Sadece İzledin: Dağılan Bir Evliliğin Ardından Kızımla Yüzleşmem
“Anne, neden hiçbir şey yapmadın? Sadece izledin!” Elif’in sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, ellerimdeki çay bardağı titredi; içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır biriktirdiğim sessizlik, bir anda üzerime çöktü. Eşim Mehmet’le evliliğimizin çatırdadığı o günlerde, Elif’in gözlerindeki öfkeyi ilk kez bu kadar net görüyordum.
Mehmet’le evliliğimizin ilk yılları huzur doluydu. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, küçük ama sıcak bir evde yaşıyorduk. Komşularımızla selamlaşır, akşamları çay içer, Elif’i büyütürdük. Mehmet sessiz, içine kapanık bir adamdı. Ben ise annemden miras aldığım sabırla her şeyi idare etmeye çalışırdım. Annem, “Yuvayı dişi kuş yapar,” derdi hep. Ben de yuvamı korumak için susmayı, görmezden gelmeyi öğrendim.
Ama Elif… O, bana hiç benzemedi. Onun içinde fırtınalar kopardı. Daha çocukken bile, haksızlığa tahammülü yoktu. Okulda bir arkadaşı ağlasa, hemen yanına koşar, öğretmenine bile kafa tutardı. Büyüdükçe bu öfkesi daha da arttı. Ergenliğinde, Mehmet’in eve geç gelmelerine, sessizliğine, aramızdaki soğukluğa ilk o isyan etti.
Bir akşam, Mehmet yine geç gelmişti. Elif kapıda bekliyordu. “Baba, neden bu kadar geç kaldın? Annem bütün gün seni bekledi!” dedi. Mehmet başını eğdi, hiçbir şey söylemedi. Ben ise Elif’i odasına gönderdim, “Baban yorgun, kızım,” dedim. O an gözlerindeki hayal kırıklığını asla unutamam.
Yıllar geçti. Mehmet’in eve gelişi daha da seyrekleşti. Aramızdaki duvarlar yükseldi. Ben susmaya devam ettim; Elif ise bağırmaya. Bir gün, Mehmet valizini topladı ve gitti. Ne bir açıklama yaptı, ne de arkasına baktı. O gece Elif yanıma geldi, gözleri kıpkırmızıydı. “Anne, neden izin verdin? Neden hiçbir şey yapmadın?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü bilmiyordum.
Boşanma süreci sancılı geçti. Mahkeme salonunda Mehmet’in avukatı, “Eşim evin huzurunu sağlayamadı,” dediğinde içimdeki tüm direnç çöktü. Elif yanımda oturuyordu, elimi tutmadı. Eve döndüğümüzde kapıyı çarptı, odasına kapandı. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu.
Günler geçtikçe Elif bana yabancılaştı. Okuldan geç geliyor, yemekleri odasında yiyordu. Bir akşam, sofrada yalnız otururken kendi kendime sordum: “Nerede hata yaptım?” Annem olsa, “Sabret,” derdi. Ama sabrım tükenmişti.
Bir gün Elif’in odasına girdim. Masasında anneme ait eski bir fotoğraf vardı. Elif başını kaldırmadan konuştu: “Baba gitti çünkü sen hiçbir şey yapmadın. Hep sustun. Ben senin gibi olmayacağım.” Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. O an anladım ki, anneliğim sorgulanıyordu.
Kendi annemle yaşadığım çatışmalar geldi aklıma. Annem de babamın sessizliğine katlanmıştı yıllarca. Ben de ona kızardım: “Neden susuyorsun?” derdim. Şimdi ise aynı döngünün içinde sıkışıp kalmıştım.
Bir sabah Elif’in okulundan aradılar. “Elif kavga etmiş,” dediler. Okula gittiğimde müdür odasında oturuyordu, gözleri doluydu. Müdür, “Elif çok öfkeli. Evde bir sorun mu var?” diye sordu. Ne diyebilirdim ki? Evimizdeki sessizliği anlatamazdım.
Eve dönerken Elif’le konuşmaya çalıştım:
— Kızım, neden kavga ettin?
— Çünkü kimse beni dinlemiyor! Sen de dinlemiyorsun! Baba da dinlemedi! Herkes susuyor!
O an anladım ki, Elif’in öfkesi bana miras kalmıştı; ama ben onu anlamamıştım. Akşam yatağımda gözyaşlarımı yastığıma akıttım. “Ben de annemi anlamamıştım,” dedim kendi kendime.
Bir gün Elif eve geç geldi. Yüzünde morluk vardı. “Ne oldu?” diye sordum, sustu. Zorla konuşturdum:
— Anne, ben dayanamıyorum artık. Herkes bana bakıyor, herkes konuşuyor. Sen bile…
Elif’in gözyaşları arasında sarıldık. O an ilk defa birlikte ağladık. Ona sarılırken, yıllardır içimde tuttuğum tüm acılar döküldü.
Sonraki günlerde Elif’le daha çok konuşmaya başladık. Ona kendi annemle yaşadıklarımı anlattım. “Ben de senin yaşındayken anneme kızardım,” dedim. Elif başını eğdi:
— Peki sen neden değişmedin anne?
Bu soru günlerce aklımdan çıkmadı. Gerçekten neden değişmemiştim? Korkudan mı? Alışkanlıktan mı? Yoksa annemin öğrettiği gibi yuvayı korumak için mi?
Bir akşam Elif’le birlikte eski fotoğraflara baktık. Babasının gençliğindeki gülümsemesini gösterdim:
— Bak, baban da bir zamanlar mutluydu.
— Peki şimdi nerede?
— Bilmiyorum kızım…
Elif’in gözlerinde ilk defa bir yumuşama gördüm. Belki de ilk defa beni anlamaya başlamıştı.
Şimdi evimizde hâlâ sessizlik var ama bu kez farklı bir sessizlik… Yaralarımızı birlikte sarmaya çalışıyoruz. Elif bazen hâlâ bana kızıyor ama artık konuşabiliyoruz.
Bazen kendi kendime soruyorum: Gerçekten susmak mı doğruydu? Yoksa Elif gibi haykırmak mı gerekirdi? Siz olsaydınız ne yapardınız? Anneliğin sınavı susmak mı, yoksa mücadele etmek mi?