Bir Torunun Gözyaşları: Annemin Evinin Kapısında

“Anne, babaanne bizi sevmiyor mu?”

Evin kapısından içeri girer girmez, Elif’in gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Küçük kardeşi Derya ise hıçkırıklarla bana sarılmış, elleriyle eteğimi sıkıca tutuyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Kızlarımın gözlerindeki o derin hayal kırıklığı, yıllar önce kendi çocukluğumda hissettiğim o tanıdık acıyı yeniden canlandırdı.

“Ne oldu kızlarım? Anlatın bana, lütfen…”

Elif, gözlerini silerek konuşmaya çalıştı: “Babaanne, Zeynep ablayla Baran’a çikolata verdi, onlara sarıldı, bizimle hiç ilgilenmedi. Hatta Derya oyuncaklara dokununca kızdı. ‘Senin elin kirli, bırak onları’ dedi.”

Derya ise araya girdi: “Bize hiç gülmedi anne. Sadece Zeynep’le Baran’a gülümsedi. Ben de oyuncak ayıyı almak istedim, ‘O Zeynep’in, dokunma’ dedi.”

O an, içimdeki öfkeyi bastırmakta zorlandım. Annem, yani onların babaannesi, her zaman kardeşimin çocuklarını daha çok severdi. Benim kızlarım ise hep ikinci planda kalırdı. Çocukken de bana ve abime aynı şekilde davranırdı. Kardeşim Murat’a her şey serbestti, bana ise sürekli yasaklar, uyarılar…

Kızlarımı sakinleştirmeye çalışırken, kendi çocukluğumun gölgeleriyle boğuşuyordum. O eski, rutubet kokulu evde, annemin gözlerinde hep bir soğukluk, bir mesafe vardı bana karşı. Murat’a ise her zaman şefkatliydi. “Oğlum” der, başını okşar, en güzel yemekleri ona saklardı. Ben ise çoğu zaman mutfakta bulaşık yıkarken bulurdum kendimi, annemin “Kız kısmı çalışkandır” sözleriyle büyüdüm.

Kızlarımın gözyaşları dinmemişti. Elif, “Anne, biz kötü müyüz? Neden babaanne bizi sevmiyor?” diye sorduğunda, boğazımda bir düğüm oluştu. Onlara ne diyebilirdim ki? “Hayır, siz çok iyisiniz” dedim ama sesim titriyordu.

O gece, kızlarım uyuduktan sonra salonda oturup düşündüm. Annemle yüzleşmeli miydim? Yıllardır içimde biriken öfkeyi, kırgınlığı dile getirmeli miydim? Yoksa susup, çocuklarımı bu acıdan korumaya mı çalışmalıydım?

Ertesi gün, annemi aradım. Telefonu açtığında sesi her zamanki gibi soğuktu.

“Anne, konuşmamız lazım.”

“Ne oldu yine?”

“Dün kızlar eve ağlayarak geldi. Onlara neden böyle davranıyorsun? Zeynep’le Baran’a her şey serbest, benim çocuklarıma ise hep yasak, hep mesafe… Neden?”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra annem, “Sen de abartıyorsun. Çocuk işte, ağlarlar. Zeynep’le Baran daha uslu, seninkiler çok yaramaz. Her şeye karışıyorlar,” dedi.

İçimdeki öfke patladı: “Anne, bu adil mi? Ben çocukken de Murat’a her şey serbestti, bana hep yasak. Şimdi de torunlar arasında aynısını yapıyorsun. Kızlarımın kalbini kırıyorsun!”

Annemin sesi yükseldi: “Sen de hep dert çıkarırsın! Murat’ın çocukları daha yakın bana. Sen zaten evlenip gittin, arayı açtın. Onlar her hafta gelir, sen ayda yılda bir uğrarsın!”

O an, yıllardır içimde tuttuğum gözyaşları dökülmeye başladı. “Anne, ben de senin kızınım. Benim çocuklarım da senin torunun. Onlara neden sevgini çok görüyorsun?”

Annem sessiz kaldı. Sonra telefonu kapattı.

O gün akşam eve döndüğümde, kızlarım bana sarıldı. Elif, “Babaanne bizi sevmiyor mu?” diye yine sordu. Bu kez daha güçlüydüm. “Bazen büyükler yanlış yapar kızım. Ama bu sizin suçunuz değil. Siz çok değerlisiniz.”

Günler geçti. Annemden ne bir arama ne de bir mesaj geldi. İçimdeki boşluk büyüdü. Kardeşim Murat’la konuştum. “Ablacım, annem yaşlandı artık, idare et,” dedi. “Senin çocukların da çok hareketli, annem yoruluyor.”

Ama ben biliyordum ki mesele hareketlilik değil, sevgiyi adil dağıtamamak…

Bir gün cesaretimi topladım ve kızlarımı da alıp annemin evine gittim. Kapıyı açtığında yüzü asıktı.

“Anne, konuşmamız lazım,” dedim kararlı bir sesle.

Kızlarım arkamda çekingen duruyordu. “Anne, lütfen… Onlara da bir şans ver. Onlar da senin torunun. Bir kere olsun sarıl onlara.”

Annem gözlerini kaçırdı. “Ben… bilmiyorum nasıl davranacağımı,” dedi kısık bir sesle.

O an anladım ki, annem de kendi annesinden sevgi görmemişti belki de. O da sevgiyi göstermeyi bilmiyordu. Ama bu zinciri kırmak zorundaydım.

Kızlarımı annemin yanına ittim. Elif, “Babaanne, beni seviyor musun?” diye sordu utangaçça.

Annem bir an durdu, sonra Elif’in başını okşadı. Derya’ya da sarıldı. Gözlerim doldu. Belki tam anlamıyla düzelmeyecekti hiçbir şey ama bir adım atılmıştı.

Eve dönerken kızlarım mutluydu. Ben ise içimde buruk bir huzurla düşündüm: Acaba ailede adalet ve sevgi gerçekten mümkün mü? Yoksa bazı yaralar nesilden nesile aktarılarak hepimizi mi yaralıyor?

Sizce ailede adaletli sevgiyi sağlamak mümkün mü? Yoksa bazı şeyler asla değişmez mi?