Alplerin Fısıltıları: Bir Kaçışın Hikayesi
“Baba, lütfen gitme!” diye bağırdı kızım Elif, gözyaşları yanaklarından süzülürken. O an, İstanbul’daki evimizin kapısında, valizimi elimde tutarken, içimdeki fırtınanın sesi dışarıdan daha gürültülüydü. Eşim Zeynep’in gözlerinde ise öfke ve hayal kırıklığı birbirine karışmıştı. “Yine mi kaçıyorsun, Cem? Her sorun çıktığında arkanı dönüp gitmek çözüm mü?” dedi, sesi titreyerek. Cevap veremedim. Çünkü haklıydı. Ama bu kez kaçmak değildi niyetim; bu kez kendimi bulmak için gidiyordum.
O gece, arabamı Anadolu’nun yollarında sürerken, kafamda annemin yıllar önce söylediği sözler yankılandı: “İnsan, en çok kendinden kaçamaz oğlum.” Belki de bu yüzden, çocukluğumdan beri her sıkıştığımda uzaklara gitmek isterdim. Babamın ani ölümü, ailemizdeki sessizliği daha da derinleştirmişti. Annem, ablam Ayşe ve ben, her birimiz kendi köşemize çekilmiş, acımızı içimizde büyütmüştük. Şimdi ise, kendi ailemde aynı sessizliği yaratmaktan korkuyordum.
Günler süren yolculuktan sonra, Alplerin eteklerinde, küçük bir köydeki ahşap dağ evine vardım. Kapının önündeki salıncak hafifçe sallanıyordu; sanki beni bekliyordu. Etrafı saran çam ağaçlarının kokusu, İstanbul’un egzoz dumanını unutturacak kadar tazeydi. Gölün yüzeyinde sabah güneşiyle dans eden ışıklar, içimdeki karanlığı bir an olsun aydınlattı. Ama huzur, insanın içindekilerle yüzleşmeden gelmiyordu.
İlk günler sessizliği dinledim. Sabahları göl kenarında yürüyüşe çıktım, akşamları şöminenin başında eski defterlerimi karıştırdım. Zeynep’ten gelen mesajları açmaya korkuyordum. “Elif seni soruyor. Ne zaman döneceksin?” yazmıştı birinde. Cevap veremedim. Çünkü ne zaman döneceğimi, hatta dönüp dönmeyeceğimi bile bilmiyordum.
Bir sabah, köyden yaşlı bir adam, Hasan Amca, kapımı çaldı. “Yalnızlık iyidir evlat, ama fazlası insanı çürütür,” dedi, gözlerimin içine bakarak. “Burada ne arıyorsun?”
Bir an sustum. Sonra, “Kendimi,” dedim. “Ailemi kaybetmekten korkuyorum. Ama onlarla olunca da kendimi kaybediyorum.”
Hasan Amca gülümsedi. “İnsan bazen kendi sesini duymak için uzaklara gitmeli. Ama unutma, sesin yankısı en çok sevdiklerinde duyulur.”
O gece, göl kenarındaki salıncağa oturdum. Yıldızlar gökyüzünde parlıyordu. Babamı düşündüm; bana hiç sarılmadan, sevgisini göstermeden geçen yılları. Sonra Elif’in bana sarılmak için uzanan ellerini… Kendi babamdan göremediğim sevgiyi, kızıma da verememekten korkuyordum. Zeynep’in bana olan öfkesinin altında yatan kırgınlığı, annemin sessizliğinin ardındaki yalnızlığı düşündüm.
Bir sabah, gölde kürek çekerken, aniden bastıran bir yağmur başladı. Sırılsıklam oldum ama eve dönmedim. Yağmurun altında bağırdım: “Neden hep kaçıyorum? Neden sevdiklerime zarar veriyorum?” Sesim dağlarda yankılandı. O an, ilk kez kendime dürüst oldum. Korkuyordum. Sevilmekten, sorumluluk almaktan, hata yapmaktan korkuyordum.
Ertesi gün, köydeki küçük kahvede Hasan Amca’yı buldum. “Bazen affetmek gerekir, en çok da kendini,” dedi bana. “Sen kendini affetmeden, aileni de affedemezsin.”
O gece Zeynep’i aradım. Telefonu açtığında sesi yorgundu. “Cem, Elif seni çok özledi. Ben de… Ama bu böyle devam edemez. Ya bizimle olursun ya da…” Sustu. Gözlerim doldu. “Zeynep, ben de özledim. Ama korkularımla yüzleşmeden dönmek istemiyorum. Sana ve Elif’e layık bir baba, bir eş olmak istiyorum.”
Zeynep sessiz kaldı. Sonra, “O zaman önce kendini affet,” dedi. “Biz seni bekleriz, ama sonsuza kadar değil.”
Günler geçti. Doğanın içinde, kendi içimdeki fırtınaları dinlemeyi öğrendim. Bir sabah, göl kenarında Elif’in bana yazdığı bir mektubu okudum: “Baba, lütfen eve gel. Seni çok özledim. Annem de üzgün. Sen olmayınca ev çok sessiz.” O an, kararımı verdim.
Dönüş yolunda, içimdeki korkularla barışmıştım. İstanbul’a vardığımda, Elif kapıda beni bekliyordu. Koşup boynuma sarıldı. Zeynep’in gözlerinde hâlâ kırgınlık vardı ama bir umut ışığı da parlıyordu.
Şimdi, her sabah Elif’le kahvaltı yaparken, Zeynep’le uzun uzun konuşurken, geçmişin gölgeleri hâlâ arada bir yoklasa da, artık kaçmak yerine kalmayı seçiyorum. Çünkü insan en çok sevdiklerinde kendini buluyor.
Peki siz hiç kendinizden kaçtınız mı? Kaçmak mı iyileştirir, kalıp yüzleşmek mi? Yorumlarınızı merak ediyorum.