Kaynanamla Aynı Evde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Senin bu bulaşık deterjanını neden benim lavaboma koydun, Elif?”

Kaynanamın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki bardağı bırakıp derin bir nefes aldım. Gözlerim Murat’ı aradı, ama o yine yoktu. Emir ise salonda, oyuncaklarıyla sessizce oynuyordu. İçimden geçenleri bastırmaya çalışarak, “Anne, sadece kolay ulaşmak için koydum. İstersen hemen alırım,” dedim. Ama biliyordum, mesele deterjan değildi. Hiçbir zaman deterjan, havlu ya da çaydanlık olmadı. Mesele, bu evde bana ait hiçbir şeyin olamayışıydı.

Dört yıl önce Murat’la evlendiğimde, annesiyle birlikte yaşayacağımızı söylediğinde biraz tedirgin olmuştum ama “Aile olmak, fedakârlık ister,” demişti annem. Ben de sustum. İlk başlarda her şey idare eder gibiydi. Kaynanam, Fatma Hanım, bana karşı mesafeliydi ama en azından yüzüme gülüyordu. Fakat zaman geçtikçe, evin her köşesinde bana ait olan ne varsa, bir şekilde sorun olmaya başladı. Bir gün mutfakta bıraktığım bir tabak, başka bir gün banyoda unuttuğum bir havlu…

Bir akşam, Murat işten geç geldi. Emir’i uyuttuktan sonra, mutfakta çay koyarken Fatma Hanım yine başladı:

“Elif, oğlumun gömleklerini neden yanlış yıkıyorsun? Eskiden böyle solmazdı bunlar.”

İçimden “Yine mi?” dedim. “Anne, makinede yıkadım, etiketine göre…”

“Bırak şimdi etiketini! Ben yıllarca elde yıkadım, bir kere solmadı. Senin yüzünden oğlumun gömlekleri mahvoldu.”

O an Murat içeri girdi. Yorgun, gözleri kan çanağı gibi. “Ne oluyor yine?” dedi.

Fatma Hanım hemen bana döndü: “Oğlum, karın gömleklerini mahvetmiş. Benim zamanımda böyle şeyler olmazdı. Şimdi herkes kolayına kaçıyor.”

Murat bana baktı, sonra annesine: “Anne, büyütme artık. Elif elinden geleni yapıyor.”

Ama Fatma Hanım’ın gözlerinde bir öfke vardı. “Benim evimde benim kurallarıma uyulacak!”

O gece Murat’la odada konuşurken, “Dayanamıyorum artık,” dedim. “Her gün bir bahane, her gün bir tartışma. Emir de etkileniyor.”

Murat başını eğdi. “Biliyorum Elif, ama annem yaşlandı, yalnız kalamaz. Biraz daha sabret.”

Ama sabır da bir yere kadar. Bir gün Emir’in oyuncaklarını salonda bırakmıştım. Fatma Hanım bağırarak içeri girdi:

“Bu ne dağınıklık! Kendi evinizde böyle mi yaşıyorsunuz? Benim evim böyle olmayacak! Toplayın şunları, yoksa hepsini atarım!”

Emir korkudan ağlamaya başladı. Koşup onu kucağıma aldım. “Anne, çocuk işte… Biraz anlayışlı olamaz mısın?”

Fatma Hanım gözlerini devirdi. “Ben çocuk büyüttüm, hem de tek başıma! Senin gibi şımartmadım oğlumu. Şimdi bak, evin hali ne?”

O an içimde bir şeyler koptu. Oğlumun gözyaşları, Murat’ın sessizliği, Fatma Hanım’ın bitmeyen eleştirileri… Hepsi üstüme üstüme geliyordu. O gece Murat’a, “Ya kendi evimizi buluruz ya da ben Emir’le giderim,” dedim. Gözlerim doldu. Murat sustu, ama gözlerinde bir kararlılık vardı.

Bir hafta sonra, küçük bir daire bulduk. Taşınacağımız gün Fatma Hanım kapının önünde durdu. “Siz bilirsiniz. Benim evimde huzur yoksa, siz de huzur bulamazsınız,” dedi. O an içimde hem bir acı hem de bir rahatlama hissettim. Murat’ın elini tuttum, Emir’i kucağıma aldım ve çıktık.

Yeni evimiz küçüktü ama huzurluydu. İlk gece Emir’le birlikte uyuduk. Sabah uyandığımda, mutfakta kendi bardağımla çay içmenin mutluluğunu yaşadım. Ama içimde bir burukluk vardı. Murat annesini sık sık arıyor, bazen suçluluk duyuyordu. Ben ise her gün kendime “Acaba bencil mi davrandım?” diye soruyordum.

Bir gün annem aradı. “Kızım, iyi misin?” dedi.

“İyiyim anne, ama zor oldu. Fatma Hanım’a haksızlık mı ettim bilmiyorum.”

Annem sustu, sonra “Sen de annesin. Kendi yuvanı kurmak hakkın. Kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin,” dedi.

Ama toplumun baskısı, komşuların fısıltıları, akrabaların “Kaynanayı bırakıp gitmek kolay mı?” bakışları… Hepsi üzerimde bir yük gibi duruyordu. Murat’la aramızda zaman zaman tartışmalar çıkıyordu. O, annesinin yalnızlığından endişeliydi; ben ise kendi huzurumuzdan.

Bir gün Emir ateşlendi. Gece boyunca başında bekledim. Murat annesini aradı, “Emir hasta,” dedi. Fatma Hanım hemen gelmek istedi ama ben istemedim. “Kendi başımıza hallederiz,” dedim. O gece, oğlumun başında otururken gözyaşlarımı tutamadım. “Ben iyi bir anne miyim? İyi bir gelin miyim?”

Zaman geçti, Fatma Hanım hastalandı. Murat hemen yanına koştu. Ben de Emir’le birlikte gittim. Kapıyı açtığında gözleri doluydu. “Kusura bakma Elif,” dedi. “Belki de sana çok yük oldum.”

O an içimdeki bütün öfke eridi. “Geçti anne, önemli değil,” dedim. Ama biliyordum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Şimdi kendi evimizdeyiz. Emir büyüyor, Murat’la aramızda zaman zaman tartışmalar olsa da huzurluyuz. Ama her gece uyumadan önce kendime şu soruyu soruyorum:

“Bir kadının kendi hayatını kurması bencillik mi, yoksa hak mı? Siz olsanız ne yapardınız?”