Altmışında Umuda Tutunmak: Gerçeklerle Yüzleştiğim O Gün

“Yeter artık, Nevin! Benim evimde böyle konuşamazsın!” diye bağırdı Mehmet, gözleri öfkeyle dolu. O an mutfağın ortasında, elimde çay tepsisiyle donup kaldım. Altmış yaşındaydım ve ilk defa birinin evinde misafir değil, ev sahibi olduğuma inanmak istemiştim. Ama işte yine, bir yabancı gibi hissettiriliyordum.

Mehmet’le evleneli henüz altı ay olmuştu. Yıllar süren yalnızlığın ardından, mahalledeki komşuların ısrarıyla tanışmıştık. O da duldu, ben de. “İkinci bahar” dediler, “Hayat kısa, mutluluğu hak ediyorsun.” dediler. Ben de inandım. Oysa şimdi, Mehmet’in kızı Elif’in bana attığı küçümseyici bakışlar ve oğlum Burak’ın “Anne, bu adamdan emin misin?” diye sorduğu o gece aklımdan çıkmıyordu.

İlk zamanlar her şey güzeldi. Mehmet sabahları bana çiçek getirir, akşamları birlikte eski Türk filmleri izlerdik. Ama ne zaman ki Elif hafta sonları gelmeye başladı, evin havası değişti. Elif bana “Nevin Hanım” derdi, asla “anne” ya da “teyze” bile demedi. Sofrada sessizce oturur, babasına göz kırpar, sonra da bana laf sokardı: “Babamın sağlığına dikkat edin lütfen, yaşı ilerledi.”

Bir gün Elif mutfağa geldiğinde, bulaşıkları yıkıyordum. Sessizce yanıma yaklaşıp fısıldadı: “Babamın mirasıyla ilgili bir şey düşünmüyorsun değil mi? Bizim ailemize zarar verme.” O an ellerim titredi, tabak yere düştü ve kırıldı. Mehmet içeri koştu, Elif ise masum bir ifadeyle “Nevin Hanım biraz dalgın galiba,” dedi. Mehmet bana bakıp “Dikkat et biraz,” dedi sadece.

Kendi oğlum Burak ise başından beri bu evliliğe karşıydı. “Anne, senin huzurun için endişeleniyorum,” derdi telefonda. “Baba yadigârı evi sattın, bu adamla yeni bir hayata başladın ama mutlu musun gerçekten?”

Bir gece, Mehmet’in eski eşiyle ilgili konuşurken tartıştık. O kadar öfkeliydi ki, sesini ilk defa bu kadar yükseltti: “Sen de onun gibi olma Nevin! Beni anlamıyorsun!” dedi. O an anladım ki, geçmişin gölgesi bu evde hep dolaşıyor.

Bir sabah kahvaltıda Elif yine geldi. Masada sessizce otururken birden bana döndü: “Babamın ilaçlarını sen mi karıştırıyorsun? Geçen hafta yanlış ilaç vermişsin.” Şaşkınlıkla baktım: “Hayır Elif, doktorun yazdığı gibi veriyorum.” dedim. Mehmet ise sessizce gazetesini okudu, hiçbir şey demedi.

O gün kendimi çok yalnız hissettim. İstanbul’un kalabalığında bile bu kadar yalnız olmamıştım hiç. Akşam olunca Burak’ı aradım: “Oğlum, galiba hata yaptım,” dedim ağlamaklı bir sesle. Burak ise sadece “Anne, ne olursa olsun yanındayım,” dedi.

Bir hafta sonra Mehmet’in doğum günüydü. Büyük bir sofra kurdum, Elif ve ailesi de geldi. Herkes gülüp eğlenirken ben sadece izledim. Bir ara Elif’in eşiyle fısıldaştığını duydum: “Bu kadın babamı kandırdı,” dediğini sandım. İçimde bir şeyler koptu o an.

Gece herkes gittikten sonra Mehmet’e sordum: “Beni gerçekten seviyor musun? Yoksa yalnız kalmamak için mi buradayım?” Mehmet gözlerini kaçırdı: “Nevin, bu yaştan sonra kimseye güvenmek kolay değil,” dedi sadece.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben ne istiyorum? Huzur mu? Sevgi mi? Yoksa sadece kabul görmek mi?”

Ertesi gün Burak geldi. Bana sarıldı: “Anne, istersen benimle kalabilirsin,” dedi. Gözlerim doldu ama ona yük olmak istemedim.

Mehmet’le açık açık konuştum: “Bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum. Elif’in tavırları beni çok üzüyor.” Mehmet ise sadece başını salladı: “Elif’i idare et Nevin, o da alışacak.”

Ama ben alışamadım. Her geçen gün daha çok içine kapandım. Bir gün Elif’in bana bağırdığını duydum: “Sen bizim ailemize ait değilsin! Babamı rahat bırak!”

O an dayanamadım: “Ben de insanım Elif! Ben de sevilmek istiyorum! Sizin ailenizi dağıtmak gibi bir niyetim yok!”

Mehmet ise yine sessizdi.

O gece valizimi topladım. Kapının önünde durup Mehmet’e baktım: “Ben gidiyorum Mehmet. Kendimi burada ait hissedemiyorum.”

Mehmet gözlerini kaçırdı: “Sen bilirsin Nevin.”

Burak’ın evine gittim o gece. Oğlum kapıyı açınca sarıldık uzun uzun.

Şimdi kendi odamda otururken düşünüyorum: Hayat altmışında da olsa insanı sınamaya devam ediyor. Belki de yeniden başlamak için hiçbir zaman geç değildir…

Siz olsaydınız ne yapardınız? Ait olmadığınız bir yerde kalmaya devam eder miydiniz yoksa cesaret edip yeni bir yol mu çizerdiniz?