Hayallerimin Küllerinde: Bir Tatilin Hiç Başlamayan Hikayesi
“Ne bu koku?” diye bağırdım daha kapıdan içeri adımımı atar atmaz. Annem, mutfaktan başını uzattı, yüzünde suçlu bir ifadeyle. “Baban biraz sinirlendi, bir sigara yaktı. Kızma, kızım.” O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Tüm yıl boyunca, o çok beklediğim tatil için çalışmış, para biriktirmiş, evimizi yeni baştan döşemiştim. Ama şimdi, daha valizimi bile açamadan, evin içinde ağır bir duman ve huzursuzluk vardı.
Babam, son zamanlarda iyice içine kapanmıştı. İşten çıkarıldığından beri evde sürekli bir gerginlik hâkimdi. Annem ise, her zamanki gibi arada kalmış, iki arada bir derede çözüm bulmaya çalışıyordu. Ben ise, üniversiteden yeni mezun olmuş, iş bulmanın hayalini kurarken bir yandan da aileme destek olmaya çalışıyordum. Ama asıl yük, o meşhur kredi borcuydu. Evimizi yenileyelim, biraz nefes alalım diye çektiğimiz kredi, şimdi boynumuza bir ilmek gibi dolanmıştı.
O akşam, sofrada kimse konuşmadı. Sadece çatal-bıçak sesleri ve babamın arada bir iç çekişi vardı. Annem, “Kızım, bu yaz tatile gitmesek mi acaba? Babanın morali bozuk, hem kredi ödemesi de yaklaşıyor,” dediğinde, içimdeki umutlar bir anda sönüverdi. “Anne, ben bütün yıl bunun için çalıştım. Bir hafta bile olsa, deniz kenarında biraz huzur istiyorum,” dedim titreyen bir sesle. Babam ise, “Senin hayallerinle bizim gerçeklerimiz aynı değil, kızım,” dedi ve odasına çekildi.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Tavanı izlerken, çocukluğumda babamla gittiğimiz piknikleri, annemin bana ördüğü renkli mayoları düşündüm. O zamanlar her şey daha kolaydı sanki. Şimdi ise, her şey para ve borç olmuştu. Sabah olduğunda, annem mutfakta sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. “Anne, ben de yoruldum. Hepimiz yorulduk. Ama biraz olsun mutlu olmayı hak etmiyor muyuz?” dedim. Annem gözyaşlarını sildi, “Hak ediyoruz kızım, ama hayat bazen izin vermiyor,” dedi.
Bir hafta boyunca evdeki hava hiç değişmedi. Babam, televizyonun karşısında sessizce oturuyor, annem ise sürekli temizlik yapıyordu. Ben ise, iş başvuruları yapıyor, ama her gelen ret mailiyle biraz daha umutsuzluğa kapılıyordum. Bir akşam, eski arkadaşım Elif aradı. “Ayşe, bu yaz Bodrum’a gidiyoruz, sen de gelsene!” dedi. İçimden bir an “Evet!” demek geldi ama sonra aklıma babamın yüzü, annemin yorgun elleri ve kredi borcu geldi. “Elif, bu sene olmaz galiba,” dedim, sesim titreyerek.
O gece babamla ilk kez ciddi bir tartışma yaşadık. “Baba, neden her şeyden vazgeçiyoruz? Neden hep borçlar, hep sıkıntılar? Biraz olsun mutlu olamaz mıyız?” dedim. Babam önce sustu, sonra gözleri doldu. “Kızım, ben de isterdim sana güzel bir hayat sunmak. Ama işte, hayat bazen insanı köşeye sıkıştırıyor. O krediyi almasaydık, belki de bu evde bile oturamayacaktık. Şimdi ise, her ay o taksitleri nasıl ödeyeceğimizi düşünüyorum,” dedi. O an babamın da ne kadar çaresiz olduğunu anladım. Ama yine de içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Peki ya bizim hayallerimiz? Onlar ne olacak?” diye bağırdım ve odama kapandım.
Geceleri uyuyamaz oldum. Herkesin sosyal medyada tatil fotoğraflarını gördükçe içim daha da daralıyordu. Annemle babamın arasındaki mesafe de giderek açılıyordu. Bir sabah, annem bana bir zarf uzattı. “Bu, senin için biriktirdiğim para. Belki küçük bir kaçamak yaparsın,” dedi. Zarfa baktım, içinde üç beş kuruş vardı. O an annemin fedakârlığına hem minnet duydum hem de öfkelendim. “Anne, ben tek başıma mutlu olamam ki. Hep birlikte olmalıydık,” dedim.
Bir gün, babam iş bulduğunu söyledi. Hepimiz biraz umutlandık. Belki bu sefer her şey düzelir diye düşündük. Ama yeni iş, babamı daha da yordu. Eve geldiğinde konuşacak hali bile kalmıyordu. Annem ise, evdeki huzursuzluğu bastırmak için daha çok çalışıyor, ben ise kendimi iyice yalnız hissediyordum. Bir akşam, babam eve geç geldi. Yorgunluktan gözleri kan çanağı gibiydi. Annem ona çay koydu, ben ise sessizce izledim. “Baba, iyi misin?” dedim. Babam başını salladı, “İyiyim kızım, iyiyim,” dedi ama gözlerinde kocaman bir yorgunluk vardı.
O yaz, tatile gidemedik. Ne deniz kenarında yürüyüşler, ne de ailece yapılan kahkahalı sofralar oldu. Sadece evin içinde dolaşan ağır bir hava, bitmeyen borçlar ve kırık dökük hayaller vardı. Arkadaşlarımın hepsi tatilden döndüğünde, onların anlattığı anıları dinlerken içimde bir boşluk hissettim. Ama en çok da ailemin gözlerindeki umutsuzluk canımı acıttı.
Şimdi, bu satırları yazarken düşünüyorum: Hayatımızı borçlara, sorumluluklara ve başkalarının beklentilerine göre mi şekillendirmeliyiz? Yoksa bazen her şeyi bırakıp, sadece mutlu olmayı mı denemeliyiz? Siz olsaydınız ne yapardınız?