Bir Yatakta Başlayan Sessiz Çığlık: Zeynep’in Hikayesi

“Zeynep, kalk! Yine bütün yatağı kaplamışsın!” diye bağırdı Erkan, beni bir kez daha uykumun en derin yerinden çekip aldı. Gözlerimi açtığımda yerdeydim; sırtımda ince halının soğukluğunu hissettim. İlk başta, geçen yılın kışında, beni yataktan ittiğinde bunun bir kaza olduğunu düşünmüştüm. Belki de uykusunda dönerken istemeden olmuştu. Ama bu gece, üçüncü kez, aynı şey olunca artık bunun bir tesadüf olmadığını anladım.

Küçük bir Anadolu kasabasında, herkesin birbirini tanıdığı, dedikodunun ekmek gibi tüketildiği bir yerde yaşıyorum. Adım Zeynep Yıldız. 29 yaşındayım. Hayatımın en güzel yıllarını yaşadığımı düşünmem gerekirken, her sabah gözlerimi açtığımda içimde büyüyen o karanlıkla baş etmeye çalışıyorum. Annem hep derdi: “Kızım, evlilik sabır işidir.” Ama sabrın da bir sınırı varmış, bunu yeni anladım.

Erkan’la üniversitede tanıştık. O zamanlar bana dünyanın en nazik, en düşünceli adamı gibi gelirdi. İstanbul’da okurken hayalini kurduğum hayatı onunla yaşayacağımı sanmıştım. Mezun olunca Erkan’ın ailesinin yanına, bu kasabaya taşındık. Başta her şey güzeldi; yeni evimiz, yeni umutlarımız vardı. Ama zamanla Erkan değişmeye başladı. Önce küçük şeylerle başladı: “Bu yemeği neden böyle yaptın?”, “Annemin yanında böyle konuşma.” Sonra ses tonu yükseldi, bakışları sertleşti. Bir gün, tartışırken kolumu sıktı. O an içimde bir şeyler kırıldı ama yine de “Belki de çok stresli,” diye kendimi kandırdım.

Geçen yılın Aralık ayında, ilk kez yataktan düştüm. Erkan uykusunda dönmüştü, ben de kenarda yatıyordum. Sabah “Kusura bakma, fark etmedim,” dedi. O kadar yorgundum ki, üstünde durmadım. Ama sonra bu olay tekrar etti. Her seferinde özür diledi, ama gözlerinde bir pişmanlık göremedim. Bir gece, tartışmanın ardından bana sırtını döndü ve sabaha karşı yine yerde buldum kendimi. Bu defa özür bile dilemedi.

Kasabada kadınların çoğu sessizdir. Herkesin derdi kendine, kimse kolay kolay içini açmaz. Ama ben artık susmak istemiyorum. Anneme açıldığımda, “Kızım, evlilikte böyle şeyler olur. Sabret,” dedi. Babam ise hiç konuşmadı, sadece gözlerini kaçırdı. Arkadaşım Elif’e anlattığımda ise gözleri doldu: “Zeynep, ben de benzer şeyler yaşadım. Ama kimseye anlatamadım.”

Erkan’ın ailesiyle de sorunlarım vardı. Kayınvalidem Hatice Hanım, her fırsatta beni eleştirirdi: “Bizim evde böyle yemek pişmezdi. Oğlumun gömleklerini neden ütülemedin?” Bir gün mutfakta ağlarken yakaladı beni. “Ağlamakla bir yere varamazsın kızım. Her kadın çeker,” dedi. O an içimdeki öfke büyüdü. Neden herkes çekmek zorundaydı? Neden kadınlar hep susmak zorundaydı?

Bir gece, Erkan işten geç geldi. Yorgundu, sinirliydi. Sofrada sessizce otururken birden tabağını masaya vurdu: “Seninle konuşmak bile istemiyorum!” dedi. O an içimdeki bütün umutlar söndü. O gece yine yataktan itildim. Bu defa kalkıp salona geçtim. Pencereden dışarı baktım; kasabanın sokak lambaları titrek bir ışıkla yanıyordu. İçimdeki yalnızlık büyüdü. O an karar verdim: Artık bu evde kalmayacaktım.

Ertesi sabah anneme gittim. “Anne, boşanmak istiyorum,” dedim. Annem önce şaşırdı, sonra ağlamaya başladı: “Kızım, insanlar ne der? Boşanmış kadın olmak kolay mı?” O an anladım ki, annem benim mutluluğumdan çok, kasabanın ne diyeceğini düşünüyordu. Babam ise sessizce odadan çıktı. Elif’e mesaj attım: “Ben boşanacağım.” O da bana “Yanındayım,” diye cevap verdi.

Boşanma kararımı Erkan’a söylediğimde önce güldü: “Sen mi boşanacaksın? Kimse seni ciddiye almaz.” Ama bu defa kararlıydım. Eşyalarımı topladım, annemin evine döndüm. Kasabada dedikodular başladı: “Zeynep kocasını terk etmiş,” “Kesin bir şeyler yaptı da kovuldu.” Ama artık umurumda değildi. Herkesin ne dediğiyle değil, kendi hayatımla ilgilenmek istiyordum.

Boşanma süreci kolay olmadı. Erkan’ın ailesi sürekli aradı, tehdit etti: “Bu kasabada sana hayat hakkı tanımayız.” Ama Elif ve birkaç cesur kadın yanımda durdu. Mahkemede hakim bana “Neden boşanmak istiyorsun?” diye sorduğunda gözlerim doldu: “Artık her sabah yerde uyanmak istemiyorum,” dedim. O an salonda bir sessizlik oldu. Hakim başını eğdi, dosyaya baktı. Karar açıklandığında içimde bir hafiflik hissettim.

Şimdi annemin evinde, küçük odamda yeni bir hayata başlıyorum. Kasabanın dedikoduları hâlâ bitmedi. Ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki, susmak sadece acıyı büyütüyor. Belki de benim hikayem başka kadınlara cesaret verir.

Bazen pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: “Bir kadın ne zaman susmayı bırakır? Kendi hayatını seçmek neden bu kadar zor?” Sizce de artık susmamak gerekmiyor mu?