Kimin Tarafındasın?
— Seçimini yap, Elif! Ya bizimlesin, ya onların yanında! Annemin sesi, marketin çıkışında yankılandı kulaklarımda. O an, elimdeki poşetleri sıkıca kavradım, parmaklarımın eklemleri bembeyaz kesildi. Sanki kasadaki sıradan alışverişim, birdenbire hayatımın en büyük sınavına dönüşmüştü.
O gün işten eve dönerken, apartmanın altındaki markete uğramıştım. Sırada beklerken, gözüm birden teyzem Zeynep’e takıldı. Annemin yıllardır konuşmadığı, çocukluğumun en güzel anılarını paylaştığım teyzem. Göz göze geldik, önce bir tereddüt etti, sonra hafifçe gülümsedi. Ben de ona yaklaştım, “Teyze, nasılsın?” dedim. O an, marketin floresan ışıkları altında, yıllardır birikmiş bir özlemin gölgesi düştü yüzüne.
— İyiyim Elif’ciğim, sen nasılsın? dedi, sesi titrek. Bir anlık sessizlik oldu. Sanki ikimiz de, aramızdaki o görünmez duvarı aşmaya çalışıyorduk. Sonra, “Annen nasıl?” diye sordu. İçimden bir şeyler koptu. Annemle teyzem, babamın vefatından sonra, miras yüzünden kavga etmişlerdi. O günden beri, ne bir bayramda ne de bir cenazede bir araya gelmişlerdi. Ben ise, iki ateş arasında kalmıştım.
Poşetlerimi toplarken, Zeynep teyze bana, “Bir kahveye gelmek ister misin?” dedi. O an, içimde bir savaş başladı. Annem duysa, kıyameti koparırdı. Ama çocukluğumun en güzel anılarını, bana masallar anlatan, saçımı okşayan teyzemi nasıl reddedebilirdim? “Olur,” dedim, “beş dakika uğrayayım.”
Teyzemin evine girdiğimde, eski günlerin kokusu sardı her yanı. Duvarlarda çocukluğumun fotoğrafları, köşede eski bir radyo. Bana bir fincan Türk kahvesi yaptı. Oturduk, sustuk. Sonra birden, “Elif, annen hâlâ bana çok kızgın mı?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bilmiyorum teyze, bazen seni çok özlüyor gibi geliyor, bazen de öfkesinden duvar örüyor.”
Teyzem başını eğdi. “Ben de onu çok özlüyorum. Ama o gün söylediklerimi geri alamam. Haklıydım belki ama, keşke susabilseydim.”
Kahvemizi bitirdik, vedalaştık. Eve dönerken, içimde bir huzursuzluk vardı. Kapıyı açtığımda annem mutfakta yemek yapıyordu. Beni görünce, “Nerede kaldın?” diye sordu. “Teyzemle karşılaştım, biraz sohbet ettik,” dedim. Annemin yüzü bir anda asıldı. “Onunla mı görüştün? Elif, sana kaç kere söyledim, o kadın bizim ailemizi böldü!”
Birden içimde bir öfke kabardı. “Anne, belki de siz birbirinizi anlamıyorsunuzdur. Belki de herkes biraz hata yapmıştır.” Annem bana döndü, gözleri dolu dolu. “Senin yaşında ben de böyle düşünürdüm. Ama hayat öyle değil. Herkesin bir tarafı vardır. Sen de bir gün seçmek zorunda kalacaksın.”
O gece odamda uyuyamadım. Annemin sözleri beynimde yankılandı. Gerçekten taraf seçmek zorunda mıyım? Neden ailedeki bir kavga, nesilden nesile taşınmak zorunda? Sabah işe giderken, annemle göz göze gelmemeye çalıştım. O ise kahvaltı masasını hazırlamış, sessizce çayını içiyordu.
İş yerinde de aklım hep evdeydi. Arkadaşım Ayşe, “Ne oldu, suratın asık?” diye sordu. “Aile meseleleri,” dedim. O da derin bir iç çekti. “Bizde de aynı. Annemle halam yıllardır konuşmuyor. Ben de arada kaldım.”
Akşam eve dönerken, apartmanın önünde komşumuz Emine teyze ile karşılaştım. “Kızım, annen seni çok seviyor ama bazen insanın kalbi kırılınca, tamir etmek zor oluyor,” dedi. Gözlerim doldu. “Ama ben iki tarafı da seviyorum, ne yapacağım?” diye sordum. Emine teyze başımı okşadı. “Zamanla öğrenirsin. Bazen en büyük cesaret, ilk adımı atmaktır.”
O gece, annemin odasına gittim. Kapıyı tıklattım. “Anne, konuşabilir miyiz?” dedim. Annem yatağında oturuyordu, gözleri yorgun. Yanına oturdum. “Anne, ben seni de teyzemi de çok seviyorum. Lütfen bana seçim yaptırma. Belki de siz de barışabilirsiniz.” Annem bir süre sustu. Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü. “Elif, ben de onu çok özlüyorum. Ama gururum izin vermiyor.”
O an annemin elini tuttum. “Bazen gururdan vazgeçmek, kaybetmek değildir. Belki de kazanmanın başka bir yoludur.” Annem bana sarıldı. “Sen büyümüşsün, Elif,” dedi. O gece, ilk defa annemin gözlerinde bir umut gördüm.
Ertesi gün, teyzemi aradım. “Teyze, annemle konuşmak ister misin?” dedim. Sessizlik oldu. Sonra, “Çok isterim,” dedi. O akşam, annem ve teyzem yıllar sonra ilk kez telefonda konuştular. Önce sessizce ağladılar, sonra yavaş yavaş konuşmaya başladılar. Belki her şey hemen düzelmeyecek, ama bir adım atılmıştı.
Şimdi düşünüyorum da, ailede taraf seçmek zorunda kalmak ne kadar adil? Peki ya siz, hiç iki ateş arasında kaldınız mı? Hangisi daha zor; sevdiklerinden birini kırmak mı, yoksa kendinden vazgeçmek mi?