Yetmişten Sonra Hayat: Gölgedeki Değişimler

“Anne, neden bu kadar sessizsin son zamanlarda?” Derya’nın sesi mutfağın loş ışığında yankılandı. Elimdeki çay bardağını masaya bırakırken, gözlerim camdan dışarıya, karanlık bahçeye kaydı. Kırk yıldır oturduğum bu evde, ilk defa kendimi bu kadar yabancı hissetmiştim. Derya’nın bakışları üzerimdeydi; sabırsız ve biraz da endişeliydi.

“Bazen insan konuşacak bir şey bulamıyor, kızım,” dedim. Sesim titredi mi, bilmiyorum. Derya, sandalyeyi bana yaklaştırdı. “Anne, lütfen… Ne oldu? Bir şey mi saklıyorsun benden?”

İçimde birikenleri anlatmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Yetmiş yaşı geçeli üç yıl oldu. Herkes bana ‘Maşallah, hâlâ çok dinçsin’ diyor ama kimse içimdeki yorgunluğu görmüyor. Sanki yaş aldıkça görünmez oluyorum; evde, sokakta, hatta kendi ailemin içinde bile.

Derya’nın gözlerinde sabırsız bir merak vardı. “Anne, bak… Ben de yoruluyorum bazen ama senin gibi içine atmıyorum. Paylaşmak lazım.”

Birden içimdeki öfke kabardı. “Senin yorgunluğunla benimki bir mi Derya? Senin önünde hâlâ yolun var. Benim önümdeyse sadece geçmişim ve anılarım…”

Derya sustu. O an, aramızdaki mesafenin yıllar içinde nasıl büyüdüğünü fark ettim. Oysa ben onun için her şeyi göze almıştım; babası vefat ettiğinde daha on iki yaşındaydı. Hem anne hem baba oldum ona. Şimdi ise, onun hayatında sadece bir gölge gibiyim.

Geçen hafta komşumuz Ayşe Hanım’ın cenazesine gitmiştim. Kimse onun ne kadar yalnız olduğunu bilmiyordu. Oğlu Almanya’da, kızı İstanbul’da… Cenazede üç kişi vardı: Ben, muhtar ve cami hocası. Eve dönerken kendi sonumu düşündüm; acaba benim cenazemde kimler olacak? Derya gelir mi? Torunum Efe hatırlar mı beni?

Bir akşam televizyonun karşısında otururken, haberlerde yaşlı bir kadının evinde ölü bulunduğunu izledim. Kimse fark etmemiş günlerce… O an içimde bir korku büyüdü: Ya ben de bir gün kimseye haber vermeden çekip gidersem?

Derya’nın işten geç gelmeleri arttı. Torunum Efe ise artık odasından çıkmıyor; bilgisayar başında saatler geçiriyor. Evdeki sesler azaldı, duvarlar kalınlaştı sanki. Bir gün Derya’ya sordum: “Kızım, ben ölürsem ne yaparsın?” Şaşırdı, gözleri doldu. “Anne, ne biçim laf bu? Tabii ki üzülürüm.”

Ama ben üzülmekten korkmuyorum; unutulmaktan korkuyorum.

Geçenlerde mahalleye yeni taşınan Emine Hanım’la pazara gittik. Yolda bana dedi ki: “Bizim yaşımızda insanın en çok ihtiyacı olan şey sohbet.” Haklıydı. Gençken insan kalabalık ister, yaşlanınca bir çift samimi söz yeter.

Bir gün Efe yanıma geldi, elinde telefon: “Babaanne, sana TikTok açalım mı?” Gülümsedim ama içim burkuldu. Benim dünyamda TikTok yoktu; benim dünyamda eski fotoğraflar, sararmış mektuplar ve sessiz akşamlar vardı.

Derya ile aramızdaki mesafe büyüdükçe, geçmişe daha çok sığınmaya başladım. Annemin bana öğrettiği yemekleri pişirdim; babamın eski radyosunu tamir ettim; gençliğimde yazdığım şiirleri bulup okudum. Ama hiçbir şey o boşluğu doldurmadı.

Bir akşam Derya ile tartıştık. “Anne, neden hep geçmişten bahsediyorsun? Hayat devam ediyor!” dedi bana. O an öyle kırıldım ki… “Senin için devam ediyor Derya! Benim içinse her gün biraz daha eksiliyor.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencerenin önünde oturup dışarıdaki sessizliği dinledim. Eskiden bu mahallede çocuk sesleri eksik olmazdı; şimdi herkes kapısına çekilmiş, kendi dünyasında.

Bir sabah Emine Hanım kapımı çaldı: “Çay koydum, gelir misin?” Gittim. İki saat boyunca çocuklarımızdan, kayıplarımızdan konuştuk. O an anladım ki yalnız değilmişim; benim gibi hisseden çok insan var bu şehirde.

Ama yine de en çok Derya’nın sevgisine ihtiyaç duyuyordum. Bir gün cesaretimi topladım ve ona mektup yazdım:

“Sevgili kızım,
Belki de sana söyleyemediklerimi ancak böyle anlatabiliyorum. Yaşlandıkça insanın sesi kısılıyor sanki; söylediklerimiz duyulmuyor ya da önemsenmiyor gibi geliyor bana. Biliyorum, senin de hayatın zor; işin var, oğlun var… Ama bazen sadece yanında olmak istiyorum; konuşmadan bile olsa… Çünkü insan yaşlandıkça en çok sevdiklerinin yanında olmak istiyor.
Seni seviyorum.
Annen”

Mektubu yastığının altına koydum. Ertesi sabah Derya bana sarıldı; uzun zamandır ilk defa bu kadar sıkı sarılmıştı.

Şimdi her akşam birlikte çay içiyoruz; bazen konuşuyoruz, bazen sadece susuyoruz ama artık o sessizlik eskisi kadar ağır gelmiyor.

Yine de merak ediyorum: Siz hiç görünmez olduğunuzu hissettiniz mi? Ya da sevdiklerinizle aranızdaki mesafe büyüdüğünde ne yapıyorsunuz?