Kayınvalidemin ‘Şefkati’ Oğlumu Neredeyse Kaybettiriyordu, Eşimse Sadece Omuz Silkti
“Sakın doktoru arama, kızım! Ben yıllardır çocuk büyüttüm, senin yaşındayken üç çocuğum vardı. Bu kadar telaş yaparsan çocuğun daha çok hasta olur!” Kayınvalidem Şengül Hanım’ın sesi, mutfağın kapısından içeriye bir hançer gibi saplandı. Oğlum Emir’in yanakları ateş gibi yanıyor, nefesi hızlanıyordu. Ben ise elimde telefon, acil servisi mi aramalıyım, yoksa kayınvalidemin ısrarlarına boyun mu eğmeliyim, karar veremiyordum. Eşim Murat ise koltuğa gömülmüş, televizyona boş gözlerle bakıyordu. Sanki bu evde olanlar onun değil, başkasının hayatıydı.
“Anne, lütfen! Emir’in ateşi 39’u geçti. Doktor böyle durumlarda hemen getirin dedi. Lütfen karışma!” dedim, sesim titreyerek. Ama Şengül Hanım elindeki ıslak bezi oğlumun alnına bastırırken, “Senin doktorun ne anlar, ben bu çocuğu bir gecede iyileştiririm. Sirkeli suyla sil, üstünü incecik ört, bak nasıl toparlayacak!” diye üsteledi.
O an içimde bir şeyler koptu. Anneliğimle, gelinliğimle, hatta insanlığım ile sınanıyordum. Oğlumun canı söz konusuydu, ama karşımdaki kadın da eşimin annesiydi, ailemizin büyüğüydü. Murat’a döndüm, gözlerimle yardım istedim. O ise sadece omuz silkti. “Annem de haklı, belki de abartıyorsun,” dedi. O an, evde tek başıma olduğumu hissettim.
Emir’in ateşi düşmek bilmedi. Gece yarısı, nefesi iyice hızlandı, dudakları morarmaya başladı. Panik içinde Murat’a bağırdım: “Hastaneye gidiyoruz! Şimdi!” Şengül Hanım hâlâ “Biraz daha bekle, sabaha kadar geçer,” diye mırıldanıyordu. Ama ben oğlumu kucağıma aldım, ayakkabılarımı giyerken gözyaşlarımı tutamadım. Murat mecburen peşimden geldi.
Acil serviste doktor, “Biraz daha geç kalsaydınız, ciddi sonuçlar olabilirdi. Çocuğunuzun ateşi çok yüksek ve enfeksiyon ilerlemiş,” dediğinde içimden bir parça daha koptu. Oğlum serum takılırken, Murat’ın yüzü bembeyazdı. Şengül Hanım ise telefonda komşusuna “Doktorlar abartıyor, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu,” diye anlatıyordu.
O gece hastane koridorunda otururken, çocukluğumdan beri taşıdığım tüm korkular, kaygılar üzerime çöktü. Annem hep derdi: “Evlenince iki aileyi de idare edeceksin.” Ama kimse bana bir gün oğlumun hayatı için kayınvalidemle savaşmam gerekeceğini söylememişti.
Ertesi sabah, Emir’in ateşi düşmeye başladı. Doktorlar, “Çok şanslısınız, hızlı müdahale ettiniz,” dediler. Ama ben kendimi hiç şanslı hissetmiyordum. Murat’a döndüm: “Bak, neredeyse oğlumuzu kaybediyorduk! Sen neden bana destek olmadın?” dedim. O ise başını öne eğdi, “Annemin kalbini kırmak istemedim,” dedi.
O an anladım ki, bu evde bir şeyler çok yanlış gidiyordu. Ben bir anneydim, ama aynı zamanda bir gelindim. Kendi çocuğumun sağlığı için bile sesimi yükseltmek zorunda kalıyordum. Şengül Hanım hastaneye geldiğinde, bana soğuk bir bakış attı. “Senin yüzünden çocuk serum yedi, yazık,” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Benim yüzümden değil, sizin yüzünüzden! Eğer sizi dinleseydim oğlumu kaybedebilirdim!” dedim. Hastane koridorunda herkes bize bakıyordu. Ama umurumda değildi.
O günden sonra evdeki dengeler değişti. Şengül Hanım bir süre bizimle konuşmadı. Murat ise arada kalmış, sessizliğe gömülmüştü. Ben ise oğlumun başında sabahlarken, her gece kendime aynı soruyu sordum: Bir anne olarak neyi yanlış yaptım? Neden kendi evimde, kendi çocuğum için savaşmak zorunda kaldım?
Günler geçti, Emir iyileşti. Ama ben eski ben değildim artık. Kayınvalidemin “şefkati”nin bedelini oğlum ödeyebilirdi. Eşimle aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. Bir akşam Murat’a dedim ki: “Bundan sonra oğlumuzun sağlığıyla ilgili kararları ben vereceğim. Kimse karışmayacak.” O ise sessizce başını salladı.
Şengül Hanım ise hâlâ eski yöntemlerini savunuyor, komşulara “Gelinim çok hassas, doktorlara koşuyor,” diye anlatıyor. Ama ben artık susmuyorum. Çünkü biliyorum ki, bir annenin içgüdüsü asla yanlış değildir.
Şimdi size soruyorum: Sizin de aile içinde böyle çatışmalarınız oldu mu? Bir anne olarak kendi çocuğunuz için nereye kadar mücadele edersiniz?