Zoraki Bir Evliliğin Gölgesinde: Kaderin Sessiz Çığlığı

— Oğlum, nereye böyle aceleyle? Seni arabayla bırakayım!
Duyduğum ses, çocukluğumun kahramanı Dede Cemil’e aitti. Yedi yıl sonra köyümün istasyonuna ilk adımımı atarken, içimde hem sevinç hem de tarifsiz bir huzursuzluk vardı. Elimde anneme ve ablama aldığım hediyeler, cebimde ise yıllarca ormanda çalışarak biriktirdiğim paralar… Ama içimde bir boşluk, bir korku: Acaba döndüğümde her şey bıraktığım gibi mi olacaktı?

Arabaya binerken Cemil Dede’nin gözleri parladı. “Bak hele, bizim Mustafa’nın oğlu Murat değil mi bu?” dedi. Gülümsedim ama içimdeki fırtınayı saklamaya çalışıyordum. Yol boyunca köyde neler değiştiğini anlattı; kim evlenmiş, kim göç etmiş, kim vefat etmiş… Ama ben sadece eve varmayı ve annemin gözlerine bakmayı istiyordum.

Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu. Sarıldık; gözyaşları içinde, “Oğlum Murat’ım, iyi ki geldin!” dedi. Ablam Zeynep de yanımızdaydı. Sofrada eski günlerden konuşurken annem birden ciddileşti:

— Murat, artık evlenme vaktin geldi. Bizim komşu Hatice’nin kızı Elif var ya… Onunla konuşuldu. Düğünü hemen yapalım diyorlar.

Bir an nefesim kesildi. Yıllardır hayalini kurduğum özgürlüğüm, kendi hayatımı kurma umudum bir anda elimden alınmış gibiydi. Elif’i sadece uzaktan görmüştüm; ne konuşmuşluğum vardı ne de bir his beslemiştim. Annemin gözlerinde ise başka bir şey vardı: Korku ve çaresizlik.

— Anne, ben daha yeni geldim. Biraz dinleneyim, iş bulayım, belki başka planlarım olur…

Ablam hemen araya girdi:

— Murat, annem haklı. Elif’in ailesi çok iyi insanlar. Hem köyde herkes böyle yapıyor. Sen de başını bağla, düzenini kur.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Benim hayatım bu kadar mı değersiz? Sadece başkalarını mutlu etmek için mi yaşayacağım?”

Ertesi gün Elif’in ailesiyle söz kesildi. Elif’in gözlerinde de aynı korkuyu gördüm. Sessizce oturuyordu; ne bana bakıyor ne de konuşuyordu. İçimden ona “Kaçalım buradan!” demek geldi ama dilim varmadı.

Düğün hazırlıkları başladı. Köyde herkes konuşuyor: “Murat gurbetten döndü, Elif’le evleniyor.” Herkes mutlu görünüyordu ama ben her geçen gün biraz daha soluyordum. Annem ise sürekli “Bak oğlum, bu köyde başka türlü yaşanmaz,” diyordu.

Bir gece ablamla tartıştık:

— Zeynep, ben istemiyorum bu evliliği!
— Murat, anneni düşün biraz! Babamız öldüğünden beri o kadın seni bekledi, şimdi de torun sevinci yaşamak istiyor. Hepimiz geleneklere uymak zorundayız.

O an anladım ki bu sadece benim hikâyem değildi; annemin yalnızlığı, ablamın evde kalma korkusu, Elif’in çaresizliği… Hepimiz zincirlenmiştik.

Düğün günü geldiğinde içimde fırtınalar kopuyordu. Elif’le göz göze geldiğimizde fısıldadı:

— Sen de istemiyorsun değil mi?
Başımı eğdim. O da ağlamaya başladı.

Düğünden sonra evimize geçtiğimizde aramızda garip bir sessizlik vardı. Elif mutfağa geçti, ben ise odama çekildim. O gece sabaha kadar düşündüm: Kaçıp gitsem mi? Yoksa bu hayata boyun mu eğsem?

Günler geçtikçe Elif’le aramızda bir dostluk oluştu ama aşk yoktu. Herkes dışarıdan mutlu bir aile gördüğünü sanıyordu ama biz iki yabancıydık aynı çatı altında.

Bir akşam Elif bana döndü:

— Murat, ben de senin gibi hissediyorum. Ama ailem için susuyorum. Belki zamanla alışırız diyorlar ama ben her geçen gün kendimi kaybediyorum.

Onun gözyaşlarını görünce içim parçalandı. Birbirimize sarıldık ve sessizce ağladık.

Aylar geçti. Annem torun isteğini her fırsatta dile getiriyordu. Elif ise içine kapanmıştı; ben de iş bulmak için şehre gitmeye karar verdim. Anneme söylediğimde yine tartışma çıktı:

— Oğlum, sen de mi bırakıp gideceksin beni?
— Anne, burada boğuluyorum! Kendi hayatımı kurmak istiyorum.

Ablam araya girdi:

— Murat, herkesin kaderi böyle burada! Sen neden farklı olasın ki?

O gece Elif’le konuştuk:

— Ben gitmek istiyorum Elif. Belki sen de kendi yolunu çizersin.

Elif başını salladı:

— Belki de en doğrusu bu…

Ertesi sabah köyden ayrılırken annemin gözyaşları içimi yaktı ama ilk defa kendim için bir adım attığımı hissettim.

Şimdi şehirde yalnız bir odada otururken hâlâ kendime soruyorum: “Kendi mutluluğum için ailemi üzmek bencillik mi? Yoksa herkesin kendi yolunu çizmesi mi gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?”