Kırık Bir Yuvadan Umuda: Elif’in Sessiz Çığlığı
“Git artık! Yeter Elif, seninle uğraşamam!” Annemin sesi, mutfakta yankılanan tabak çanağın sesiyle karıştı. O an, hayatımın en keskin köşesine saplandı bu cümle. On dört yaşındaydım ve o gece, annem bavulunu toplayıp kapıyı çarparak gitti. Babam ise, her zamanki gibi koltuğa gömülmüş, elinde rakı bardağıyla televizyona bakıyordu. Göz göze gelmemeye çalıştık; çünkü gözlerinde gördüğüm öfke, bana her zaman korku salardı.
O gece uyuyamadım. Annemin ayak sesleri, bavulun tekerleklerinin parke üzerinde çıkardığı o sürtünme sesi… Sanki hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Sabah olduğunda, evde bir eksiklik vardı; annemin kokusu, sesi, hatta kızgın bakışları bile yoktu artık. Babam ise daha da içine kapanmıştı. Okula gitmek istemedim ama mecburdum. Sınıfta herkes kendi derdindeydi; kimse benim gözlerimdeki kırgınlığı fark etmedi.
Günler geçtikçe evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Babam işten geç geliyor, bazen hiç gelmiyordu. Buzdolabında sadece ekmek ve peynir kalmıştı. Bir akşam babam sarhoş geldiğinde, bana bağırmaya başladı: “Senin yüzünden gitti annen! Hep senin yüzünden!” O an içimde bir şeyler koptu. O gece ilk defa ağlamadım; sadece duvara bakıp sustum.
Bir süre sonra komşumuz Ayşe Teyze fark etti halimi. Bir gün kapımı çalıp içeri girdi, bana bir tabak sıcak yemek getirdi. “Kızım, anneni aradın mı hiç?” diye sordu. Başımı salladım; annemin numarasını defalarca aramıştım ama açmamıştı. Ayşe Teyze saçımı okşadı: “Bazen büyükler de hata yapar Elif’im. Ama sen güçlü olmalısın.”
Okulda ise işler daha da zorlaştı. Arkadaşlarım annemin gidişini duymuştu; bazıları acıyarak bakıyor, bazıları ise dedikodu yapıyordu. En yakın arkadaşım Zeynep bile bana mesafe koymuştu. Bir gün teneffüste yanına gittim: “Zeynep, neden benimle konuşmuyorsun?” dedim. Gözlerini kaçırdı: “Annen yokken babanla yalnız kalmak… Korkmuyor musun?” O an yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu anladım.
Babam işsiz kaldıktan sonra işler daha da kötüye gitti. Evde elektrikler kesildi, faturalar birikti. Bir gece babam eve gelmedi. O geceyi karanlıkta, battaniyeye sarılıp geçirdim. Sabah olduğunda hâlâ gelmemişti. Karnım açtı ama evde yiyecek hiçbir şey yoktu. Ayşe Teyze tekrar geldiğinde beni perişan halde buldu. “Elif, böyle olmaz kızım,” dedi ve beni kendi evine götürdü.
Ayşe Teyze’nin evinde ilk defa kendimi güvende hissettim. Sıcak bir çorba, temiz bir yatak… Ama içimdeki boşluk dolmuyordu. Annemi özlüyordum; ona kızgın olsam da, onun sıcaklığına muhtaçtım. Bir gece Ayşe Teyze’ye sordum: “Sizce annem beni hiç düşünüyor mudur?” O derin bir iç çekti: “Bir anne evladını unutmaz Elif’im. Ama bazen hayat insanı öyle bir yere sürükler ki, geri dönmek kolay olmaz.”
Ayşe Teyze’nin oğlu Murat abi bana ablalık yaptı; derslerime yardım etti, birlikte dizi izledik. Ama babamdan hâlâ haber yoktu. Bir gün polisler kapıya geldi; babamın hastanede olduğunu söylediler. Kalbim sıkıştı; hemen hastaneye koştuk. Babam yoğun bakımdaydı; alkol komasından yatıyordu. Onu camın arkasından izlerken içimde hem öfke hem de acı vardı.
Babam iyileştiğinde beni görmek istemediğini söyledi. “Senin yüzüne bakacak halim yok,” dedi hemşireye. O an anladım ki artık kendi yolumu çizmeliydim. Ayşe Teyze bana sahip çıktı; sosyal hizmetlerle görüştü ve koruyucu aile olmaya karar verdi.
Yeni bir okula başladım; yeni arkadaşlar, yeni bir hayat… Ama geceleri hâlâ annemi rüyamda görüyorum. Bazen bana sarılıyor, bazen de arkasını dönüp gidiyor. Okulda öğretmenim bir gün yanıma gelip sordu: “Elif, hayatında en çok neyi değiştirmek isterdin?” Düşündüm; “Keşke annem gitmeseydi,” dedim sessizce.
Bir gün okul çıkışı kapıda bir kadın gördüm; başında eski bir eşarp, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Tanıyamadım önce ama sonra kalbim hızla atmaya başladı: Annemdi bu! Yanıma geldi, ellerimi tuttu: “Elif’im… Affet beni kızım,” dedi titrek bir sesle. Donup kaldım; yılların acısı bir anda boğazıma düğümlendi.
O an ona sarılmak istedim ama yapamadım; içimdeki öfke ve özlem birbirine karıştı. “Neden gittin anne? Beni neden bıraktın?” diye haykırdım gözyaşları içinde. Annem ağladı: “Çaresizdim kızım… Babanla baş edemedim… Ama seni hiç unutmadım.”
O günden sonra annemle görüşmeye başladık ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. İçimde hâlâ bir boşluk var; ama artık biliyorum ki yalnız değilim. Ayşe Teyze’nin sevgisiyle büyüdüm, annemin pişmanlığıyla güçlendim.
Şimdi üniversite sınavına hazırlanıyorum; psikolog olmak istiyorum ki benim gibi çocuklara yardım edebileyim.
Bazen geceleri pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşünüyorum: Bir çocuk kaç kere kırılır? Ve o kırıklarla nasıl yeniden ayağa kalkar? Sizce affetmek mi zor, unutmak mı?