Bir Gecede Dağılan Hayat: Evin İçindeki Yabancı
“Senin burada ne işin var?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, kalbim göğsümden fırlayacak sandım. Gecenin bir yarısı, kızımız Elif hastanede yaşam mücadelesi verirken, ben eve sadece bir çanta almak için uğramıştım. Ama kapıyı açtığımda, salonun loş ışığında eşim Murat’ı ve yanında, üzerinde kırmızı bir elbise olan yabancı bir kadını gördüm.
Murat, panikle yerinden kalktı. Kadın ise başını öne eğdi, yüzünü göremedim. “Açıklayabilirim,” dedi Murat, sesi titriyordu. Ama hangi kelime, hangi cümle bu ihaneti açıklayabilirdi ki?
O an, içimde bir şeyler koptu. Dizlerimin bağı çözüldü, duvara yaslandım. “Elif hastanede, Murat! Kızımız ölümle pençeleşiyor, sen burada ne yapıyorsun?” dedim, gözyaşlarım yanaklarımı yakıyordu. Murat’ın gözleri yere sabitlendi. Kadın sessizce çantasını aldı, kapıdan çıktı. Arkasından bakamadım bile.
O gece, hastaneye geri döndüm. Elif’in başucunda otururken, içimdeki fırtına dinmiyordu. Annemi aradım, “Anne, ben bittim. Murat beni aldattı,” dedim. Telefonda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annemin sesi, soğuk ve uzak geldi: “Kızım, şimdi sırası mı? Elif’e odaklan. Erkekler hata yapar, yuva yıkılmaz.”
O an, ikinci kez yıkıldım. Annem, hayatımda ilk defa bana sırtını dönmüştü. Sanki ben suçluymuşum gibi, sanki olanları hak etmişim gibi konuştu. “Anne, ben ne yapacağım?” diye fısıldadım. “Sabret kızım, sabret. Her şey geçer,” dedi ve telefonu kapattı.
Hastane koridorunda sabaha kadar yürüdüm. Elif’in odasına her girişimde, ona güçlü görünmeye çalıştım. Ama içimdeki yara her geçen dakika daha da büyüyordu. Murat bir daha aramadı, mesaj atmadı. Sanki ben yokmuşum gibi, sanki Elif’in annesi değilmişim gibi.
İki gün sonra Elif’in durumu biraz düzeldi. Eve döndüğümüzde, Murat evde yoktu. Eşyalarını toplamış, gitmişti. Masanın üzerinde bir not bıraktığını gördüm: “Affedemeyeceğini biliyorum. Ama Elif için güçlü olmalısın.” O an, öfkemle notu yırttım. Güçlü olmam gerekiyordu, ama nasıl?
Komşuların bakışları, fısıldaşmaları başladı. Mahallede herkes her şeyi hemen duyar. Marketten ekmek alırken, Ayşe Teyze’nin bana acıyan gözlerle bakışı, “Kızım, Allah sabır versin,” deyişi… Sanki ben bir günah işlemişim gibi. Sanki Murat’ın ihaneti benim suçummuş gibi.
Bir akşam, annem çıkageldi. Kapıda durdu, gözleri dolu doluydu. “Kızım, ben de kolay kabullenemedim. Ama ne yapalım? Hayat bu…” dedi. Ona sarılmak istedim, ama içimdeki kırgınlık daha büyüktü. “Anne, ben artık Murat’ı affedemem. Elif için de olsa, kendim için de olsa affedemem,” dedim. Annem başını eğdi, “Toplum ne der?” diye fısıldadı.
İşte en çok bu cümle canımı yaktı. Toplum ne der? Ben ne hissederim, Elif ne yaşar, kimse sormuyor. Herkesin derdi, komşunun ne diyeceği, akrabaların ne düşüneceği. O gece annemle uzun uzun konuştuk. O bana sabretmemi, Murat’ın bir hata yaptığını, yuvamı kurtarmamı söyledi. Ben ise ona, artık eski ben olmadığımı, bu ihaneti taşıyamayacağımı anlattım.
Geceleri Elif uyurken, ben mutfakta sessizce ağladım. Her şeyin yükü omuzlarımdaydı. Hem anneydim, hem terk edilmiş bir kadındım, hem de toplumun gözünde “eksik” bir insandım artık. İşe geri dönmem gerekiyordu ama Elif’in bakımı da bana kalmıştı. Annem arada gelip yardım etti ama her gelişinde bana Murat’ı affetmem için baskı yaptı.
Bir gün, Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarım babamın neden evde olmadığını soruyor,” dedi. O an, içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Kızımın gözyaşları, benim acımı katladı. Ona sarıldım, “Bazen büyükler hata yapar kızım. Ama biz birbirimize yeteriz,” dedim. Elif başını omzuma koydu, “Sen hiç gitme olur mu?” dedi.
O günden sonra, hayatımı yeniden kurmaya karar verdim. İş buldum, Elif’i kreşe yazdırdım. Annemle aramda mesafe oluştu ama zamanla o da benim kararımı kabullendi. Mahalledeki dedikodular azaldı, insanlar alıştı. Ama içimdeki yara hâlâ taze.
Bazen geceleri uykum kaçıyor. Murat’ın bana yaptığı ihaneti düşünüyorum, annemin sessizliğini, toplumun acımasızlığını… Kendi kendime soruyorum: Bir kadının hayatı neden hep başkalarının kararlarına bağlı? Neden bir hata yapan erkek affedilir de, terk edilen kadın suçlanır?
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?