Oğlumun Dağınıklığı ve Gelinimle Savaşım: Kendi Evimde Yabancı Olmak

“Yeter artık! Bir gün daha bu pisliğin içinde yaşamayacağım!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Oğlum Emre ve gelinim Derya, salonda televizyonun karşısında, ellerinde telefonlarıyla bana boş gözlerle baktılar. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır biriktirdiğim sabır, anlayış ve fedakârlık, o anın ağırlığı altında ezildi.

Ben, Hatice. 56 yaşındayım. Hayatım boyunca düzenli, temiz ve huzurlu bir evin hayalini kurdum. Eşim vefat ettikten sonra, oğlum Emre’yle birbirimize daha da kenetlendik. Onu büyütürken, ona iyi bir insan olmayı, sorumluluk sahibi olmayı, başkalarına saygı göstermeyi öğrettim. Ama şimdi, karşımdaki adamın benim oğlum olduğuna inanmakta zorlanıyorum.

Emre, üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulmakta zorlandı. Pandemiyle birlikte işsizlik arttı, o da eve döndü. Başta, “Anne, birkaç ay kalırım, sonra kendi düzenimi kurarım,” dedi. O birkaç ay, yıllara dönüştü. Sonra Derya’yla tanıştı. Derya, ilk başta çok tatlı, saygılı bir kızdı. Onu ailemize kabul etmekte hiç tereddüt etmedim. Düğünleri mütevazı oldu, ama mutlulukları gözlerinden okunuyordu. Evimizde bir oda onlara ait oldu. “Gençler, ev bulana kadar burada kalın,” dedim. Ama o ev bir türlü bulunamadı.

İlk başlarda, Derya bana yardım ederdi. Beraber yemek yapar, bulaşıkları yıkar, sohbet ederdik. Ama zamanla, Emre’nin tembelliği Derya’ya da bulaştı. Oğlum, odasını toplamaz, kirli çamaşırlarını banyoya atmaz, sofradan kalkınca tabağını bile mutfağa götürmez oldu. Derya da ona ayak uydurdu. Bir gün, “Anne, çok yorgunum, sonra toplarım,” dedi. O “sonra” hiç gelmedi.

Evdeki düzenim altüst oldu. Mutfakta biriken bulaşıklar, salonda yerlere atılmış çoraplar, banyoda birikmiş havlular… Her köşede bir dağınıklık. Bir gün, Emre’ye “Oğlum, biraz yardım etseniz ya,” dedim. “Anne, çalışıyoruz, çok yoruluyoruz,” dedi. Oysa ikisi de evde, iş aradıklarını iddia ediyorlar. Akşamları ise saatlerce dizi izliyorlar.

Bir gece, mutfağa su almaya kalktım. Ayağım bir tabakta kaydı, yere düştüm. Bileğim burkuldu. O an, gözlerim doldu. “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?” diye düşündüm. Sabah, Emre ve Derya uyanınca, “Anne, dikkat etsene,” dediler. Suçlu ben oldum.

Komşum Ayşe Hanım’a dert yandım. “Kızım, evlatlar büyüyünce dertleri de büyüyor,” dedi. Ama ben oğlumun bu kadar değişeceğini hiç düşünmemiştim. Eskiden titiz, düzenli bir çocuktu. Şimdi ise, evin içinde bana yabancı biri gibi.

Bir gün, Derya’nın annesi aradı. “Hatice Hanım, gençler size yük olmasın, isterseniz bizim eve gelsinler,” dedi. İçimden “Keşke!” dedim ama sesim çıkmadı. Oğlumun ve gelinimin başka bir eve gitmesini istemek, bir anne olarak bana ağır geldi. Ama artık sabrım kalmamıştı.

Bir akşam, sofrada yine tartışma çıktı. “Derya, şu sofrayı toplar mısın?” dedim. “Anne, Emre toplasın, ben bugün çok yoruldum,” dedi. Emre ise, “Ben de yorgunum, annem toplar zaten,” diye karşılık verdi. O an, masadaki tabakları yere fırlatmak istedim. Ama sadece içime attım. O gece, odama çekildim ve sessizce ağladım.

Ertesi gün, sabah erkenden kalktım. Evi baştan aşağı temizledim. Oğlum ve gelinim hâlâ uyuyordu. Onlara bir not bıraktım: “Bu evde herkesin sorumluluğu var. Eğer bu şekilde devam ederse, ben bu evde yaşayamam.” Sonra dışarı çıktım, sahile yürümeye gittim. Deniz kenarında otururken, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.

Dönüşte, evde bir sessizlik vardı. Emre ve Derya, mutfakta oturuyordu. Gözleri yerdeydi. “Anne, haklısın,” dedi Emre. “Ama biz de çok bunalıyoruz, iş bulamıyoruz, kendimizi işe yaramaz hissediyoruz.” Derya da gözyaşlarını sildi. “Ben de annemi özlüyorum, ama burada sana yük olduğumu hissetmek çok kötü,” dedi.

O an, onların da içinde bulundukları çıkmazı fark ettim. Ama yine de, bu dağınıklığın ve ilgisizliğin bahanesi olamazdı. “Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz,” dedim. “Ama birbirimize destek olmazsak, bu evde huzur kalmaz.”

O günden sonra, bir temizlik ve sorumluluk çizelgesi hazırladım. Herkesin görevi belli oldu. İlk başta zorlandılar, ama zamanla alıştılar. Yine de, bazen eski alışkanlıklarına dönüyorlar. Ben ise, her gün sabrımı sınamak zorunda kalıyorum.

Şimdi düşünüyorum da, bir anne olarak nerede hata yaptım? Oğlumu fazla mı korudum, fazla mı yük bindirdim? Gelinime yeterince destek olabildim mi? Yoksa bu yeni neslin sorumsuzluğu mu? Bazen kendimi suçluyorum, bazen onları…

Ama en çok da, kendi evimde yabancı gibi hissetmekten yoruldum. Her gün, “Acaba bugün evde huzur olacak mı?” diye uyanmak, insanı yavaş yavaş tüketiyor.

Sizce, bir anne olarak daha ne yapabilirim? Yoksa artık kendi huzurum için bencilleşme zamanı mı geldi?