Benim Yerime Karar Verdin mi? – Bir Düğünün Eşiğinden Dönüş Hikayesi
— Zeynep, bak, bu işin şakası yok. Aileni de düşündüm, bizimkileri de. Herkesin iyiliği için en doğrusu bu, dedi Murat, gözlerini kaçırarak.
O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin sabahki sözleri kulaklarımda çınladı: “Kızım, Murat iyi çocuk. Hem ailesi de düzgün. Senin yaşın geldi artık, daha ne bekliyorsun?” Oysa ben… Ben daha kendi hayatımı kuramamıştım ki. Üniversiteden yeni mezun olmuştum, iş arıyordum. Hayallerim vardı; İstanbul’da kendi ayaklarım üstünde durmak, belki bir gün yurt dışında yaşamak… Ama şimdi, karşımdaki adam benim için karar vermişti bile.
Restoranın loş ışıkları altında Murat’ın yüzüne baktım. Dudakları titriyordu, elleri masanın altında kenetlenmişti. “Zeynep, bak, annemler de çok istiyor. Düğünü yazın yaparız, iş bulmana da gerek yok. Ben çalışırım, sen evimizin kadını olursun.”
Bir an sustum. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Murat, sen benim yerime karar mı verdin? Benim ne istediğimi sordun mu hiç?” dedim, sesim titreyerek.
O an etrafımızdaki masalarda oturanlar başlarını kaldırdı, garsonlar göz ucuyla bize baktı. Murat bozuldu, sesi alçaldı: “Zeynep, abartıyorsun. Herkes böyle yapıyor. Sen de alışırsın. Hem annemler de seni çok seviyor.”
O an, çocukluğumdan beri üzerimde hissettiğim o görünmez zincirleri hissettim. Annemin, “Kız kısmı çok okursa koca bulamaz,” deyişleri, babamın, “Bizim mahallede kızlar erken evlenir,” bakışları… Ve ben, hep onların istediği gibi olmaya çalışmıştım. Ama şimdi, kendi hayatımın en önemli kararında yine başkalarının istekleriyle karşı karşıyaydım.
Gözlerim doldu. “Murat, ben iş bulmak istiyorum. Kendi paramı kazanmak istiyorum. Belki evleniriz, belki evlenmeyiz. Ama bu kararı ben vermek istiyorum. Senin ya da ailemin değil.”
Murat’ın yüzü asıldı. “Zeynep, bak, ben seni seviyorum. Ama ailem de önemli. Onlar üzülmesin diye…”
Sözünü kestim: “Ben de seni seviyorum. Ama kendimi daha çok sevmek zorundayım.”
O an, Murat’ın gözlerinde bir kırgınlık gördüm. Belki de ilk defa ona karşı çıkıyordum. Belki de ilk defa kendi sesimi bu kadar net duyuyordum.
Restorandan çıktım. Hava soğuktu, caddede insanlar telaşla yürüyordu. Telefonum çaldı; annemdi. Açmadım. O gece eve gitmedim, en yakın arkadaşım Elif’in evine sığındım. Elif bana sarıldı, “Zeynep, senin hayatın bu. Kimse senin yerine karar veremez,” dedi.
Sabah olduğunda annem aradı, defalarca. Sonunda açtım. “Kızım, ne yaptın sen? Mahalle ne der şimdi? Murat’ın annesi aradı, perişan olmuşlar. Biz seni böyle mi yetiştirdik?”
Gözlerim doldu. “Anne, ben mutlu olmak istiyorum. Kendi kararlarımı vermek istiyorum. Sadece bir kere… Lütfen beni anla.”
Babam akşam eve geldiğinde surat asıktı. “Kızım, bak, bu işler şaka değil. Bizim mahallede böyle şeyler olmaz. Herkes konuşuyor. Senin yüzünden rezil olduk.”
O an, içimdeki korku ve suçluluk birbirine karıştı. Ama Elif’in sözleri aklımdaydı: “Senin hayatın bu.”
Günler geçti. Murat bir daha aramadı. Annemle aram soğudu, babam bana küstü. Mahallede kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu. İş görüşmelerine gittim, bazen reddedildim, bazen umutlandım. Bir gün, bir reklam ajansında işe başladım. İlk maaşımı aldığımda gözlerim doldu; kendi paramı kazanmanın gururunu yaşadım.
Aylar sonra annem aradı. “Kızım, bak, sen mutlu musun?” dedi sessizce. “Evet anne, çok mutluyum,” dedim. O an annem de ağladı, ben de.
Şimdi pencereden dışarı bakıyorum. İstanbul’un kalabalığı, gürültüsü… Ama içimde bir huzur var. Kendi yolumu seçtim. Belki yalnız kaldım, belki zorlandım ama en azından kendi hayatımı yaşıyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba başka türlü olsaydı daha mı kolay olurdu? Ya da herkesin istediği gibi davransaydım daha mı mutlu olurdum? Sizce insan kendi hayatının iplerini eline alınca mı gerçekten özgür olur?