Bir Gece Yarısı Telefonu: Hayatımın Dönüm Noktası
Telefonun tiz sesi, gecenin sessizliğini yırtarak beni uykumun en derin yerinden çekip aldı. Gözlerimi açtığımda, odanın karanlığında telefonun ekranı parlıyordu: “Murat Arıyor.” Kalbim, sanki göğsümden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı. O an, içimde bir öfke ve merak dalgası yükseldi. Neden şimdi? Neden bu saatte?
“Alo,” dedim, sesim uykulu ve kırgın.
“Zeynep, uyandırdım değil mi?” Murat’ın sesi, yıllardır duymadığım kadar yorgun ve çaresizdi.
Bir an sustum. Yutkundum. “Evet, Murat. Saat gece üç. Ne oldu?”
O, her zamanki gibi lafı dolandırmaya başladı. Hava durumundan, işyerindeki sıkıntılardan, televizyonda izlediği haberlerden bahsetti. Sanki aramızda hiçbir şey yaşanmamış, sanki ben onun eski karısı değil de, uzak bir akrabasıymışım gibi. Ben ise, gözlerimi tavana dikip, içimden geçenleri bastırmaya çalışıyordum. Bazen başımı salladım, sanki görebilirmiş gibi. Ama tek kelime etmedim.
Birden sustu. Sessizlik, telefonun diğer ucunda ağırlaştı. “Zeynep… Ben… Ben çok yalnızım. Defne’yi göremiyorum. Seninle konuşmak istedim.”
İşte o an, içimdeki bütün duvarlar çatladı. Defne… Kızımız. Onun için yıllarca katlandığım, sustuğum, affettiğim adam. Ama sonunda, Murat’ın bencilliği, sorumsuzluğu ve bitmek bilmeyen kumar borçları yüzünden evliliğimiz paramparça olmuştu. Annem, “Boşanma, kızın için sabret,” demişti. Ama sabrım tükendiğinde, Defne’yi de alıp annemin evine dönmüştüm. O günden beri, Murat sadece ayda bir, bazen iki ayda bir Defne’yi arardı. Ama bu gece, ilk kez beni aramıştı.
“Murat, gece üç. Defne uyuyor. Ben de uyuyordum. Lütfen…” Sesim titredi, gözlerim doldu.
“Biliyorum, haklısın. Ama… Zeynep, ben hata yaptım. Çok hata yaptım. Senin kıymetini bilemedim. Şimdi her şey için çok geç mi?”
O an, içimde bir öfke patladı. “Geç Murat! Çok geç! Senin yüzünden annemin evinde, küçücük bir odada yaşıyoruz. Defne her gece babasını soruyor, ben ona ne diyeyim? Senin kumar borçlarını ödemek için altınlarımı sattım, annemin emekli maaşına göz diktin! Şimdi mi aklına geldi pişman olmak?”
Telefonun ucunda bir hıçkırık duydum. Murat ağlıyordu. O güçlü, gururlu adam şimdi bir çocuk gibi ağlıyordu. Ama içimde ona acıyacak hal kalmamıştı.
“Zeynep… Sadece bir kez daha konuşmak istedim. Belki affedersin diye değil… Sadece… Yalnızım. Kimsem yok. Annem bile yüzüme bakmıyor artık.”
Bir an sustum. İçimde bir boşluk hissettim. Evet, Murat bana çok acı çektirdi ama bir zamanlar onu sevmiştim. Birlikte hayaller kurmuştuk. O hayallerin enkazı altında kalmıştık.
“Murat, hayat devam ediyor. Ben de yalnızım bazen. Ama Defne için güçlü olmak zorundayım. Sen de öyle olmalısın.”
Telefon kapandıktan sonra uzun süre uyuyamadım. Annemin horultusu, Defne’nin derin nefesi arasında tavana bakıp düşündüm: Hayat neden bu kadar zor? Neden kadınlar hep yük taşımak zorunda kalıyor? Sabah olduğunda, annem mutfakta çay demliyordu.
“Kızım, gece kim aradı?” dedi, gözleriyle beni süzerek.
“Murat aradı anne. Yine pişmanlıklar, yine yalnızlık…”
Annem başını salladı. “Erkek milleti böyledir kızım. Sıkışınca arar, rahatlayınca unutur. Sen Defne’ye bak, başka kimseye güvenme.”
Defne uyanıp yanıma geldiğinde, gözlerimin şiş olduğunu fark etti. “Anne, ağladın mı? Babam mı aradı yine?”
Küçücük kollarıyla bana sarıldı. O an, bütün acılarım bir anda anlam kazandı. Defne için güçlü olmalıydım.
O gün işe gitmek için evden çıktığımda, mahalledeki komşuların bakışlarını üzerimde hissettim. Herkes biliyordu hikayemi. Herkes konuşuyordu: “Zeynep garibim, kocası kumara vurmuş, kızcağız annesinin evine dönmüş…”
İşyerinde de durum farklı değildi. Müdürüm Ayşe Hanım, bana her zaman destek olmaya çalışıyordu ama bazen onun da sabrı tükeniyordu.
“Zeynep Hanım, bugün biraz dalgınsınız. Bir sorun mu var?”
Başımı eğdim. “Yok Ayşe Hanım, biraz uykusuzum sadece.”
Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Akşam eve döndüğümde Defne’nin bana sarılması, annemin sessizce sofrayı kurması… Hepsi bana hayatın devam ettiğini hatırlatıyordu.
Bir akşam Defne yanıma gelip sordu: “Anne, babam bizi neden bırakıp gitti? Ben kötü bir şey mi yaptım?”
O an boğazım düğümlendi. “Hayır kızım, sen hiçbir şey yapmadın. Bazen büyükler hata yapar ama bu çocukların suçu değildir. Baban seni çok seviyor ama bazen insanlar yanlış kararlar verebilirler.”
Defne başını omzuma koydu. “Ben seni bırakmam anne. Hiçbir zaman…”
O gece yatağımda dönüp dururken düşündüm: Hayat bana ne zaman huzur verecek? Hepimiz ikinci bir şansı hak etmiyor muyuz? Sizce, geçmişin yükünü bırakıp yeniden başlamak mümkün mü?