra yalnız kaldım. Mahallede herkes konuşur ama kimse yardım etmez.”
O günden sonra Murat’la aramızda bir dostluk başladı. Elif’i parka götürdüğümde bazen o da gelir, Elif’le oynardı. Annem ise bu yakınlıktan rahatsızdı:
“Bak Zeynep, adın çıkmasın. Mahalleli hemen konuşur.”
Bir akşam eve dönerken apartman kapısında Melek Teyze ile Şükran Teyze’yi yine gördüm. Bu kez seslerini alçaltmadan konuşuyorlardı:
“Duydun mu Şükran? Zeynep’in Murat’la arası iyiymiş.”
“Eee, dul kadın… Ne yapsın garibim?”
O an içimde bir şeyler koptu. Kapıyı sertçe çarpıp eve girdim. Annem arkamdan geldi:
“Kızım, sakin ol! Onlar hep konuşur.”
“Ama anne! Nereye kadar susacağım? Ben kötü bir şey yapmıyorum ki! Sadece yaşamak istiyorum!”
Annem gözlerimin içine baktı: “Biliyorum kızım… Ama bu mahallede kadın olmak zor.”
O gece Elif’in başında otururken düşündüm: Neden hep kadınlar konuşulur? Neden bir hata yaptığımızda ömür boyu cezasını çekeriz? Serkan gittiğinde kimse ona hesap sormadı ama ben her gün yargılanıyorum.
Bir sabah markette çalışırken Murat geldi ve bana bir kahve uzattı:
“Zeynep, ister misin? Biraz nefes alalım.”
Kabul ettim. Parkta otururken Murat bana döndü:
“Sen güçlü bir kadınsın Zeynep. Kimseye kulak asma.”
Gözlerim doldu: “Bazen çok yoruluyorum Murat… Herkesin gözü üstümde.”
Murat elimi tuttu: “Sen sadece Elif’i düşün. Gerisi boş.”
O an anladım ki; hayat ne kadar zor olursa olsun, insan yanında bir dost bulunca biraz daha güçleniyor.
Aylar geçti. Mahalleli dedikoduları azaldı ama hiç bitmedi. Annem hâlâ temkinliydi ama artık ben daha güçlüydüm. Elif büyüdü, ben işimi sevdim ve Murat’la dostluğumuzu sürdürdük.
Şimdi pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir kadının yeniden başlaması neden bu kadar zor? Toplumun yargıları mı daha ağır, yoksa kendi korkularımız mı? Sizce hangisi?