Bir Avuç Para, Bir Ömür Korku: Elif’in Sessiz Çığlığı
“Elif, maaşını getirdin mi?”
Kocam Murat’ın sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Ellerim titreyerek çantamdan zarfa koyduğum parayı çıkardım. Her ayın ilk günü aynı sahne: ben, başım önde, içimde bir utanç ve korku karışımı; o ise gözlerinde sorgusuz bir haklılıkla beklerdi.
İlk evlendiğimizde, “Birlikte büyüyeceğiz, her şeyimizi paylaşacağız,” demişti. Ben de safça, sevgimi ve güvenimi göstermek için maaşımı ona vermeye başladım. Annem, “Kızım, kendi paranı sakla, hayat bu belli olmaz,” derdi ama ben Murat’a inanmak istedim. Belki de çocukluğumdan beri onaylanma ihtiyacım ağır basıyordu.
Yıllar geçti. Murat’ın bana olan ilgisi azaldı, ama kontrolü arttı. Markete giderken bile harcayacağım parayı ondan almak zorundaydım. Bir gün markette kasada 5 lira eksik çıktı diye bana bağırdı:
“Sen ne biçim kadınsın Elif? Hesap yapmayı bile bilmiyorsun!”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. İçimde bir yer, “Susarsan geçer,” diyordu. Geçmedi. Her geçen gün biraz daha küçüldüm. Arkadaşlarımı aramam yasaktı, ailemle konuşmam bile kısıtlıydı. Annem aradığında Murat’ın bakışlarından korkar olmuştum.
Bir akşam, annem telefonda sesimi duyunca hemen sordu:
“Elif, iyi misin kızım? Sesin solgun geliyor.”
“İyiyim anne, biraz yorgunum sadece,” dedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken düşündüm: Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım? Ne zaman kendi hayatımdan vazgeçtim?
Bir sabah işyerinde çay molasında Ayşe yanıma geldi:
“Elif, seninle bir şey konuşmak istiyorum,” dedi.
Gözlerimin içine baktı, sanki içimi okudu.
“Sen hiç gülmüyorsun artık. Bir derdin mi var?”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Tuvalete koşup ağladım. Ayşe peşimden geldi, sarıldı. O gün ilk defa birine içimi döktüm:
“Murat bana hiç güvenmiyor. Maaşımı ona veriyorum, cebimde beş kuruşum yok. Kendi paramla kendime çikolata bile alamıyorum.”
Ayşe’nin gözleri doldu:
“Elif, bu yaptığın fedakârlık değil, bu ekonomik şiddet. Senin de hakkın var!”
O kelimeyi ilk defa duydum: ekonomik şiddet. Sanki biri bana ayna tutmuştu. O gün eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Ben gerçekten mutlu muyum? Hayatım bu mu olmalı?
O akşam Murat yine bağırdı:
“Yemek neden soğuk? Sen bütün gün ne yapıyorsun?”
İçimde bir şey koptu. Sessizce sofrayı topladım ama kafamda binlerce soru vardı. O gece ilk defa Murat uyuduktan sonra internetten “ekonomik şiddet”i araştırdım. Okudukça kendimi gördüm: Maaşını eşine vermek zorunda kalan kadınlar, harcamaları denetlenenler… Hepsi bendim.
Ertesi gün cesaretimi topladım ve annemi aradım:
“Anne, ben çok yoruldum. Artık dayanamıyorum.”
Annem ağladı telefonda:
“Kızım, gel evine dön. Kimse senden değerli değil.”
Ama hemen gidemiyordum. Korkuyordum; Murat’ın öfkesinden, insanların ne diyeceğinden… Bir yandan da kendime kızıyordum: Neden bu kadar zayıfım? Neden kendi hayatımı savunamıyorum?
Bir hafta boyunca her gün Ayşe ile konuştum. O bana destek oldu, cesaret verdi:
“Elif, yalnız değilsin. Kadın Danışma Merkezi’ne gidebiliriz istersen.”
Bir sabah Murat işe gittikten sonra evdeki küçük kutuya sakladığım eski kimliğimi ve birkaç fotoğrafı aldım. Cebimde sadece 20 lira vardı. Kapıyı kapatırken ellerim titredi ama içimde bir umut filizleniyordu.
Ayşe ile buluştuk, birlikte Kadın Danışma Merkezi’ne gittik. Orada benim gibi birçok kadın vardı. Her biri başka bir hikaye ama aynı acı… Bir danışman bana şöyle dedi:
“Elif Hanım, yaşadığınız şey sizin suçunuz değil. Hiçbir kadın ekonomik ya da psikolojik şiddeti hak etmez.”
O an ilk defa kendimi suçlu hissetmedim. İlk defa nefes aldığımı hissettim.
Eve dönmedim o gün. Annemin evine gittim. Annem beni kapıda görünce sarıldı, ağladı:
“Hoş geldin kızım… Evine hoş geldin.”
Murat defalarca aradı, mesaj attı:
“Geri dön! Sen bensiz yapamazsın!”
Ama bu sefer korkmadım. Her gün biraz daha güçlendim. Danışma merkezinde terapiye başladım, işyerinde Ayşe ile daha çok vakit geçirdim. Kendi hesabımı açtım, maaşımı ilk defa kendim çektim.
Aylar geçti… Hâlâ korkularım var ama artık biliyorum ki yalnız değilim. Annemle akşam çay içerken bazen eski günleri düşünüyorum:
“Neden bu kadar uzun süre sustum? Neden kendi hayatımı bir başkasının ellerine bıraktım?”
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayatınızdan vazgeçmek zorunda kaldınız mı? Ya da bir başkasının sevgisi için kendinizden ödün verdiniz mi? Lütfen düşünün ve paylaşın… Çünkü bazen birinin hikayesi başka birinin kurtuluşu olabilir.