Altmış Yaşında Yalnızlık: Kimseye Lazım Olmamak mı, Özgürlüğün Başlangıcı mı?

“Anne, yine mi arıyorsun? Bugün çok yoğunum, sonra konuşalım mı?”

Telefonun ucunda kızım Elif’in sesi yorgun ve sabırsızdı. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Oysa sadece sesini duymak istemiştim. Evin içinde yankılanan sessizlik, Elif’in uzaklaşan sesiyle daha da ağırlaştı. Oğlum Murat ise haftalardır aramıyordu bile. Torunlarımın doğum günlerini bile sosyal medyadan öğrenir oldum. Eşim Cemil’le aynı evde yaşıyor ama sanki iki yabancı gibi birbirimize dokunmadan geçip gidiyorduk günleri.

Bir zamanlar bu ev kahkahalarla çınlardı. Elif’in piyano çalışı, Murat’ın odasında patlayan müzikler, Cemil’in mutfaktan gelen çay koyma sesleri… Şimdi ise sadece duvar saatinin tik takları var. Bir kadın altmış yaşına gelince neden görünmez olur? Neden kimse ona ihtiyaç duymaz? Ben de yıllarca anneme kızardım, “Hayatını bize adadın, biraz da kendin için yaşa!” derdim. Şimdi anlıyorum ki, insan kendi için yaşamayı öğrenememişse, birdenbire yalnız kalınca ne yapacağını bilemiyor.

Bir gün mutfakta çay demlerken Cemil içeri girdi. Göz göze geldik. “Yine mi yalnızsın?” dedi alaycı bir sesle. “Çocuklar aramadı mı?”

“Aramadılar,” dedim kısık sesle. “Sen de konuşmuyorsun zaten.”

Cemil omuz silkti. “Ne konuşacağız ki? Her şey aynı.”

O an içimde bir öfke kabardı. “Her şey aynıysa neden bu kadar yabancıyız birbirimize?”

Cemil cevap vermedi, televizyonun karşısına geçti. O an anladım; yıllarca çocuklar, ev işleri, eşim derken kendimi unutmuşum. Şimdi herkes kendi yoluna gitmiş, ben ise ortada kalmışım. Ama bu bir son mu, yoksa yeni bir başlangıç mı?

Ertesi sabah aynada yüzüme baktım. Gözlerimin kenarındaki çizgiler derinleşmişti ama bakışlarımda bir şeyler değişiyordu. İlk defa kendime sordum: “Ne istiyorsun Sema?”

Küçükken resim yapmayı çok severdim. Annem hep “Kız kısmı ressam mı olur?” derdi. Sonra evlendim, çocuklar büyüdü, hayat koşturmacası içinde hayallerim tozlu bir kutuda kaldı. O gün karar verdim: Bir resim kursuna yazılacaktım.

Kursun ilk günü içeri girdiğimde herkes benden gençti. Birkaç kadın fısıldaştı: “Bak, Sema Hanım da gelmiş.” Utandım ama vazgeçmedim. Fırçayı elime aldığımda ellerim titredi. İlk çizgiyi attığımda içimde bir şeyler kıpırdadı. Sanki yıllardır suskun kalan bir yanım konuşmaya başladı.

Kurs çıkışı parkta oturdum. Yanıma yaşlı bir kadın geldi. “Yalnız mısın?” dedi. Gülümsedim. “Evet, ama alışıyorum.”

Kadın başını salladı. “Ben de yalnızım. Kızım Almanya’da, oğlum İzmir’de. Arayan soran yok.”

Birlikte uzun uzun konuştuk. Hayatlarımızın ne kadar benzer olduğunu fark ettik. O günden sonra her hafta buluştuk; bazen çay içtik, bazen yürüyüş yaptık. Yalnızlığımızı paylaşınca hafifledi sanki.

Bir akşam Elif aradı. “Anne, iyi misin? Biraz garip hissediyorum, seni ihmal ettik galiba.”

“İyiyim kızım,” dedim. “Kendime yeni bir hayat kuruyorum.”

Elif şaşırdı. “Ne demek bu?”

“Resim kursuna başladım, yeni arkadaşlar edindim. Artık kendim için de yaşıyorum.”

Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Elif’in sesi titredi: “Anne, ben seni hep güçlü bildim ama… Bize de zaman ayırırsın değil mi?”

Gülümsedim. “Tabii ki ayırırım ama artık kendimi de ihmal etmeyeceğim.”

Oğlum Murat ise hâlâ aramıyordu. Bir gün cesaretimi topladım, ben aradım.

“Murat, nasılsın oğlum?”

“İyiyim anne, iş güç işte… Sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim. Biliyor musun, resim yapmaya başladım.”

Murat şaşırdı. “Gerçekten mi? Hiç bilmezdim böyle şeylerle ilgilendiğini.”

“Çünkü hiç fırsatım olmadı oğlum.”

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Murat iç çekti: “Anne, bazen seni çok ihmal ettiğimi düşünüyorum.”

“Önemli değil oğlum,” dedim. “Hepimiz kendi hayatımıza daldık. Ama ben artık kendimi de düşünüyorum.”

O günden sonra Murat daha sık aramaya başladı. Torunlarım da bana resimlerimi sorar oldu. Eşim Cemil ise hâlâ sessizdi ama bir gün yanıma gelip resimlerime baktı.

“Fena değilmiş,” dedi utangaçça.

“Teşekkür ederim,” dedim gülümseyerek.

Bir akşam sofrada otururken Cemil aniden sordu: “Sema, sen mutlu musun?”

Bir an düşündüm. “Evet,” dedim kararlı bir sesle. “Yıllarca herkes için yaşadım, şimdi biraz da kendim için yaşıyorum.”

Cemil başını önüne eğdi. “Belki ben de bir şeylerle uğraşmalıyım,” dedi sessizce.

O an anladım ki, yalnızlık sadece bir son değil; bazen yeni bir başlangıç olabiliyor. Toplum bize ‘yaşlandın, artık kenara çekil’ diyor ama belki de en güzel yıllarımız şimdi başlıyor.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç kimseye lazım olmadığınızı düşündüğünüz bir an yaşadınız mı? Yalnızlık sizi korkuttu mu yoksa özgürleştirdi mi?