Geç Kalan Pişmanlık: Bir Anne ve Kızının Sessiz Çığlığı
“Anne, neden hep abimi daha çok sevdiğini düşünüyorum?”
Bu cümle, mutfağın ortasında, akşam yemeği hazırlarken, kızım Elif’in titreyen sesiyle havada asılı kaldı. Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım, ellerim bir anda soğudu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim, görmezden geldiğim, üstünü örttüğüm tüm duygular birden yüzeye çıktı. Elif’in gözlerinde, kendimi gördüm: çocukluğumda annemin bana bakarkenki o mesafeli bakışını, hep abime duyduğu hayranlığı hissettiğim anları…
Oysa ben, ikinci bir çocuk istememiştim. Bunu kimseye açıkça söyleyemedim elbette. Türkiye’de bir anne, hele ki çalışan bir kadın, “Bir çocuk bana yeter” diyemez. Eşim Murat, Elif doğmadan önce, “Bir kardeşi olmalı, yalnız büyümesin,” derdi. O zamanlar oğlumuz Baran yedi yaşındaydı. Ben ise, tam kariyerimde yükseliyordum. Üniversitede asistanlıktan öğretim üyeliğine terfi etmiştim, ilk kez kendi odam, kendi projelerim vardı. Hayatımın kontrolü bende sanıyordum. Ama Elif’in haberiyle her şey değişti.
Hamileliğim boyunca suçluluk duygusuyla karışık bir öfke taşıdım. Murat’ın gözlerinde hep bir heyecan, bende ise bir korku… Annem, “Kız evlat başka olur,” dediğinde içimden ‘Ben hazır değilim’ diye haykırmak istedim. Ama sustum. Türkiye’de kadınlar çoğu zaman susar; anneler, eşler, kız kardeşler…
Elif doğduğunda, Baran’ın gözlerindeki kıskançlıkla baş etmeye çalışırken, kızımın minicik ellerine bakıp kendimi suçlu hissettim. Ona yeterince sarılamadım, çünkü içimde hep bir eksiklik vardı. Sanki ona annelik yapmaya hakkım yokmuş gibi…
Yıllar geçti. Baran büyüdü, liseye başladı. Elif ise hep sessiz, içine kapanık bir çocuk oldu. Okulda öğretmenleri, “Elif çok zeki ama kendini göstermiyor,” derdi. Ben ise, işten eve yorgun döner, çoğu zaman Elif’in odasına uğramadan Baran’ın sınavlarıyla, Murat’ın iş dertleriyle ilgilenirdim. Elif’in gözleri ise her geçen gün biraz daha uzaklaştı benden.
Bir gün, okuldan aradılar. Elif’in sınıfında bir kavga çıkmış, Elif ağlayarak müdürün odasına kapanmış. Koşa koşa okula gittim. Müdür, “Elif kendini çok yalnız hissediyor galiba. Sizinle konuşmak istemiyor,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Kızım bana ulaşamıyordu. Eve döndüğümüzde, Elif odasına kapanıp saatlerce ağladı. Kapısının önünde oturup, “Kızım, lütfen konuş benimle,” dedim. Ama cevap alamadım.
O gece, Murat’la tartıştık. “Sen hep Baran’la ilgilendin, Elif’i bana bıraktın,” dedi. Oysa ben de yalnızdım. Annemle konuşmak istedim, ama o da bana, “Sen de annesin, toparla kendini,” dedi. Türkiye’de anneler ağlamaz, anneler güçlüdür, anneler hata yapmaz. Ama ben hata yaptım. Elif’in gözlerinde kendi çocukluğumun acısını gördüm. Annemin bana gösteremediği sevgiyi, ben de kızıma gösterememiştim.
Bir sabah, Elif’in odasında eski bir defter buldum. Sayfalarında, “Annem beni sevmiyor mu?” diye yazılmış cümleler, karalanmış resimler… O an, içimde bir fırtına koptu. Kızım bana ulaşmak istemiş, ama ben duvar örmüşüm. O gün, işten izin aldım. Elif’le birlikte sahile gittik. Uzun süre konuşmadık. Sonra, ona dönüp, “Kızım, ben de bazen annemi özlüyorum. Bazen anneler de hata yapar. Ben de hata yaptım. Sana yeterince sarılamadım, affet beni,” dedim. Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne, ben de seni çok özledim,” dedi.
O günden sonra, her şey bir anda düzelmedi. Ama Elif’le aramızda küçük köprüler kurmaya başladık. Akşamları birlikte yemek yaptık, bazen sessizce yan yana oturduk. Baran üniversiteye gittiğinde, evde sadece Elif ve ben kaldık. O zaman anladım: Kızımla aramdaki mesafeyi kapatmak için geç kalmış olabilirim, ama hâlâ bir şeyleri değiştirmek için zamanım var.
Şimdi, Elif on altı yaşında. Bazen hâlâ bana kızıyor, bazen sessizce yanıma sokulup başını omzuma koyuyor. Geçmişteki hatalarımı telafi edemem belki, ama ona sevgimi göstermek için elimden geleni yapıyorum. Türkiye’de anneler hep güçlü olmak zorunda sanılır. Oysa bazen en büyük güç, hatasını kabul edip özür dileyebilmektir.
Bazen düşünüyorum: Eğer başa dönebilsem, Elif’e daha çok sarılır mıydım? Kendi annemle aramdaki mesafeyi kızımla tekrarlar mıydım? Sizce, bir anne geç kaldığında, gerçekten telafi edebilir mi? Yoksa bazı yaralar hep içimizde mi kalır?