Gerçekler ve Yalanlar Arasında: Bir Çocukluğun Küllerinden Doğan Umut
— Anne, neden bana hep yalan söylediniz?
Oğlum Efe’nin sesi, gecenin sessizliğinde bir bıçak gibi içimi kesti. O an, yıllardır kaçtığım geçmişimle yüzleşmek zorunda olduğumu anladım. Yatak odasının kapısında durmuş, gözleri yaşlı, elleri titriyordu. O an, kendi çocukluğuma, annemin bana söylediği yalanlara, babamın suskunluğuna döndüm. Her şey bir anda üzerime yıkıldı.
Küçükken, annem Zeynep bana hep babamın iş için şehir dışında olduğunu söylerdi. Oysa ben, geceleri annemin yastığına gömülüp sessizce ağladığını duyardım. Babamın neden eve gelmediğini, neden doğum günlerimde yanımda olmadığını asla anlamazdım. Bir gün, okuldan eve dönerken mahalledeki komşu Ayşe Teyze’nin dedikodusunu duydum:
— Zeynep’in kocası başka bir kadınla kaçmış diyorlar, yazık kadına da, kıza da…
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Anneme koşup sordum:
— Anne, babam bizi bırakıp gitti mi?
Annem gözlerime bakmadan, ellerini ovuşturarak yalan söyledi:
— Hayır kızım, baban seni çok seviyor. Sadece çalışıyor, yakında dönecek.
O günden sonra, annemin gözlerinin içine bakamaz oldum. Her doğum günümde, her bayramda babamı bekledim. Her seferinde annem bana umut dolu yalanlar söyledi. Yıllar geçti, babamdan bir haber gelmedi. Annem ise her geçen gün biraz daha içine kapandı. Ben ise büyüdükçe, içimdeki boşluk büyüdü. Kendimi hep eksik, hep yarım hissettim.
Liseye başladığımda, annemle aramızdaki mesafe iyice açıldı. O, kendi acısına gömülmüş, ben ise cevapsız sorularla boğuşuyordum. Bir gün, annemin eski bir defterini buldum. İçinde babama yazılmış ama asla gönderilmemiş mektuplar vardı. Her satırda, annemin acısını, yalnızlığını ve çaresizliğini hissettim. O mektupları okurken, annemin bana neden yalan söylediğini anlamaya başladım. Beni korumak istemişti. Ama o yalanlar, beni korumak yerine daha da yaralamıştı.
Üniversiteye başladığımda, annemle aramda bir duvar vardı. O duvarı yıkmak için defalarca denedim ama her seferinde annem susmayı tercih etti. Ben de susmayı öğrendim. Hayatım boyunca kimseye tam olarak güvenemedim. Sevdiğim insanlara yaklaşmaktan korktum. Hep terk edilmekten, yarı yolda bırakılmaktan korktum.
Yıllar geçti, evlendim ve Efe doğdu. Oğlumun gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm. Ona asla yalan söylemeyeceğime dair kendime söz verdim. Ama hayat, insanı bazen istemediği yollara sürüklüyor. Eşim Serkan’la aramızda sorunlar başladı. İşsizlik, maddi sıkıntılar, geçimsizlik… Efe’yi korumak için ona babasının işte olduğunu söyledim. Oysa Serkan haftalardır eve uğramıyordu. Annemin yıllar önce bana söylediği yalanları şimdi ben oğluma söylüyordum.
Bir gece, Efe’nin odasından ağlama sesi duydum. Kapıyı araladım, Efe yorganına sarılmış, sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum, saçlarını okşadım.
— Oğlum, neyin var?
Efe gözyaşlarını silmeden sordu:
— Anne, babam bizi neden sevmiyor? Neden hep gidiyor?
O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Kendi çocukluğumun acısı, annemin çaresizliği, babamın yokluğu… Hepsi bir anda üzerime çöktü. Efe’ye sarıldım, ağladım. İlk kez ona gerçeği söylemeye karar verdim.
— Baban seni seviyor oğlum. Ama bazen büyükler hata yapar. Bazen insanlar birbirini üzmeden ayrılamaz. Ben de küçükken aynı acıyı yaşadım. Sana yalan söylemek istemedim ama korktum. Seni korumak istedim. Ama anladım ki, yalanlar kimseyi korumuyor. Sadece daha çok yaralıyor.
Efe başını omzuma koydu. O an, yıllardır içimde biriken acının bir kısmı hafifledi. Oğlumun gözlerinde bir parça güven gördüm. O gece sabaha kadar konuştuk. Ona her şeyi anlattım. Babasının gidişini, kendi çocukluğumu, annemin bana söylediği yalanları…
Ertesi gün annemi aradım. Yıllardır konuşmadığımız şeyleri konuştuk. Ona kızgınlığımı, kırgınlığımı anlattım. Annem ağladı:
— Kızım, seni korumak istedim. Ama galiba en çok sana zarar verdim.
O an annemi affettim. Çünkü artık anlıyordum; bazen en büyük yalanlar en büyük sevgiden doğuyor. Ama sevgiyle iyileşmek için önce gerçeği kabul etmek gerekiyor.
Şimdi oğlumla aramda yalan yok. Zor zamanlar geçiriyoruz ama birbirimize güveniyoruz. Annemle de aramızdaki duvarlar yıkıldı. Geçmişin acısı hâlâ içimde ama artık onunla yaşamayı öğreniyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba annem bana o yalanları söylemeseydi hayatım nasıl olurdu? Ya ben oğluma gerçeği söylemeseydim, aynı acı döngüsü devam eder miydi? Sizce ailedeki sırlar ve yalanlar gerçekten çocukları korur mu, yoksa onları daha mı çok yaralar?