Bir Çift Çocuk Ayakkabısının Ardından: Bir Haziran Hikayesi

“Elif’in ayakkabıları yine pencereden düştü!” Annemin sesi, mutfağın ta öbür ucundan bile kulaklarımı tırmaladı. O an elimdeki çayı bırakıp koşmak istedim ama ayaklarım sanki yere çivilenmişti. İçimde bir öfke, bir utanç, bir de çaresizlik… Hepsi birbirine karıştı.

“Defalarca söyledim sana, kızım! Balkonsuz evde çocuk büyütülür mü? Şimdi o ayakkabıları nasıl bulacaksın? Hem de bu yağmurda!” Annem, Elif’in minik pembe ayakkabılarını camın önünde kurutmaya çalıştığımı görünce yine başladı. Oysa başka çarem yoktu; bu eski apartmanda, rutubetli odalarda başka nereye koyabilirdim ki?

Elif ise hiçbir şeyin farkında değildi. O, halının üstünde oyuncak bebekleriyle oynuyor, arada bana bakıp gülümsüyordu. Gözlerindeki masumiyet, içimdeki fırtınayı biraz olsun dindiriyordu. Ama annem… Annem hiç susmuyordu.

“Bak kızım, ben senin yaşındayken üç çocuk büyüttüm. Ne ayakkabımız vardı ne de böyle dertlerimiz. Senin derdin hep başka! Kocan da yok yanında, ben olmasam ne yapacaksın?”

İşte yine aynı yere geldik. Kocam, Murat, iki yıl önce iş bulmak için Almanya’ya gitmişti. Sözde üç ayda dönecekti ama hâlâ dönmedi. Her ay gönderdiği üç beş kuruşla geçinmeye çalışıyoruz. Annem ise her fırsatta bunu yüzüme vuruyor.

“Anne, yeter artık! Elif’in yanında böyle konuşma,” dedim titreyen bir sesle. Ama annem dinlemedi.

“Senin yüzünden torunumun ayakkabısı yok şimdi! Kaç kere dedim sana, çocukları yağmurda oynatma diye! Hep kendi bildiğini okursun.”

O an gözlerim doldu. Elif’in ayakkabıları için değil; annemin bana hiç güvenmemesi, hep eksik görmesi içindi bu gözyaşları. Yıllardır onun gölgesinde yaşamaktan yorulmuştum. Kendi evimde bile nefes alamıyordum.

Ama başka çarem yoktu. Murat gidince annemin yanına taşınmak zorunda kaldım. Kira ödeyecek halimiz yoktu. Annem de yalnız kalmak istemiyordu zaten; ama birlikte yaşamak ikimize de ağır geliyordu.

Yağmur dinmemişti. Elif’in ayakkabıları muhtemelen apartmanın önündeki çamurlu su birikintisine düşmüştü. Pencereden aşağı baktım; bir kadın elinde şemsiye, yere eğilmiş bir şey arıyordu. “Ayşe Hanım!” diye seslendim, “Bir şey mi buldunuz?”

Ayşe Teyze, alt kattaki komşumuzdu. “Kızım, bu minik ayakkabılar senin mi?” diye sordu gülümseyerek.

Koşa koşa aşağı indim. Ayakkabılar çamur içindeydi ama sapasağlamdı. Teşekkür edip yukarı çıktım. Annem kapıda bekliyordu.

“Bak gördün mü? Komşular olmasa halin ne olurdu?”

İçimden bağırmak geldi: “Anne, ben kötü bir anne değilim! Sadece çok yoruldum!” Ama diyemedim. Sustum. Çünkü biliyordum ki, annem de kendi annesinden hiç sevgi görmemişti. Onun sevgisi hep böyle sert, hep böyle yaralayıcıydı.

O gece Elif’i yatırdıktan sonra mutfağa geçtim. Annem çay demlemiş, eski radyodan türkü dinliyordu. Bir süre sessizce oturduk.

“Bak kızım,” dedi birden, “Ben de kolay büyütmedim sizi. Baban köyde çalışırken ben tek başıma uğraştım her şeyle. Ama hiç pes etmedim.”

Gözlerim doldu yine. “Biliyorum anne,” dedim sessizce. “Ama bazen çok yoruluyorum. Murat yok, iş bulamıyorum, Elif büyüyor… Her şey üstüme geliyor.”

Annem bir an sustu. Sonra yavaşça elimi tuttu. “Sen güçlüsün kızım. Ama bazen insanın dağ gibi annesi olsa da yalnız hisseder kendini.”

O gece uzun uzun düşündüm. Annemin sevgisiyle benim sevgim çok farklıydı. O bana sert davranarak koruduğunu sanıyordu; ben ise Elif’e sarılarak, ona güven vererek büyütmek istiyordum.

Ertesi sabah Elif uyanınca ona yeni bir masal anlattım: “Bir zamanlar küçük bir kız varmış, annesiyle birlikte yağmurlu bir şehirde yaşarmış…” Elif gözlerini kocaman açtı, gülümsedi.

Belki de hayat böyleydi; her kuşak kendi acısıyla, kendi sevgisiyle büyüyordu. Biz anneler ise hem geçmişin yükünü hem bugünün kaygısını sırtımızda taşıyorduk.

O gün Elif’in ayakkabılarını yıkadım, kuruttum ve ona sımsıkı sarıldım. Annem mutfakta sessizce çayını içerken ben de içimden dua ettim: Allah’ım, bana sabır ver…

Şimdi size soruyorum: Siz hiç annenizle böyle çatışmalar yaşadınız mı? Ya da kendi annenizden gördüğünüz sevgiyi çocuğunuza nasıl aktarıyorsunuz? Bazen annelik gerçekten de en büyük sınavımız mı?