Koridordaki Gölge: Annemi Huzurevine Bıraktığım Gün

“Zeynep, ne olur… Beni bırakma burada.” Annemin sesi, koridorda yankılandı. Elim kapı kolunda, gözlerim yerdeydi. O an, zaman durmuş gibiydi. Huzurevinin soğuk floresan ışıkları, annemin yüzündeki çizgileri daha da belirginleştiriyordu. Ellerim titriyordu. Kardeşim Murat, arkamda sessizce bekliyordu; gözlerinde öfke ve yorgunluk birbirine karışmıştı.

“Anne, lütfen… Bunu senin iyiliğin için yapıyoruz,” dedim, ama sesim bana ait değilmiş gibi geldi. Annem, gözlerimin içine baktı. O bakış… Çocukken ateşim çıktığında başımı okşayan, geceleri üstümü örten ellerin sahibinin bakışıydı. Şimdi ise o bakışta kırgınlık, korku ve çaresizlik vardı.

Her şey birkaç ay önce başlamıştı. Annem, babamı kaybettikten sonra hızla çökmüştü. Evde yalnız kalamıyor, sık sık eşyaları kaybediyor, bazen de kim olduğumuzu unutuyordu. İlk başta, “Geçici bir şeydir,” dedik. Ama bir sabah, annemi mutfakta, ocağı açık unutmuş halde bulduğumda, içimde bir şeyler koptu. O gün Murat’ı aradım.

“Murat, böyle devam edemeyiz. Annemize bir bakıcı bulmamız lazım,” dedim. Murat, “Benim işim çok yoğun, çocuklar küçük. Sen zaten evdesin, ilgilenirsin,” dedi. O an, her şeyin bana yıkılacağını anladım. Günler geçti, annemin durumu daha da kötüleşti. Geceleri uykusuz kalıyor, gündüzleri ise annemin peşinde dolanıyordum. Kendi hayatım yok olmuştu. Eşim Serkan, “Zeynep, bu şekilde devam edemezsin. Çocuklarımız da seni özlüyor,” dediğinde, suçluluk duygusuyla karışık bir öfke hissettim.

Bir gün, annem banyoda kayıp düştü. O an, korkudan ne yapacağımı bilemedim. Hastaneye koştuk. Doktor, “Annenizin sürekli gözetim altında olması lazım. Evde bakmak çok riskli,” dedi. O gece, Murat’ı tekrar aradım. “Murat, annemizi huzurevine yerleştirmekten başka çaremiz yok,” dedim. Murat, “Bunu nasıl yaparız? Komşular ne der? Annemiz bizi büyüttü, şimdi onu başımızdan mı atıyoruz?” diye bağırdı. O an, içimdeki suçluluk daha da büyüdü. Ama başka çaremiz yoktu.

Huzurevine başvuru yaptık. O gün geldiğinde, anneme “Biraz gezmeye gideceğiz,” dedim. Oysa içimden bir ses, “Yalan söylüyorsun,” diye bağırıyordu. Arabada yol boyunca annem, “Nereye gidiyoruz kızım?” diye sordu. “Anne, güzel bir yere gidiyoruz. Orada arkadaşların olacak,” dedim. Annem, “Benim arkadaşım sensin,” dediğinde gözlerim doldu.

Huzurevinin kapısında, Murat’la göz göze geldik. O da ağlıyordu. Annemi içeri aldılar. O an, annem arkasını dönüp bana baktı. “Zeynep, beni bırakma burada. Söz ver, sık sık gelirsin değil mi?” dedi. “Tabii ki anne,” dedim, ama içimde bir boşluk vardı. Annem, odasına yerleşirken ben koridorda kaldım. O koridorun soğukluğunu hâlâ hissediyorum. Bir yanım, “Başka çaren yoktu,” derken, diğer yanım, “Annene ihanet ettin,” diye fısıldıyordu.

O günden sonra hayatım normale dönmedi. Her gece, annemin o bakışını rüyamda görüyorum. Kardeşimle aramızda soğuk bir duvar örüldü. Murat, annemi nadiren ziyaret ediyor. Ben ise her hafta gidiyorum. Annem, her seferinde “Beni eve götür kızım,” diyor. Ben ise “Biraz daha iyileşince,” diyerek yalan söylüyorum. O yalanlar, içimde bir yara gibi büyüyor.

Bir gün, huzurevinde annemi ziyarete gittiğimde, odasında yalnız oturuyordu. Elinde eski bir fotoğraf vardı; ben, Murat ve annem, çocukken çekilmişiz. Annem, “Bak, ne güzel günlerdi… Şimdi herkes kendi yolunda. Ben ise burada, bir köşede unutuldum,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, seni unutmadık. Sadece… elimizden başka bir şey gelmiyor,” dedim. Annem, “Bir gün sen de yaşlanacaksın Zeynep. O zaman beni anlayacaksın,” dedi. O sözler, içime bir hançer gibi saplandı.

Toplumun baskısı da üzerimdeydi. Komşular, “Zeynep annesini huzurevine bırakmış,” diye fısıldaşıyorlardı. Markete gittiğimde, bazıları yüzüme bakmıyor, bazıları ise acıyarak gülümsüyordu. Eşim Serkan, “Boşver, insanlar konuşur,” dedi ama ben her bakışta kendimi yargılanmış hissediyordum.

Bir gece, Murat’la telefonda tartıştık. “Sen de gel annemi ziyaret et,” dedim. Murat, “Ben dayanamıyorum Zeynep. Annemi o halde görmek istemiyorum,” dedi. “Ama ben de tek başıma bu yükü taşıyamam!” diye bağırdım. Telefonu kapattıktan sonra, uzun süre ağladım. Kardeşimle aramızdaki bağlar kopmuştu. Annem için verdiğimiz mücadele, bizi birbirimizden uzaklaştırmıştı.

Bir gün, huzurevinden aradılar. Annem hastalanmıştı. Hastaneye koştum. Annem, yatakta halsiz yatıyordu. Elini tuttum. Gözlerini açtı, bana baktı. “Kızım, ben seni affettim. Biliyorum, zor bir karar verdin. Ama ben seni hep sevdim, hep seveceğim,” dedi. O an, içimdeki yük biraz hafifledi. Ama suçluluk duygusu hiç geçmedi.

Şimdi, annem huzurevinde yaşamaya devam ediyor. Ben ise her gece aynı soruyu soruyorum kendime: Annemi koridordaki o gölgede bırakmakla doğru olanı mı yaptım, yoksa annemi yalnızlığa mı mahkûm ettim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Annem için başka bir yol var mıydı?