Yalnızlığın Kıyısında: Bir Anne, Bir Ev, Bir Bekleyiş
“Zeynep Hanım, yine mi aradınız?” dedi oğlum Murat’ın sesi telefonda, sabırsız ve yorgun. Sanki her arayışımda biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha yabancılaşıyordu bana. “Anneciğim, işim var, bakamıyorum şimdi. Hem sen orada daha rahatsın, komşuların var.”
Telefonu kapattım. Ellerim titriyordu. Gözlerim, duvarda asılı eski aile fotoğrafına kaydı. O zamanlar ne kadar kalabalıktık, ne kadar mutluyduk. Şimdi ise bu küçük Ankara apartmanında, dört duvar arasında, yalnızlığın sesiyle baş başa kaldım. Her sabah aynı rutinde uyanıyorum; kahvaltımı hazırlıyor, eski radyomu açıyor, pencereden geçen çocukların sesini dinliyorum. Ama günün en zor anı, akşam oluyor. Hava kararınca, evin sessizliği daha da büyüyor, gölgeler uzuyor.
Kızım Elif’e de defalarca söyledim: “Kızım, beni yanına alsan? Artık yaşlandım, işlerimi zor yapıyorum.”
“Anne, iki çocukla zaten zorlanıyorum. Evimiz küçük, sen de burada daha rahatsın. Hem bak, apartmanda herkes seni tanıyor.”
Herkes beni tanıyor ama kimse kapımı çalmıyor. Komşu Ayşe Teyze geçen hafta vefat etti. Onun cenazesine bile gidemedim, dizlerim tutmadı. O günden beri ölüm korkusu daha da büyüdü içimde. Ya bir gün burada düşer kalırsam? Ya kimse fark etmezse?
Bir akşam, televizyonun karşısında otururken eski günleri düşündüm. Rahmetli eşim Hasan’la ilk taşındığımız günleri… O zamanlar Murat da Elif de küçüktü. Akşamları soframızda kahkahalar eksik olmazdı. Şimdi ise soframda sadece sessizlik var. Bir tabak çorba, bir dilim ekmek…
Bir gün Murat aradı, sesi telaşlıydı. “Anne, bak sana bir yardımcı bulalım. Haftada iki gün gelsin, evini temizlesin, alışverişini yapsın.”
“Evimi değil, kalbimi temizleyecek biri lazım oğlum,” dedim içimden ama ona söyleyemedim. Onların hayatı çok hızlı, benim yalnızlığım ise ağır ağır büyüyor.
Bir gün apartmanın önünde otururken komşu Fatma Abla yanıma geldi. “Zeynep, çocuklar gelmiyor mu hiç?”
“Arada bir arıyorlar,” dedim. Yalan söyledim. Çünkü kimseye yalnız olduğumu göstermek istemiyorum. Herkesin gözünde güçlü Zeynep olmalıyım. Ama geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarım yastığıma akıyor.
Bir akşam Elif’le telefonda tartıştık. “Anne, neden böyle yapıyorsun? Herkesin hayatı var. Biz de yoruluyoruz.”
“Ben de yoruldum Elif,” dedim. “Ama ben sizin için yoruldum. Sizi büyütmek için, okutmak için… Şimdi ise bir başıma kaldım.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Elif ağlamaya başladı. “Anne, ben de suçluyum biliyorum ama elimden bir şey gelmiyor.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben nerede hata yaptım? Çocuklarımı çok mu bağımsız yetiştirdim? Yoksa onları çok mu serbest bıraktım? Ya da bu çağda herkes kendi derdine mi düştü?
Bir sabah kapı çaldı. Açtım; karşımda torunum Ece vardı. “Babaanne, annemle tartışmışsınız galiba. Ben sana geldim.”
O an içimde bir umut yeşerdi. Ece’yle mutfağa geçtik, ona kek yaptım. Sohbet ettik, güldük. O gidince ev yine sessizliğe gömüldü ama o kısa ziyaret bile içimi ısıttı.
Bir gün Murat’ı tekrar aradım. “Oğlum, ben burada yalnızım. Bazen korkuyorum. Yanınızda olsam olmaz mı?”
“Anne, biliyorum zor ama şu an mümkün değil. İstersen huzurevine bakalım…”
Huzurevi… O kelimeyi duyunca içim buz kesti. Ben çocuklarımın yanında yaşlanmak isterken, şimdi yabancıların arasında mı öleceğim? O gece sabaha kadar ağladım.
Bir sabah pencereden dışarı bakarken kendi kendime konuştum: “Zeynep, hayat böyle mi olmalıydı? Bunca yıl emek verdin, şimdi ise bir köşede unutuldun.”
Bir gün komşu Ayşe Hanım geldi. “Zeynep Abla, bizim kız da Almanya’ya gitti. Ben de yalnız kaldım. Gel beraber çay içelim.”
O an anladım ki yalnızlık sadece bana ait değilmiş. Bizim neslimiz hep yalnız kalmıştı; çocuklarımız başka şehirlerde, başka hayatlarda… Biz ise eski fotoğrafların arasında kaybolmuşuz.
Bir akşam Elif aradı: “Anne, seni çok özledim. Belki bu yaz seni yanımıza alırız.”
O an içimde bir umut doğdu ama hemen ardından korku geldi: Ya yine ertelerlerse? Ya yine yalnız kalırsam?
Şimdi her sabah yeni bir umutla uyanıyorum ama her akşam aynı yalnızlıkla baş başa kalıyorum. Hayat böyle mi olmalıydı? Bir anne olarak bunca yıl verdiğim emeğin karşılığı bu mu olmalıydı? Sizce çocuklar anne-babalarını yalnız bırakmalı mı? Yoksa biz mi fazla şey bekliyoruz?