Hayallerimin Tuz Gölü Kıyısında Parçalanışı: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı

“Senin gibi biriyle oğlumun ne işi var, Rüya?” Nermin Hanım’ın sesi, Tuz Gölü’nün tuzlu rüzgarından daha keskin, daha yakıcıydı. O an, göğsümde bir taş hissettim. Emre ise, gözlerini yere indirmiş, ayaklarının ucuyla tuzlu toprağı eşeliyordu. O an anladım; bu tatil, hayalini kurduğum gibi ailece huzur bulacağımız bir kaçamak olmayacaktı.

Her şey Emre’nin “Annem de gelsin, birlikte vakit geçirelim” demesiyle başlamıştı. Annemle babamdan uzak, yeni evliliğimizin ilk yazında, Tuz Gölü’nün beyaz kıyılarında el ele yürümek istiyordum. Ama Emre’nin annesi Nermin Hanım’ın yalnız kalmasından korktuğunu söylemesiyle, “Birlikte güzel olur” dedim. Oysa içimde bir huzursuzluk vardı; Nermin Hanım’ın bana karşı soğukluğunu, her fırsatta hissettirdiği mesafeyi biliyordum.

İlk gün arabadan iner inmez başladı her şey. “Rüya, valizleri dikkatli taşı, tuz her yere bulaşır,” dedi Nermin Hanım. Oysa Emre’ye dönüp “Oğlum, yorulma sen,” diye gülümsedi. İçimden ‘Ben de yoruluyorum’ demek geçti ama sustum. Akşam yemeğinde sofrayı kurarken “Bizim evde kadınlar sofrayı kurar, erkekler dinlenir,” dedi. Emre ise telefonunda bir şeyler karıştırıyordu. O an kendimi görünmez hissettim.

İkinci gün göl kenarında yürüyüşe çıktık. Nermin Hanım sürekli Emre’ye çocukluk anılarını anlatıyor, bana ise sanki orada yokmuşum gibi davranıyordu. Bir ara Emre’ye dönüp “Senin en sevdiğin börek hangisiydi oğlum?” diye sordu. Emre “Peynirli,” dedi. Nermin Hanım bana dönüp “Rüya, sen börek açmayı biliyor musun?” dediğinde sesindeki küçümsemeyi hissetmemek imkansızdı. “Biliyorum,” dedim kısık sesle. “Ama annem gibi güzel açamam tabii.”

O gece odamda sessizce ağladım. Emre’ye anlatmak istedim ama onun da annesinin gölgesinde ezildiğini gördüm. Sabah kahvaltısında Nermin Hanım yine başladı: “Rüya, çayı fazla demlemişsin. Bizim evde böyle olmazdı.” Emre ise sustu. Sanki ben yanlış yapınca annesinin yanında durmak zorundaymış gibi hissediyordu.

Üçüncü gün artık dayanamadım. Göl kenarında otururken Nermin Hanım yine başladı: “Senin ailende böyle mi yapılır? Bizim ailede kadınlar sessiz olur, laf dinler.” O an gözlerim doldu ama bu kez susmadım:

“Ben de insanım Nermin Hanım. Benim de duygularım var. Sadece gelin değilim, ben de bu ailenin bir parçası olmak istiyorum.”

Nermin Hanım’ın yüzü asıldı. Emre şaşkınlıkla bana baktı. “Anne, yeter artık,” dedi kısık bir sesle ama sonra yine sustu.

O akşam yemek masasında buz gibi bir hava vardı. Nermin Hanım hiç konuşmadı. Emre ise iki arada bir derede kalmış gibiydi. Ben ise içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Dördüncü gün sabahı valizimi topladım. Gözlerim dolu dolu Emre’ye baktım:

“Ben burada kendimi hiç ait hissetmiyorum Emre. Senin annenin yanında hep eksik, hep yanlış hissediyorum.”

Emre sessizce yanıma oturdu:

“Biliyorum Rüya… Ama annemi de kırmak istemiyorum.”

“Peki ya beni? Ben kırılınca ne olacak?”

Emre cevap veremedi.

O gün Tuz Gölü’nün kenarında tek başıma yürüdüm. Ayaklarım tuzlu suda yanarken düşündüm: Kadın olmak neden hep fedakarlık demek? Neden bir ailede yer bulmak için bu kadar savaşmak zorundayız?

Akşam eve dönerken arabada sessizlik hakimdi. Nermin Hanım camdan dışarı bakıyor, Emre ise direksiyona sıkıca tutunuyordu. Ben ise içimdeki fırtınayla boğuşuyordum.

Eve döndüğümüzde Nermin Hanım bana bakmadan odasına çekildi. Emre ise bana sarılmaya çalıştı ama ben geri çekildim:

“Emre, ben artık kendim için de yaşamak istiyorum. Senin annenin gölgesinde kaybolmak istemiyorum.”

O gece uyuyamadım. Sabah annemi aradım ve her şeyi anlattım. Annem uzun uzun sustu sonra dedi ki:

“Kızım, bazen sınır koymak kaybetmek demektir ama kendini kaybetmekten iyidir.”

O günden sonra Emre’yle aramızda görünmez bir duvar oluştu. Nermin Hanım ise bana karşı daha da mesafeli oldu. Ama ben ilk defa kendim için bir adım attığım için gururluydum.

Şimdi size soruyorum: Bir kadının ailesinde saygı görmesi için ne yapması gerekir? Sınır koymak mı, yoksa susup her şeye katlanmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?