Annemin Gölgesinde Bir Yaz: Kırık Hayaller ve Sessiz Çığlıklar
– Yine mi annen? – diye fısıldadı Elif, gözleriyle bana ateş püskürerek. O an, arabamızın bagajına son valizi yerleştirirken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annem, kapının önünde, elleri belinde, gözlerinde o tanıdık sorgulayıcı bakışla dikiliyordu.
– Nereye gidiyorsunuz bakalım? – dedi annem, sesi her zamanki gibi yumuşak ama altında bir diken saklı. Elif, yanımda sessizce dişlerini sıktı.
– Bodrum’a, anne, – dedim. – Birkaç gün kafa dinleyeceğiz.
Annemin gözlerinde bir anlık kıskançlık parladı. – Ne güzel… Ben de yıllardır bir yere gidemiyorum. Yalnızlık zor tabii. Neyse, siz gençsiniz, gezin tabii… – dedi ama sesi titriyordu.
Elif’in bana attığı bakış, “Bak gördün mü, başımıza iş açtın,” der gibiydi. Annem, o an bir karar vermiş gibi çantasını kapıp geldi:
– Ben de geleyim bari, evde tek başıma kalamam. Zaten tansiyonum da var, biliyorsun oğlum.
Elif’in yüzü bembeyaz oldu. Ben ise arada kalmıştım. Annemi kırmak istemiyordum ama Elif’in de ne kadar yorulduğunu biliyordum. Yine de, “Tamam anne, gel,” dedim. O an, kendi hayatımın kontrolünü kaybettiğimi hissettim.
Yolda annem, sürekli konuştu. – Elif, oğlumun kahvaltısını nasıl hazırlıyorsun? Benim zamanımda kadınlar sabah erkenden kalkar, sofrayı kurardı. Şimdi herkes hazır yiyor. – Elif’in gözleri doldu, ama sustu. Ben ise aynadan anneme bakıp, “Anne, biraz dinlenelim mi?” dedim. Ama annem susmadı.
Otele vardığımızda, annem odaların anahtarlarını aldı. – Ben sizinle kalayım, yalnız kalmak istemiyorum. Hem Elif’le de sohbet ederiz. – Elif’in sabrı taşmak üzereydi. Gece, Elif bana fısıldadı:
– Senin annen bizim evliliğimizi bitirecek. Ben artık dayanamıyorum. Her şeye karışıyor, her anımızda var. Bu tatil bizim olacaktı. Neden hep onun istekleri?
Cevap veremedim. Annemin yalnızlığını, Elif’in ise tükenmişliğini düşünüyordum. Sabah kahvaltısında annem yine başladı:
– Elif, oğlumun gömleğini ütüledin mi? Ben olsam her sabah ütülerdim. Hem bak, çocuklarınız da yok. Belki de sen istemiyorsun, ha? – Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Masadan kalkıp odasına gitti.
Annem bana döndü: – Ne var bunda? Ben sadece doğruyu söylüyorum. Kadın dediğin fedakâr olur. Senin mutluluğun için uğraşıyorum.
O an, içimde bir öfke kabardı. – Anne, lütfen! Elif’i rahat bırak. Bizim hayatımıza karışma artık. – dedim. Annem ilk defa sustu, gözleri doldu.
O gün Elif’le sahilde yürüdük. – Beni hiç savunmuyorsun, dedi Elif. – Hep annenin tarafındasın. Ben de bir insanım, ben de sevilmek, anlaşılmak istiyorum. Bu evlilikte ben neredeyim?
Sustum. Çünkü haklıydı. Annemin gölgesinde kendi hayatımı yaşamayı unutmuştum. O gece annem odasına çekildi, Elif ise gözyaşları içinde uyudu.
Ertesi gün annem, kahvaltıda sessizdi. – Belki de dönmeliyim, dedi. – Sizi mutsuz ettim galiba. Ama ben de yalnızım oğlum. Baban öldüğünden beri kimsem yok. Sadece siz varsınız.
Elif’in gözleri yumuşadı ama yine de kırgındı. – Hepimiz yalnızız aslında, dedi sessizce. – Ama birbirimizi boğarak değil, anlayarak iyileşebiliriz.
O an anladım ki, annemin yalnızlığıyla Elif’in tükenmişliği arasında sıkışıp kalmıştım. O yaz tatili, hayalini kurduğum huzur yerine, ailemin gerçek yüzünü gösterdi bana.
Şimdi düşünüyorum da, insan en çok sevdiklerini mi kırar? Yoksa en çok sevdiklerinin gölgesinde mi kaybolur? Siz olsanız ne yapardınız?