Bir Kadının Gölgesinde: Tezcan’ın Hikayesi

“Tezcan, Murat’a limonlu ıhlamur kaynat, hemen! Oğlumun sesi kısılmış, sen hâlâ burada neyle oyalanıyorsun?”

Nermin Hanım’ın sesi mutfağı doldururken, elimdeki çay bardağı titredi. Kendi evimde, kendi mutfağımda, bir yabancı gibi hissettim o an. Murat’ın annesi, yani kayınvalidem, kapıdan içeri girdiği andan itibaren evin havası değişmişti. Sanki ben yokmuşum gibi, sanki Murat’ın karısı değil de, evdeki bir yardımcıymışım gibi davranıyordu.

Murat, salonda kanepede battaniyeye sarılmış, boğazını tutarak öksürüyordu. Göz göze geldik. Gözlerinde bir mahcubiyet vardı ama annesine karşı çıkacak cesareti yoktu. “Anne, Tezcan zaten ilgileniyor benimle,” dedi kısık bir sesle. Ama Nermin Hanım’ın bakışlarıyla sustu hemen.

“Sen sus oğlum, senin şimdi dinlenmen lazım. Tezcan, oğlumun limonunu unutma, sıcak olsun!”

İçimden geçenleri söyleyemedim. Sanki dilim tutulmuştu. Oysa Murat’ın ateşi çıktığında gece boyunca başında ben beklemiştim, ilaçlarını ben vermiştim. Ama şimdi, Nermin Hanım gelince her şey silinmişti. Ben yoktum artık.

O akşam yemek masasında da aynı hava vardı. Nermin Hanım, Murat’ın tabağına kendi elleriyle çorba koydu, ekmeğini böldü. “Bak oğlum, gelin hanım tuzu az koymuş, ben biraz daha ekledim,” dedi bana bakmadan. Murat ise başını önüne eğdi. Ben ise bir köşede, kendi evimde fazlalık gibi hissettim.

Gece olunca, Murat’la yatak odasına çekildik. Odaya girer girmez içimdeki öfke patladı:

“Murat, neden hiçbir şey söylemiyorsun? Annene bir kere olsun ‘Tezcan ilgileniyor’ diyemedin!”

Murat gözlerini kaçırdı. “Tezcan, annem işte… Biliyorsun nasıl olduğunu. Hasta olduğumda daha da hassaslaşıyor. Kırmak istemiyorum.”

“Peki ya ben? Ben kırılınca ne olacak?”

Cevap vermedi. O an anladım ki, bazen en yakınımızdaki insan bile bizi göremeyebiliyormuş.

Sabah olduğunda Nermin Hanım erkenden kalkmış, mutfağı ele geçirmişti bile. “Tezcan, sen kahvaltıya karışma, oğluma ben hazırlayacağım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Kendi evimde bir misafir gibi oldum. Kahvaltı masasında Murat’a gözümle işaret ettim ama o yine sessizdi.

Günler böyle geçti. Nermin Hanım her şeye karışıyor, Murat ise annesinin gölgesinde sessizce oturuyordu. Ben ise her geçen gün biraz daha siliniyordum.

Bir akşam annem aradı. Sesimdeki kırgınlığı hemen anladı:

“Tezcan kızım, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”

Dayanamadım, ağlamaya başladım telefonda. “Anne, kendi evimde yabancı gibiyim. Murat’ın annesi geldiğinden beri bana yer yok burada.”

Annem sustu bir süre. Sonra yavaşça konuştu:

“Kızım, kayınvaliden zor bir kadın biliyorum ama Murat’la konuşmadan bu iş çözülmez. Sen de varsın bu evde, bunu unutma.”

O gece düşündüm. Gerçekten de ben de vardım bu evde ama kimse görmüyordu sanki.

Bir sabah Nermin Hanım yine emirler yağdırırken dayanamadım:

“Nermin Hanım, ben de Murat’ın eşiyim ve ona bakmak benim de hakkım. Lütfen biraz bana da alan bırakın.”

Bir anlık sessizlik oldu. Nermin Hanım şaşkınlıkla bana baktı:

“Sen bana laf mı yetiştiriyorsun Tezcan? Ben oğlum için buradayım!”

“Ben de onun için buradayım,” dedim titreyen sesimle.

O an Murat araya girdi:

“Anne, Tezcan haklı. O benim eşim ve bana çok iyi bakıyor. Lütfen biraz rahat bırak bizi.”

Nermin Hanım’ın yüzü asıldı ama bir şey demedi. O gün ilk defa Murat’ın arkamda durduğunu hissettim.

Ama işler hemen düzelmedi tabii ki. Nermin Hanım birkaç gün daha kaldıktan sonra evi terk ettiğinde arkasında bir sürü kırık kalp bıraktı.

Murat’la uzun uzun konuştuk o gece:

“Murat, ben senin yanında olmak istiyorum ama annene karşı hep susarsan ben bu evde var olamam.”

Murat başını salladı:

“Haklısın Tezcan. Annemle konuşacağım bundan sonra.”

Ama içimde hâlâ bir korku vardı: Ya tekrar gelirse? Ya yine aynı şeyler yaşanırsa?

O günden sonra Murat daha dikkatli olmaya başladı ama ben eski güvenimi tam olarak geri kazanamadım.

Bazen düşünüyorum; kadın olmak en çok da kendi hayatında bile ikinci plana atılmak demek mi? Bir kadının en büyük savaşı, bazen kendi evinde bile var olabilmek mi? Sizce de öyle değil mi?