Bir Hata, Bir Ömür: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
— Zeynep! Nereye gidiyorsun böyle, gece gece?
Annemin sesi arkamdan yankılandı. Kapının önünde, elinde eski bir şal, gözlerinde endişe ve öfke karışımı bir bakış vardı. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşacak sandım. Elimdeki valizi daha sıkı kavradım.
— Anne, lütfen… Şimdi tartışmayalım. Gitmem lazım.
Sokak lambalarının solgun ışığında, İstanbul’un Arnavut kaldırımlı dar sokağında yürümeye başladım. Yağmur ince ince yağıyor, saçlarım yüzüme yapışıyordu. Ayaklarımda eski bir çift bot, her adımda biraz daha su alıyor, topuklarımı acıtıyordu. Ama en çok canımı yakan, annemin arkamdan fısıldadığı o cümleydi:
— Bir hata yaptın diye bütün hayatını mahvetme Zeynep…
O hatayı nasıl yaptım? Nasıl bu kadar kör olabildim?
Her şey geçen yaz başladı. Üniversiteyi kazanmıştım; ailemin gururu olmuştum. Babam, “Kızım doktor olacak,” diye mahallede herkese anlatıyordu. Annem ise bana çeyiz hazırlamaya başlamıştı bile. Ama ben… Ben başka bir hayalin peşindeydim.
O gün, okulun kantininde otururken, Ali ile tanıştım. Gözlerinde bir sıcaklık, sözlerinde bir güven vardı. “Seninle konuşmak istiyorum,” dediğinde, kalbim yerinden çıkacak sandım. O günden sonra her şey hızla gelişti. Ali bana İstanbul’u, özgürlüğü ve aşkı vaat etti. Ben de ona inandım.
Bir gece, eve geç kaldım. Annem kapıda bekliyordu. Gözleri kıpkırmızıydı.
— Nerede kaldın Zeynep? Telefonlarını açmıyorsun!
— Arkadaşlarla ders çalışıyorduk anne, yemin ederim.
Yalan söylemek midemi bulandırdı ama başka çarem yoktu. O günden sonra yalanlar çoğaldı, vicdanım ağırlaştı. Ali ile daha çok buluşmaya başladım. Bir gün, “Gel birlikte başka bir şehirde yeni bir hayat kuralım,” dediğinde, gözüm hiçbir şeyi görmedi. Ailemi, hayallerimi, her şeyi arkamda bırakıp onunla gitmeye karar verdim.
Ama hayat filmlerdeki gibi değildi. Ali’nin bana anlattığı dünya, gerçeklerle hiç örtüşmüyordu. Birlikte kaçtığımız şehirde iş bulmak zordu. Paramız bitince tartışmalar başladı. Ali’nin yüzündeki o sıcaklık yerini öfkeye bıraktı. Bir gece bana bağırdı:
— Senin yüzünden bu haldeyiz! Aileni bırakmasaydın şimdi böyle olmazdı!
O an anladım ki, en büyük hatam kendimi ve ailemi hiçe saymaktı. O gece valizimi topladım ve sabaha karşı otogara gittim. İstanbul’a döndüm ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Eve vardığımda annem kapıyı açmadı. Babam ise odasından hiç çıkmadı. Kardeşim Elif bana bakarken gözlerini kaçırdı. O an anladım ki, bir hata sadece beni değil, bütün ailemi yaralamıştı.
Günlerce odama kapandım. Annemin mutfakta sessizce ağladığını duydum. Babamın akşam yemeklerinde hiç konuşmadığını fark ettim. Mahalledeki komşuların fısıltıları kulağıma kadar geliyordu:
— Yazık oldu Zeynep’e…
Bir gün annem odama geldi. Elinde eski bir fotoğraf albümü vardı.
— Bak kızım, sen küçüktün… Babana ilk defa “baba” dediğin günü hatırlıyor musun?
Gözlerim doldu. Annem yanımda oturdu ve saçlarımı okşadı.
— Herkes hata yapar Zeynep. Ama önemli olan, o hatadan ne öğrendiğindir.
Ama ben ne öğrenmiştim? Kendimi affedemiyordum. Üniversiteye geri dönmek istedim ama babam izin vermedi. “Ailemizin adını yeterince kirlettin,” dedi soğuk bir sesle.
O günden sonra evde bir yabancıya dönüştüm. Sabahları annemle kahvaltı yaparken sessizlik vardı. Akşamları televizyonun sesi bile huzur vermiyordu. Kardeşim Elif ise okuldan gelince odasına kapanıyordu.
Bir gün cesaretimi topladım ve babamın karşısına çıktım.
— Baba, lütfen… Bir şans daha ver bana. Hatalarımı telafi etmek istiyorum.
Babam gözlerimin içine bakmadı bile.
— Zeynep, bazı yaralar kolay kapanmaz.
O an içimde bir şeyler koptu. Odamda saatlerce ağladım. Pencereden dışarı bakarken İstanbul’un kalabalığına karışmak istedim. Belki orada kimse beni tanımazdı, belki orada yeniden başlayabilirdim.
Bir sabah valizimi topladım. Anneme bir not bıraktım: “Beni affet anne. Kendimi bulmam lazım.” Sokağa çıktığımda yağmur yağıyordu. Her adımda ayaklarım daha çok acıyordu ama içimdeki acı daha büyüktü.
Otobüs durağında beklerken yaşlı bir teyze yanıma oturdu.
— Kızım, neden ağlıyorsun?
— Hayat bazen çok ağır geliyor teyze…
Teyze elimi tuttu.
— Herkes hata yapar yavrum. Önemli olan yeniden ayağa kalkabilmek.
O an içimde bir umut ışığı yandı. Belki de hayatım bitmemişti; belki de yeni bir başlangıç yapabilirdim.
Şimdi, İstanbul’un kalabalığında kaybolmuşken, geçmişimden kaçmaya çalışıyorum ama vicdanım peşimi bırakmıyor. Her köşe başında annemin sesi kulağımda çınlıyor: “Bir hata yaptın diye bütün hayatını mahvetme Zeynep…”
Siz hiç tek bir hatanız yüzünden bütün hayatınızın değiştiğini hissettiniz mi? Affetmek mi daha zor, unutmak mı?