Tez Ziyareti: Bir Cumartesi Sabahı Hayatımın Değiştiği An
“Zeynep, kalk kızım! Hadi, çocuklar aç!”
Gözlerimi açtığımda, yatak odamın kapısında kayınvalidem Fatma Hanım’ın gölgesi belirmişti. Saat yedi bile olmamıştı. Oysa haftalardır ilk defa cumartesi sabahı alarm kurmamış, biraz olsun dinlenmeyi hayal etmiştim. Ama o hayal, Fatma Hanım’ın yüksek sesi ve ardındaki iki yabancı çocuğun cılız bakışlarıyla tuzla buz oldu.
“Anne, ne oluyor? Kim bunlar?” diye mırıldandım, uykulu ve şaşkın.
Fatma Hanım’ın yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade vardı. “Kızım, bunlar Ayşe’nin çocukları. Kasım ve Elif. Ayşe’nin işi çıktı, ben de onları buraya getirdim. Sen nasılsa evdesin, bakarsın.”
O an içimde bir şeyler koptu. Kendi çocukluğumdan beri başkalarının isteklerini kendi hayatımın önüne koymaya alışmıştım. Ama bu sefer farklıydı. Bu sefer, bana hiç danışılmadan alınan bir kararla karşı karşıyaydım. Ve bu karar, bana ait olan tek huzurlu günü elimden alıyordu.
Yatakta doğruldum. “Anne, bana sormadan böyle bir şey yapamazsınız. Ben bugün dinlenmek istiyordum.”
Fatma Hanım’ın kaşları çatıldı. “Aman kızım, ne var bunda? İki çocuk işte. Hem senin de bir gün çocuğun olacak, alıştır kendini.”
İçimden bir öfke dalgası geçti. Eşim Mehmet ise hâlâ yanımda uyuyordu, hiçbir şeyden habersiz. O an yalnız olduğumu hissettim. Yıllardır süren bu sessiz kabullenişin yükü omuzlarıma çöktü.
Çocuklar salonda çekingen çekingen etrafa bakıyorlardı. Onların suçu yoktu elbette ama ben de artık kendi sınırlarımı korumak zorundaydım.
Yavaşça yataktan kalktım, üzerime sabahlığımı aldım ve salona geçtim. “Fatma Hanım, kusura bakmayın ama bugün çocuklara bakamayacağım. Planlarım vardı.”
Fatma Hanım’ın yüzü bir anda asıldı. “Ne planıymış o? Evde oturup dizi izlemek mi? Biraz fedakârlık yapmayı öğrenin artık! Bizim zamanımızda böyle miydi?”
Sözleri içimi acıttı ama geri adım atmadım. “Ben de insanım anne. Benim de dinlenmeye hakkım var.”
O an Mehmet uyanıp salona geldi. Gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Ne oluyor burada?”
Fatma Hanım hemen ona döndü: “Bak oğlum, karın çocuklara bakmak istemiyor! Ben de torunlarımı getirdim diye suçlu oldum!”
Mehmet bana baktı, sonra annesine döndü. Arada kaldığı belliydi. “Anne, keşke önceden haber verseydin…”
Fatma Hanım’ın sesi titredi: “Siz gençler hep böylesiniz! Sadece kendinizi düşünüyorsunuz! Ben olmasam kimse kimseye elini uzatmaz!”
O an gözlerim doldu. Yıllardır ailedeki sessiz yükleri taşıyan ben değilmişim gibi konuşuyordu. Her bayramda, her düğünde, her hastalıkta ilk koşan ben olmuştum. Ama şimdi bir gün kendime ayırmak istedim diye bencillikle suçlanıyordum.
Çocuklar hâlâ köşede sessizce bekliyordu. Onlara baktım; içimde hem suçluluk hem öfke vardı. Onların gözünde kötü kadın olmak istemezdim ama artık kendi hayatımı da savunmalıydım.
Fatma Hanım çantasını koluna taktı, çocukların elinden tuttu ve kapıya yöneldi. “Madem öyle, ben götürürüm onları başka yere! Ama unutmayın Zeynep Hanım, bu evde herkes sadece kendini düşünüyor!”
Kapı hızla kapandıktan sonra evde derin bir sessizlik oldu. Mehmet bana yaklaştı: “Belki biraz daha anlayışlı olabilirdin…”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Mehmet, ben hep anlayışlıydım! Bir gün kendimi düşündüm diye suçlu muyum?”
Mehmet sustu. O da ne diyeceğini bilemedi.
O gün boyunca içimde bir boşluk vardı. Annem aradı, sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini.
“Zeynep, kızım… Yine mi Fatma Hanım?”
“Evet anne… Yine ben kötü oldum.”
Annem derin bir nefes aldı: “Kızım, bazen hayır demeyi öğrenmek gerekir. Herkesin sınırı var.”
Telefonu kapattıktan sonra pencerenin önüne geçtim. Dışarıda çocuk sesleri vardı; hayat devam ediyordu ama benim içimde fırtına dinmiyordu.
Akşam olunca Fatma Hanım’dan bir mesaj geldi: “Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok.” O an anladım ki bu mesele sadece bugünün meselesi değildi; yıllardır süren birikmiş kırgınlıkların patlamasıydı.
Mehmet akşam yemeğinde sessizdi. Ben de öyle… Aramızda görünmez bir duvar örülmüştü sanki.
Gece yatağa uzandığımda kendi kendime sordum: Bir kadının kendi sınırlarını koruması neden bu kadar zor? Aile olmak demek her fedakârlığı sessizce yapmak mı? Yoksa bazen ‘hayır’ diyebilmek de aileye dahil mi?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayatınızda hiç böyle bir durumda kaldınız mı?