Eşimin Annesinin Gölgesinde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yine mi oradasın, Mehmet? Yine mi annenin yanında?” diye bağırdım telefona, sesim titreyerek. O an, mutfakta elimdeki çay bardağına bakarken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Altı aydır her akşam aynı sahne: Mehmet eve gelmiyor, annesinin yanında kalıyor. Sözde kayınvalidem hastaydı; ama ben onun hastalığının ardında başka bir şey olduğunu hissediyordum.
Mehmet’in sesi telefonda yorgun ve uzak geldi: “Ne yapabilirim, Zeynep? Annem yalnız, hasta. Sen de biraz anlayışlı ol.”
“Ben de yalnızım, Mehmet! Benim yalnızlığım neden kimsenin umurunda değil?” dedim. Cevap vermedi. Sessizlik… O sessizlikte boğuluyordum.
Evliliğimizin başında her şey ne kadar güzeldi. Mehmet’le üniversitede tanışmıştık; o zamanlar annesiyle ilişkisi bu kadar baskın değildi. Ama evlendikten sonra işler değişti. Kayınvalidem, Hatice Hanım, sürekli arar, evimize gelir, her şeye karışırdı. Başta iyi niyetli sandım; ama zamanla onun oğlunu bana bırakmaya hiç niyeti olmadığını anladım.
Bir gün, işten eve dönerken apartmanın önünde Hatice Hanım’ı gördüm. Elinde poşetlerle bana bakıyordu. “Zeynep kızım, Mehmet bugün de bende kalacak. Yalnız bırakmak istemiyor beni,” dedi. Gözlerinde bir zafer parıltısı vardı sanki. O an içimde bir şeyler koptu.
Eve çıktım, koltuğa yığıldım. Annemi aradım. “Anne, ben ne yapacağım? Mehmet’i kaybediyorum,” dedim ağlayarak.
Annem derin bir nefes aldı: “Kızım, bazen erkekler annelerinin gölgesinden çıkamazlar. Ama sen de kendini ezdirme. Konuşun, anlat derdini.”
Ama anlatmak… Mehmet’le konuşmak artık imkansızdı. Her konuşmamız tartışmaya dönüyordu. Bir gece cesaretimi topladım ve Mehmet eve geldiğinde karşısına oturdum.
“Mehmet, bu böyle gitmez. Ya annenle ya benimle bir denge kurmak zorundasın,” dedim.
Mehmet başını öne eğdi: “Sen anlamıyorsun Zeynep. Annem bana küçükken hep sahip çıktı. Babam öldüğünde tek dayanağım oydu.”
“Ben de senin eşinim! Ben de senin ailenim artık!”
O gece Mehmet yine annesine gitti. Ben ise sabaha kadar ağladım.
Günler geçtikçe yalnızlığım büyüdü. İş yerinde arkadaşlarımın ailelerinden bahsettiği anlarda içime bir hüzün çöküyordu. Akşamları eve döndüğümde sessizlik duvar gibi üzerime yıkılıyordu. Bir gün dayanamadım, kayınvalidemin evine gittim.
Kapıyı Hatice Hanım açtı. Yüzünde sahte bir gülümseme vardı.
“Zeynep kızım, hoş geldin. Mehmet içeride.”
İçeri girdim, Mehmet televizyonun karşısında oturuyordu. Yanına oturdum.
“Mehmet, konuşmamız lazım,” dedim.
Hatice Hanım hemen araya girdi: “Kızım, Mehmet yorgun zaten. Hem ben de rahatsızım, tartışmayın şimdi.”
O an anladım ki bu evde bana yer yoktu. Ayağa kalktım, gözlerim dolu dolu:
“Mehmet, ben artık daha fazla dayanamıyorum. Ya bu evliliği kurtaracağız ya da herkes kendi yoluna gidecek.”
Mehmet’in gözleri doldu ama yine de annesinin yanından kalkmadı.
Eve döndüğümde kendimi aynanın karşısında buldum. Yüzümdeki çizgiler derinleşmişti; gözlerimde umut kalmamıştı sanki. O gece sabaha kadar düşündüm: Neden hep kadınlar fedakarlık yapmak zorunda kalıyor? Neden bir erkek annesiyle eşi arasında denge kuramıyor?
Bir hafta boyunca Mehmet’ten haber alamadım. Sonunda bir akşam kapı çaldı. Açtığımda karşımda Mehmet vardı; yorgun ve üzgün görünüyordu.
“Zeynep… Konuşabilir miyiz?” dedi kısık sesle.
Oturduk. Mehmet başını ellerinin arasına aldı.
“Biliyorum sana haksızlık ettim. Annemi bırakmak istemiyorum ama seni de kaybetmek istemiyorum,” dedi.
Gözlerim doldu: “Peki ya ben? Ben ne olacağım? Herkes senden bir şeyler bekliyor ama benim beklentilerimi kimse duymuyor.”
Mehmet sustu. Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra ekledi: “Belki de profesyonel yardım almalıyız… Bir aile terapistine gitsek?”
İçimde bir umut kıpırdadı ama aynı zamanda korku da vardı: Ya hiçbir şey değişmezse?
O gece yatağa uzandığımda tavanı izledim ve düşündüm: Bir kadın olarak ne kadar daha mücadele etmeliyim? Sevgi gerçekten her şeyi affeder mi? Yoksa bazen gitmek mi gerekir?
Siz olsanız ne yapardınız? Sevdiğiniz adamı annesinin gölgesinden kurtarmak için ne kadar savaşırdınız? Yoksa bırakıp gitmek mi en doğrusu olurdu?