Karanlıkta Başlayan Hayaller: Bir Çöpçünün Umudu

“Yine mi geç kaldın, Oğuz?” Babamın sesi, mutfağın loş ışığında yankılandı. Saat daha üçü on geçiyordu. Gözlerimi ovuşturarak, annemin hazırladığı bayat simidi cebime attım. “Geç kalmadım baba, sadece biraz yorgunum.” dedim, ama sesim titriyordu. Her sabah olduğu gibi, İstanbul’un uykulu sokaklarına adım atmak için evden çıkarken içimde bir ağırlık vardı.

Çöp kamyonunun arkasında çalışmak kolay değildi. Ellerim, soğuktan çatlamıştı; bazen çöplerin arasında bulduğum eski kitapları gizlice cebime atardım. Çünkü hayalim, bir gün Boğaziçi Üniversitesi’nde mühendislik okumaktı. Ama mahallede kimse bana inanmazdı. “Çöpçü Oğuz, üniversite mi kazanacak?” diye alay ederlerdi.

Bir sabah, kamyonun arkasında çalışırken en yakın arkadaşım Serhat yanıma geldi. “Oğuz, niye bu kadar uğraşıyorsun? Zengin mi olacaksın?” dedi. Gözlerim doldu ama belli etmedim. “Ben sadece annemi şu evde mutlu görmek istiyorum Serhat. Başka bir şey istemiyorum.” dedim. Annem, yıllardır hasta; babam ise işsizliğin verdiği öfkeyle her gün daha da içine kapanıyordu.

Okuldan burs kazandığımda, annem gözyaşları içinde bana sarıldı. “Oğlum, bizim gururumuzsun.” dedi. Ama babamın yüzünde bir tebessüm bile yoktu. “Boş işlerle uğraşma, çalış da eve ekmek getir.” derdi hep. O an anladım ki, hayallerimle ailemin gerçekleri arasında sıkışıp kalmıştım.

Geceleri ders çalışmak için mum ışığında kitaplarımı açardım. Bazen uykusuzluktan başım masaya düşerdi. Bir gün, sınavdan düşük not aldığımda öğretmenim Ayşe Hanım beni kenara çekti. “Oğuz, senin potansiyelin var ama bu tempoyla kendini harcayacaksın.” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Başka çarem yok hocam.” dedim. “Ya çalışacağım ya da ailem aç kalacak.”

Bir gün, mahalledeki çocuklardan biri bana yaklaştı ve “Çöpçü abi, sen de mi okula gidiyorsun?” diye sordu. Gülümsedim ve eğildim: “Evet, hem de en iyi okullardan birine gitmek istiyorum.” dedim. Çocuğun gözlerinde bir umut parıltısı gördüm; belki de ilk defa bir çöpçünün hayal kurduğunu duymuştu.

Ama hayat kolay değildi. Bir sabah işten dönerken babamla büyük bir kavga ettik. “Senin yüzünden mahallede alay konusu olduk!” diye bağırdı bana. “Baban çöpçü olan bir mühendis mi olurmuş?” O an içimde bir şeyler kırıldı. Annem araya girdi: “Yeter artık! Oğuz’un hayalleri bizim kurtuluşumuz olabilir.” Babam sessizce odasına çekildi.

O gece uyuyamadım. Pencereden İstanbul’un ışıklarına baktım ve kendi kendime sordum: “Gerçekten başarabilir miyim?” Sabah olduğunda kararımı vermiştim; ne olursa olsun vazgeçmeyecektim.

Sınav günü geldiğinde ellerim titriyordu. Sınav salonunda önümdeki kağıda bakarken annemin gözyaşlarını, babamın öfkesini ve kendi korkularımı düşündüm. Kalemimi elime aldım ve içimden “Bu sadece benim sınavım değil, ailemin de sınavı.” dedim.

Aylar sonra sonuçlar açıklandığında, Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığımı öğrendim. Annem sevinçten bayıldı; babam ise sessizce gözyaşı döktü. O an anladım ki, bazen en büyük zaferler en sessiz anlarda yaşanır.

Şimdi üniversitedeyim; hâlâ sabahları çalışıyorum ama artık hayallerime daha yakınım. Mahalledeki çocuklar bana “Abi, biz de senin gibi olmak istiyoruz.” diyorlar.

Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıp kendi kendime soruyorum: “Bir insanın kaderi gerçekten değişebilir mi? Yoksa biz hep başladığımız yere mi döneriz?” Sizce gerçekten değişebilir miyiz?